ТУРЕЦКИЙ ЯЗЫК. Türkçe oğreniyorum. Русский язык. Rusça oğreniyorum.

Объявление

ТУРЕЦКИЙ ЯЗЫК В СКАЙПЕ с 15 июля. Объявляется набор в группы В1 (только 3 человека), A2 и А1 (4-8 человек) https://www.facebook.com/groups/ogren.turkce/permalink/2119387888072789

Информация о пользователе

Привет, Гость! Войдите или зарегистрируйтесь.



Anadolu Masalları. Altın Tas (золотая миска)

Сообщений 1 страница 2 из 2

1

Altın Tas (золотая миска)

Keloğlan'ın ak saçlı anası, o beş kuruşu bulmasa (если бы седовласая мать Кельоглана эти пять курушей не нашла) bunların hiçbiri olmayacaktı (ничего бы этого не произошло). Rahatlan, uykuları kaçmayacaktı (покой и сон не потеряли бы), birbirlerine girmeyeceklerdi böyle (не запутались бы так; birbirine girmek — запутаться; girmek — входить)! Ama yoksul bir insan (но разве бедный человек), yerde parıl parıl bir beş kuruş görür de (на земле блестящие пять курушей увидя) almadan edebilir miydi (не поднять их сможет)? Hem sonra, nereden bileceklerdi (ну и потом, откуда они могли знать)?

Keloğlan'ın ak saçlı anası, o beş kuruşu bulmasa bunların hiçbiri olmayacaktı. Rahatlan, uykuları kaçmayacaktı, birbirlerine girmeyeceklerdi böyle! Ama yoksul bir insan, yerde parıl parıl bir beş kuruş görür de almadan edebilir miydi? Hem sonra, nereden bileceklerdi?

Yaşlı kadın beş kuruşu bulup getirince (когда старуха пять курушей нашла и принесла), Keloğlan anlatılmayacak kadar sevinmiş (Кельоглан неописуемо обрадовался), havalara sıçramıştı («в воздух» подпрыгнул). O kadar yaşlı olmasa (если бы она не была такой старой), anası da sıçrayacaktı (и мать его попрыгала бы), o da öylesine sevinçliydi (так она была рада), ama sevinçleri uzun sürmedi (но радость их не долго длилась). Bu parayı ne yapacaklarını düşünmeye başladıkları zaman (с этими деньгами, что им делать, раздумывать когда начали), hemen anlaşmazlık baş gösterdi (сразу же ссориться начали: «недопонимание голову показало = появилось»). Sürü sürü şeyler düşünüyorlar (о разных вещах думают), hiçbirinde karar kılamıyorlardı (и никакого решения принять не могут). Uyuşamıyorlardı (заснуть не могут), istekleri birbirini tutmuyordu (желания друг друга им не нравятся). İkisi de açtı (оба голодные), kaç saattir bir şeycikler yememişlerdi (уже сколько часов ничего не ели), ama şöyle sıcak mı sıcak, yumuşak mı yumuşak bir ekmek alıp (но такого теплого-претеплого, мягкого-премягкого хлеба купить) karınlarını doyurarak (досыта наесться: «наполнить желудки») rahat bir uyku kestirmeyi (и спокойно заснуть) akıllarından bile geçirmiyorlardı (на ум им даже не пришло).

Yaşlı kadın beş kuruşu bulup getirince, Keloğlan anlatılmayacak kadar sevinmiş, havalara sıçramıştı. O kadar yaşlı olmasa, anası da sıçrayacaktı, o da öylesine sevinçliydi, ama sevinçleri uzun sürmedi. Bu parayı ne yapacaklarını düşünmeye başladıkları zaman, hemen anlaşmazlık baş gösterdi. Sürü sürü şeyler düşünüyorlar, hiçbirinde karar kılamıyorlardı. Uyuşamıyorlardı, istekleri birbirini tutmuyordu. İkisi de açtı, kaç saattir bir şeycikler yememişlerdi, ama şöyle sıcak mı sıcak, yumuşak mı yumuşak bir ekmek alıp karınlarını doyurarak rahat bir uyku kestirmeyi akıllarından bile geçirmiyorlardı.

Açlıklarını susturmak, rahat bir uyku kestirmek şöyle dursun (куда там голод утолить и спокойно заснуть), büsbütün kaçırıyorlardı uykularını (про сон и думать забыли), açlığa da kulak asmıyorlardı (на голод внимание не обращают: bir şeye kulak asmak — обращать внимание на что-то). Bir beş kuruşun üstüne (на пяти курушах) fildişi saraylar gibi düşler kuruyorlardı (подобные замкам из слоновой кости мечты строили; fil — слон; diş — зуб). Keloğlan bir at almak istiyordu (Кельоглан коня хотел купить). Yaşlı kadın bu düşüncede değildi (старуха так не думала). "Eşek alalım daha iyi, ben ata binemem!" diyordu (осла давай купим, лучше будет, я на коня не залезу, говорила). Keloğlan, buna da razıydı (Кельоглан на это согласился), ama eşek erkek olsun istiyordu (но пусть этот осел будет самцом), çalgıya düşkün bir çocuktu (музыку любящим парнем он был): "Hiç değilse (по крайней мере) arada bir anırır (иногда хоть заревет) da kulaklarımızın pasını giderir (наших ушей ржавчина сойдет = уши нам прочистит)," diye söyleniyordu. Anası çok kızıyordu bu düşünceye (мать его очень рассердилась на такие мысли), küplere biniyordu (в ярость пришла): "Öyle şey olmaz!" diyordu (такого не будет, сказала).

Açlıklarını susturmak, rahat bir uyku kestirmek şöyle dursun, büsbütün kaçırıyorlardı uykularını, açlığa da kulak asmıyorlardı. Bir beş kuruşun üstüne fildişi saraylar gibi düşler kuruyorlardı. Keloğlan bir at almak istiyordu. Yaşlı kadın bu düşüncede değildi. "Eşek alalım daha iyi, ben ata binemem!" diyordu. Keloğlan, buna da razıydı, ama eşek erkek olsun istiyordu, çalgıya düşkün bir çocuktu: "Hiç değilse arada bir anırır da kulaklarımızın pasını giderir," diye söyleniyordu. Anası çok kızıyordu bu düşünceye, küplere biniyordu: "Öyle şey olmaz!" diyordu.

"Dişi eşek alırsak yavrular (если купим ослицу; dişi — самка, она даст потомство). Yavrusu büyür (потомство вырастет), o da yavrular (и тоже даст потомство), onun yavrusu (то потомство), bunun yavrusu (это потомство), ötekinin yavrusu (следующее потомство), berikinin yavrusu (еще несколько потомств), yavrusunun yavrusu (потомство потомства), derken zengin olup çıkarız (глядишь, и разбогатеем)," diyordu. Keloğlan da bu düşünceyi beğenmiyordu (Кельоглану эти мысли не понравились), çalgıya düşkün bir çocuktu (музыку любящим парнем он был). "En iyisi bir kaval alalım (лучше всего давай купим свирель), ben çalarım, sen dinlersin (я буду играть, а ты слушать)!" diyordu. Yaşlı kadın çok güzel bir çiftlik almayı düşünüyordu (старуха же хороший земельный надел купить думала) Beş kuruşla ne bir eşek ne bir ev ne de bir çiftlik alınabileceğini (а о том, что на пять курушей ни осла, ни дом, ни земельный надел не купишь) belki şöyle doğru dürüst bir kaval bile alınamayacağını düşünmüyorlardı (да, может быть, честно говоря, и свирель даже не купишь, не думали). Düşünmemekte de haklıydılar (но не думать имели право). Geceydi (была ночь), gökte yıldızlar vardı (на небе звезды были), ay pırıl pırıldı (луна сияла). Gece oldu mu (ночь наступила), gökte yıldızlar göz kırpıp da ay parladı mı (на небе звезды мигали и месяц сиял), kimi insanlar bütün gerçekleri unutur (некоторые люди, все действительное забыв), uyanık düşler görürlerdi (наяву грезили: «бодрствуя, сны видели»). Bu yoksul insanlar da öyleydiler (эти бедные люди тоже были из таких).

"Dişi eşek alırsak yavrular. Yavrusu büyür, o da yavrular, onun yavrusu, bunun yavrusu, ötekinin yavrusu, berikinin yavrusu, yavrusunun yavrusu, derken zengin olup çıkarız," diyordu. Keloğlan da bu düşünceyi beğenmiyordu, çalgıya düşkün bir çocuktu. "En iyisi bir kaval alalım, ben çalarım, sen dinlersin!" diyordu. Yaşlı kadın çok güzel bir çiftlik almayı düşünüyordu. Beş kuruşla ne bir eşek ne bir ev ne de bir çiftlik alınabileceğini, belki şöyle doğru dürüst bir kaval bile alınamayacağını düşünmüyorlardı. Düşünmemekte de haklıydılar. Geceydi, gökte yıldızlar vardı, ay pırıl pırıldı. Gece oldu mu, gökte yıldızlar göz kırpıp da ay parladı mı, kimi insanlar bütün gerçekleri unutur, uyanık düşler görürlerdi. Bu yoksul insanlar da öyleydiler.

Ama sabah olup güneş doğunca (но, когда утро наступило и солнце взошло), gece düşündükleri şeyler akıllarına geldi (ночные мысли свои вспомнили: «им на ум пришли») de kahkahalarla güldüler (и хохотать начали: «с хохотом смеялись»). Buldukları beş kuruşla bir olta almaya karar verdiler (на найденные пять курушей удочку купить решили: «решение дали»). Çabucak da yerine getirdiler kararlarını (быстро осуществили свое решение; yerine getirmek — выполнять, осуществлять: «к его месту приводить»). Keloğlan oltayı alıp ırmağa gitti (Кельоглан удочку купил и на речку пошел). Bir, iki, üç balık tuttu her gün (одну, две, три рыбы ловил каждый день), pazara götürüp sattı (на базар относил и продавал). Bir balığa yüz para (за одну рыбу сто пара (мелкая монета, сто пара = один куруш)), iki balığa beş kuruş (за две рыбы пять курушей), üç balığa yedi sekiz kuruş verdiler (за три рыбы семь-восемь курушей давали). O da bu parayla ekmek aldı (он же на эти деньги хлеб покупал), peynir aldı, helva aldı (сыр покупал, халву покупал), eve götürdü (домой приносил). Yediler, içtiler, uyudular (ели, пили, спали), güzel güzel yaşadılar (очень хорошо жили). Doğrusu çok güzel kullanmışlardı paralarını (и правда, очень хорошо использовали деньги), sevinç içindeydiler (радости были полны), üstelik bu sevinç bitmeyecek gibiydi (да к тому же эта радость все не кончалась). Ama Keloğlan büyük bir balık tuttu bir gün (но Кельоглан большую рыбу поймал однажды), bu balık her şeyi değiştirdi (эта рыба все изменила).

Ama sabah olup güneş doğunca, gece düşündükleri şeyler akıllarına geldi de kahkahalarla güldüler. Buldukları beş kuruşla bir olta almaya karar verdiler. Çabucak da yerine getirdiler kararlarını. Keloğlan oltayı alıp ırmağa gitti. Bir, iki, üç balık tuttu her gün, pazara götürüp sattı. Bir balığa yüz para, iki balığa beş kuruş, üç balığa yedi sekiz kuruş verdiler. O da bu parayla ekmek aldı, peynir aldı, helva aldı, eve götürdü. Yediler, içtiler, uyudular, güzel güzel yaşadılar. Doğrusu çok güzel kullanmışlardı paralarını, sevinç içindeydiler, üstelik bu sevinç bitmeyecek gibiydi. Ama Keloğlan büyük bir balık tuttu bir gün, bu balık her şeyi değiştirdi.

Hem çok büyük, hem çok güzel bir balıktı bu (и очень большой, и очень красивой была эта рыба). Baktın mı gözlerin kamaşıyordu (как посмотришь, глаза слепит), bakmaya doyamıyordun (насмотреться не можешь). Ama Keloğlan hiç mi hiç kulak asmadı balığa (но Кельоглан совсем внимания не обратил на рыбу), hiç de öyle hayran kalmadı (совсем не восхитился: «удивленным, восхищенным не остался»). Yorgundu, canı sıkılıyordu (он был уставшим, душа его болела). Nasıl sıkılmasındı (да и как ей не болеть)? Karşısında padişahın sarayı vardı (напротив него дворец падишаха стоял), pencerede de padişahın kızı (а в окне дочь падишаха). Kız durmadan gülüyor (девушка без остановки смеялась), alay ediyordu (подшучивала: «насмешки делала»), başına şekerler atıyor (ему на голову сладости кидала), şekerler başını acıtıyordu (сладости голове боль причиняют). Bunun için daha fazla durmadı (поэтому больше не стал ждать), balığı alıp pazara götürdü (взял рыбу и на базар отнес), bir aşağı, bir yukarı dolaştırmaya başladı (туда, сюда: «вниз, вверх» прохаживаться начал; bir aşağı bir yukarı — туда-сюда).

Hem çok büyük, hem çok güzel bir balıktı bu. Baktın mı gözlerin kamaşıyordu, bakmaya doyamıyordun. Ama Keloğlan hiç mi hiç kulak asmadı balığa, hiç de öyle hayran kalmadı. Yorgundu, canı sıkılıyordu. Nasıl sıkılmasındı? Karşısında padişahın sarayı vardı, pencerede de padişahın kızı. Kız durmadan gülüyor, alay ediyordu, başına şekerler atıyor, şekerler başını acıtıyordu. Bunun için daha fazla durmadı, balığı alıp pazara götürdü, bir aşağı, bir yukarı dolaştırmaya başladı.

Balığı görenler başına toplanıyor (рыбу увидевшие вокруг него собираются), hayran hayran bakıyor (восхищенно смотрят), ellerini sürüyorlar (руки протягивают), "Çok güzel bir balık (очень красивая рыба), görülmedik bir balık (невиданная рыба), pulları altın sanki (ее чешуя золотая словно)," diyorlardı. En az vereni yirmi beş kuruş veriyordu (самое маленькое двадцать пять курушей дают). Keloğlan da kızıyordu (Кельоглан же злится), öfkeyle bakıyordu yüzlerine (с гневом смотрит на их лица). Daha dün dört balık getirmişti de (еще вчера четыре рыбины приносил) kimsecikler on kuruştan bir metelik fazla vermemişti (никто ни на копейку больше, чем десять курушей не предложил). Bunun için, kendisiyle alay ediyorlar sandı (поэтому, что над ним подшучивают, посчитал), suratını astı (насупился: «лицо повесил»). O böyle suratını asınca (а когда он так вот расстроился) ötekiler de "parayı az buldu" diye düşündüler (люди подумали, ему кажется, мы мало денег даем).
"Hadi, otuz kuruş olsun!" dediler (пусть будет тридцать курушей).
"Hadi elli kuruş olsun!" dediler (путь будет пятьдесят курушей).

Balığı görenler başına toplanıyor, hayran hayran bakıyor, ellerini sürüyorlar, "Çok güzel bir balık, görülmedik bir balık, pulları altın sanki," diyorlardı. En az vereni yirmi beş kuruş veriyordu. Keloğlan da kızıyordu, öfkeyle bakıyordu yüzlerine. Daha dün dört balık getirmişti de kimsecikler on kuruştan bir metelik fazla vermemişti. Bunun için, kendisiyle alay ediyorlar sandı, suratını astı. O böyle suratını asınca ötekiler de "parayı az buldu" diye düşündüler.
"Hadi, otuz kuruş olsun!" dediler.
"Hadi elli kuruş olsun!" dediler.

Biri de tuttu (один пристал): "Uzatma be Keloğlan, bir lira vereyim de bırak şu balığı (не тяни, Кельоглан, лиру тебе дам, отдай эту рыбу)!" dedi. Keloğlan bunu duyunca iyice sinirlendi (Кельоглан, это услышав, по-настоящему разозлился; sinir — нерв/ы/). Döndü, evine geldi (повернулся, домой пошел). Hâlâ geçmemişti öfkesi (до сих пор = еще не прошел его гнев), geçecek gibi de değildi (не похоже было, что пройдет).
"Ne o?" diye sordu yaşlı kadın (что такое, спросила старуха). "Suratın neden böyle asık? (почему так насупился) Balığı neden satmadın (рыбу почему не продал)? Ne diye geri getirdin (отчего назад принес)?" Keloğlan yüzünü buruşturdu (Кельоглан лицо поморщил; buruş — морщина, складка):
"Benimle dalga geçtiler (надо мной издевались: «волну гнали»; dalga geçmek — издеваться, прикалываться), alay olsun diye otuz kuruş, elli kuruş, yetmiş kuruş verdiler (в шутку тридцать, пятьдесят, семьдесят курушей предлагали). Yüz para verseler bırakacaktım (если бы сто пара кто дал, продал бы рыбу), ama öylesi çıkmadı," dedi (но так не вышло, сказал).
"Neden alay etsinler, bu balık çok güzel!" dedi anası (почему же подшучивали, эта рыба очень красивая, сказала его мать).
Keloğlan anasına da kızdı, ayağını yere vurdu (Кельоглан и на мать разозлился, ногой в землю топнул):
"Alay ettiler işte!" diye haykırdı (подшучивали и все тут, выкрикнул; işte — вот, итак, как раз).
"Peki, peki, senin dediğin olsun," dedi yaşlı kadın (ладно, ладно, пусть будет по-твоему: «как ты говоришь», сказала старуха). "Gel, bunu da biz yiyelim (давай, мы сами ее съедим). Irmağa götür, yıka, ayıkla da pişirelim (на речку отнеси, помой, выпотроши, и приготовим ее; pişirmek — варить)."

Biri de tuttu: "Uzatma be Keloğlan, bir lira vereyim de bırak şu balığı!" dedi. Keloğlan bunu duyunca iyice sinirlendi. Döndü, evine geldi. Hâlâ geçmemişti öfkesi, geçecek gibi de değildi.
"Ne o?" diye sordu yaşlı kadın. "Suratın neden böyle asık? Balığı neden satmadın? Ne diye geri getirdin?" Keloğlan yüzünü buruşturdu:
"Benimle dalga geçtiler, alay olsun diye otuz kuruş, elli kuruş, yetmiş kuruş verdiler. Yüz para verseler bırakacaktım, ama öylesi çıkmadı," dedi.
"Neden alay etsinler, bu balık çok güzel!" dedi anası.
Keloğlan anasına da kızdı, ayağını yere vurdu:
"Alay ettiler işte!" diye haykırdı.
"Peki, peki, senin dediğin olsun," dedi yaşlı kadın. "Gel, bunu da biz yiyelim. Irmağa götür, yıka, ayıkla da pişirelim."

Keloğlan balığı alıp ırmağa gitti (Кельоглан рыбу взял и на речку пошел). Önce pullarını kazıdı (сначала от чешуи очистил), başını kesti (голову отрезал), sonra karnını yardı (потом брюхо рассек). Karnını yarınca şaşırıp kaldı (брюхо разрезав, остолбенел). Balığın karnında bir tas vardı (у рыбы в животе миска была)! Yemyeşil yosun tutmuştu (зеленая-презеленая, вся в водорослях: «презеленые водоросли /со/держала»). Yosunları silip de bakınca (водоросли оттер и посмотрел), kara gözleri kamaştı (карие глаза его ослепли от блеска), neye uğradığını bilemedi (на что наткнулся, понять не может). Küçük tas pırıl pırıldı (маленькая миска блестит), ışıklar saçıyordu (свет распространяет). Altındı (золотая ли), belki de değildi (может, и нет), belki çok daha değerli (может, еще ценнее), belki hiç görülmedik bir şeydi (может, вообще какая-то невиданная вещь). Keloğlan altın tasını suya batırdı (Кельоглан золотую миску в воду окунул). Tasa dolan sular altın olup (миску заполнившая вода в золото превратилась) ırmağın dibine döküldü (и на дно речки посыпалась). Keloğlan bütün bütün şaşırdı (Кельоглан совсем поразился), tası suya bir daha batırdı (миску в воду снова окунул), çıkardı, içindeki suyu yanına boşalttı (вытащил и воду возле себя вылил). Su daha yere düşmeden altın oluverdi (вода, земли не успев коснуться, в золото превратилась). Keloğlan öyle bir sevindi, öyle bir sevindi ki (Кельоглан так обрадовался, так обрадовался), sevincinden aklı başından gitti (что от радости рассудок потерял), bir şeycikler düşünemez oldu (все на свете забыл: «ни о чем не думать стал»).

Keloğlan balığı alıp ırmağa gitti. Önce pullarını kazıdı, başını kesti, sonra karnını yardı. Karnını yarınca şaşırıp kaldı. Balığın karnında bir tas vardı! Yemyeşil yosun tutmuştu. Yosunları silip de bakınca, kara gözleri kamaştı, neye uğradığını bilemedi. Küçük tas pırıl pırıldı, ışıklar saçıyordu. Altındı, belki de değildi, belki çok daha değerli, belki hiç görülmedik bir şeydi. Keloğlan altın tasını suya batırdı. Tasa dolan sular altın olup ırmağın dibine döküldü. Keloğlan bütün bütün şaşırdı, tası suya bir daha batırdı, çıkardı, içindeki suyu yanına boşalttı. Su daha yere düşmeden altın oluverdi. Keloğlan öyle bir sevindi, öyle bir sevindi ki, sevincinden aklı başından gitti, bir şeycikler düşünemez oldu.

Gene de doldurup boşaltıyordu tası (снова наполняет и опорожняет миску), bırakacak gibi değildi (останавливаться не собирается). Ama bu sırada bir el dokundu omzuna (но тут чья-то рука дотронулась до его плеча), başını kaldırdı (он поднял голову), karşısında padişahın kızı, tatlı tatlı gülümsüyordu (напротив него дочь падишаха ласково-преласково улыбается). "Bu tası bana verir misin?" dedi (отдашь эту миску мне, спросила).
Keloğlan ne güldü, ne bir şey söyledi (Кельоглан не засмеялся, ничего не сказал). Güzel kızın gözlerine bakmakla yetindi (только красавице в глаза посмотрел; yetinmek — ограничиваться, довольствоваться).
"Ne olur, o tası bana ver," dedi padişahın kızı (пожалуйста, эту миску мне отдай, сказала дочь падишаха), "o tası bana verirsen, ne istersen veririm sana (если эту миску мне отдашь, что захочешь, дам тебе), ne dersen yaparım (что скажешь, сделаю), nereye istersen gelirim (куда захочешь, пойду)," dedi.

Gene de doldurup boşaltıyordu tası, bırakacak gibi değildi. Ama bu sırada bir el dokundu omzuna, başını kaldırdı, karşısında padişahın kızı, tatlı tatlı gülümsüyordu. "Bu tası bana verir misin?" dedi.
Keloğlan ne güldü, ne bir şey söyledi. Güzel kızın gözlerine bakmakla yetindi.
"Ne olur, o tası bana ver," dedi padişahın kızı, "o tası bana verirsen, ne istersen veririm sana, ne dersen yaparım, nereye istersen gelirim," dedi.

Keloğlan gene konuşmadı (Кельоглан снова ничего не сказал). Sonra birden aklı başına geldi (потом вдруг рассудок к нему вернулся), düşünmeye başladı (он думать начал), "Çok tuhaf, çok tuhaf!" dedi içinden (очень странно, очень странно, сказал он про себя). Hakkı da yok değildi hani (не может такого быть), daha birkaç saat önce kendisiyle alay eden (всего лишь несколько часов назад над ним смеявшаяся), başına şekerler atan güzel kızın (на голову ему сладости кидавшая красавица) şimdi tıpış tıpış yanına gelmesi (теперь тихонько к нему подходит), önünde diz çökmesi (при нем колени приклоняет) gerçekten tuhaftı (и вправду это очень странно было), olmayacak şeydi (невозможной вещью было).
"Ne dersen yapayım (что скажешь, сделаю), nereye istersen geleyim (куда захочешь, пойду)," diyor (говорит), gözlerinin içine bakıyordu (в глаза ему заглядывает).

Keloğlan gene konuşmadı. Sonra birden aklı başına geldi, düşünmeye başladı, "Çok tuhaf, çok tuhaf!" dedi içinden. Hakkı da yok değildi hani, daha birkaç saat önce kendisiyle alay eden, başına şekerler atan güzel kızın şimdi tıpış tıpış yanına gelmesi, önünde diz çökmesi gerçekten tuhaftı, olmayacak şeydi.
"Ne dersen yapayım, nereye istersen geleyim," diyor, gözlerinin içine bakıyordu.

Keloğlan da onun gözlerine baktı (Кельоглан ей в глаза посмотрел), alaylı alaylı güldü (задорно рассмеялся), koskoca padişah kızına dilini çıkardı (дочери великого падишаха язык показал). Sonra aklına bir oyun geldi (потом на ум ему одна игра пришла). Tasını koynuna koydu (миску за пазуху положил), "Gel arkamdan!" dedi güzel kıza (иди за мной, сказал красавице). Sonra var hızıyla koşmaya başladı (потом со всей скоростью побежал), kız da ardından (девушка же за ним). Yollardan, irili ufaklı sokaklardan geçtiler (по дорогам, по кривым маленьким улочкам пробегали). Gelip geçenlerin (прохожие), pencerelerinden yollara bakanların (из окон на улицы глазеющие) parmakları ağızlarında kaldı (открыв рот, смотрели: «с пальцами во рту застыли»). Koskoca bir padişah kızı (дочь великого падишаха), yoksul bir kel oğlanın ardından koşsun, öyle mi (за бедным плешивым мальчишкой бегает, так ли)? Olacak şey mi (возможно ли такое)? Kimsecikler akıl erdiremedi bu işe (никто не понимал, в чем дело; akıl — разум; ermek — достигать, доходить). Ama bunlar kızın da, Keloğlanın da umurunda değildi (но это ни девушку, ни Кельоглана не волновало; umur — дела /мн.ч. от emir/), kahkahalara, şaşkınlık çığlıklarına kulak bile asmadılar (ни на хохот, ни на удивленные крики внимания не обращали). Artık kentin dışına çıkmışlardı (уже за границу города вышли).

Keloğlan da onun gözlerine baktı, alaylı alaylı güldü, koskoca padişah kızına dilini çıkardı. Sonra aklına bir oyun geldi. Tasını koynuna koydu, "Gel arkamdan!" dedi güzel kıza. Sonra var hızıyla koşmaya başladı, kız da ardından. Yollardan, irili ufaklı sokaklardan geçtiler. Gelip geçenlerin, pencerelerinden yollara bakanların parmakları ağızlarında kaldı. Koskoca bir padişah kızı, yoksul bir keloğlanın ardından koşsun, öyle mi? Olacak şey mi? Kimsecikler akıl erdiremedi bu işe. Ama bunlar kızın da, Keloğlanın da umurunda değildi, kahkahalara, şaşkınlık çığlıklarına kulak bile asmadılar. Artık kentin dışına çıkmışlardı.

Padişahın güzel kızı (красивая дочь падишаха), Keloğlan'ın kendisini bir başka kente götürmek (что Кельоглан ее в другой город привести), buralardan uzak bir yerde kendisiyle evlenmek istediğini (и там, в далеком месте, на себе женить хочет,) sanıyordu (считала), buna da çoktan razıydı (и на то уже давно была согласна). Ama budala Keloğlan, öyle yapmadı (но глупый Кельоглан этого не сделал). Bir ağacın altında durdu (под деревом остановился). Sırtüstü uzandı (навзничь растянулся; sırt — спина). Eşsiz tası eline aldı (необыкновенную миску в руки взял). Padişahın güzel kızı yanına geldi (дочь падишаха к нему подошла), gözlerinin içine baktı (в глаза посмотрела): "Ne istersen yapacağım," diye yineledi (что хочешь, сделаю, повторила). "Hiçbir şey istemem," dedi Keloğlan (ничего не хочу, сказал Кельоглан), "surda biraz takla at yalnız (вот здесь немного покувыркайся только; takla atmak — кувыркаться). Ben yeter deyinceye kadar (до тех пор, пока я «хватит» не скажу). Ben yeter deyince, tasını alıp gidersin (когда я «хватит» скажу, тогда миску заберешь и уйдешь)."

Padişahın güzel kızı, Keloğlan'ın kendisini bir başka kente götürmek, buralardan uzak bir yerde kendisiyle evlenmek istediğini sanıyordu, buna da çoktan razıydı. Ama budala Keloğlan, öyle yapmadı. Bir ağacın altında durdu. Sırtüstü uzandı. Eşsiz tası eline aldı. Padişahın güzel kızı yanına geldi, gözlerinin içine baktı: "Ne istersen yapacağım," diye yineledi. "Hiçbir şey istemem," dedi Keloğlan, "surda biraz takla at yalnız. Ben yeter deyinceye kadar. Ben yeter deyince, tasını alıp gidersin."

Padişahın kızı giysilerine baktı (дочь падишаха на свою одежду посмотрела). Yazıktı, güzelim giysiler toza toprağa batacaktı (жалко было красивую одежду в пыли, в земле пачкать). Ama işin ucunda altın tas vardı (но на кону: «на острие дела» золотая миска была), altın tasa değen sular altın oluyordu (этой чашки коснувшаяся вода в золото превращается)! Böyle bir tas için ne yapılmazdı (ради такой чашки чего только не сделаешь), böyle bir tas için neler verilmezdi ki (ради такой чашки чего только не отдашь)? Padişahın kızı eğildi (дочь падишах нагнулась), ellerini yere bastırdı (руками в землю уперлась), başladı takla atmaya (начала кувыркаться). Hem de öyle taklalar attı ki (и так кувыркалась), padişah kızı değil de doğma büyüme cambazdı sanki (словно не дочерью падишаха была, а прирожденной акробаткой; doğma — рождение; doğma büyüme — родом). Sanki anasından cambaz doğmuştu (словно мать ее акробаткой родила). Öyle candan, öyle güzel takla atıyordu (так от души, так красиво кувыркалась)! Durmuyordu, dinlenmiyordu (не останавливалась, не отдыхала). Her taklanın sonunda da sırtüstü yere yuvarlanıyordu (после каждого кувырка на землю катилась). Terlemişti (вспотела), tozlar terli yüzüne yapışıp (пыль на ее вспотевшее лицо прилипала) çamur oluyordu (в грязь превращалась). Saçları yüzüne düşüyor (волосы ее на лицо падают), yüzü saçtan görünmez oluyor (лицо из-за волос не видно), bir altın yumağa benziyordu (на золотой комок похожа стала).

Padişahın kızı giysilerine baktı. Yazıktı, güzelim giysiler toza toprağa batacaktı. Ama işin ucunda altın tas vardı, altın tasa değen sular altın oluyordu! Böyle bir tas için ne yapılmazdı, böyle bir tas için neler verilmezdi ki? Padişahın kızı eğildi, ellerini yere bastırdı, başladı takla atmaya. Hem de öyle taklalar attı ki, padişah kızı değil de doğma büyüme cambazdı sanki. Sanki anasından cambaz doğmuştu. Öyle candan, öyle güzel takla atıyordu! Durmuyordu, dinlenmiyordu. Her taklanın sonunda da sırtüstü yere yuvarlanıyordu. Terlemişti, tozlar terli yüzüne yapışıp çamur oluyordu. Saçları yüzüne düşüyor, yüzü saçtan görünmez oluyor, bir altın yumağa benziyordu.

Bizimkini sorarsanız (если спросите про нашего (Кельоглана)), hiç diyecek yoktu keyfine (не было предела его удовольствию). Sırtını ağaca yaslamış (спиной к дереву прислонившись), kahkahalarla gülüyordu (хохотал). El çırpıyor (в ладоши хлопает), yumruklarını yere vuruyor (кулаками по земле бьет), ayaklarını havaya kaldırıyordu (ноги в воздух задирает), ikide bir de kasıklarını tutuyordu (время от времени за живот хватается; kasık — нижняя часть живота, пах). En sonunda gülmeye gücü kalmadı (в конце концов, смеяться сил у него не осталось). Padişahın güzel kızım durdurdu (дочь падишаха остановил), yanına çağırıp altın tası eline verdi (к себе подозвал и золотую миску в руки дал):
"Senin olsun, al götür!" dedi (пусть твоей будет, забирай и уноси).

0

2

Bizimkini sorarsanız, hiç diyecek yoktu keyfine. Sırtını ağaca yaslamış, kahkahalarla gülüyordu. El çırpıyor, yumruklarını yere vuruyor, ayaklarını havaya kaldırıyordu, ikide bir de kasıklarını tutuyordu. En sonunda gülmeye gücü kalmadı. Padişahın güzel kızım durdurdu, yanına çağırıp altın tası eline verdi:
"Senin olsun, al götür!" dedi.

Kız da tası alıp güle oynaya gitti (девушка, взяв миску, смеясь и приплясывая, ушла). Arada sırada Keloğlan geliyordu aklına (время от времени Кельоглан приходит ей на ум), onun o tuhaf davranışlarına bir anlam veremiyordu (его странному поведению объяснения не находит). "Ne tuhaf bir adam, ne tuhaf! Ne kadar şakacı, ne kadar cömert (какой же странный человек, какой же странный, какой же шутник, какой же щедрый)! Yoksulların neden yoksul kaldıklarım şimdi anlıyorum (бедняки почему бедняками остаются, теперь я понимаю)!" diye söyleniyordu. Doğrusunu isterseniz (если правду хотите), Keloğlan'ın tası kolayca vermesine (из-за того, что Кельоглан миску так легко отдал: «из-за его легкого отдавания, отдачи»; verme — давание), daha büyük bir şey istemeyişine (ничего большего не захотел), örneğin kendisiyle evlenmeyi düşünmeyişine (например, на ней жениться не подумал) üzülüyordu (расстроилась). Ama bu üzüntü çok sürmedi (но эта грусть была недолгой). Altın tası almıştı ya (золотую миску получила ведь), altın tasla bütün isteklerini gerçekleştirebilirdi ya (с золотой миской все свои желания исполнить сможет), gerisi önemsiz şeylerdi (а остальное не важно). Sevinç içindeydi (радости была полна: «была в радости»)! Saraya dönerken uçar gibiydi (во дворец возвращаясь, словно летела).

Kız da tası alıp güle oynaya gitti. Arada sırada Keloğlan geliyordu aklına, onun o tuhaf davranışlarına bir anlam veremiyordu. "Ne tuhaf bir adam, ne tuhaf! Ne kadar şakacı, ne kadar cömert! Yoksulların neden yoksul kaldıklarım şimdi anlıyorum!" diye söyleniyordu. Doğrusunu isterseniz, Keloğlan'ın tası kolayca vermesine, daha büyük bir şey istemeyişine, örneğin kendisiyle evlenmeyi düşünmeyişine üzülüyordu. Ama bu üzüntü çok sürmedi. Altın tası almıştı ya, altın tasla bütün isteklerini gerçekleştirebilirdi ya, gerisi önemsiz şeylerdi. Sevinç içindeydi! Saraya dönerken uçar gibiydi.

Ama saraya dönünce (но, во дворец вернувшись), mavi gökte sevinçle uçarken birdenbire vuruluvermiş kuşlara benzedi (на радостно летавшую в голубых небесах и вдруг подстреленную птицу стала похожа)! Kötülük düşkünü insanlar (до зла падкие люди), onun böyle yoksul bir Keloğlanla koştuğunu görünce (ее с бедным Кельогланам бегающую увидев), gizli gizli arkalarından gelmişler (тайно за ними проследили), olanları görmüş (все, что произошло, увидели), gelip padişaha söylemişlerdi (пришли и падишаху рассказали), doğrusunu söyleseler, neyse (и ладно бы правду сказали)! İyi şeyleri çıkarmış (хорошее утаили), kötü şeyleri ballandırmışlar (плохое преувеличили; bal — мед; ballandırmak — подслащивать медом; расписывать), bire on katmışlardı (из мухи слона раздули: «к одному десять прибавили»). Neler, neler eklemişlerdi (чего только не добавили)! Padişah bunları duyunca çok sinirlendi (падишах это услышав, очень разозлился). Beş kapı (пять дверей), iki pencere (два окна), elli tabak (пятьдесят тарелок), yetmiş bardak kırdı (семьдесят стаканов разбил), vezirlerinin boynunu vurdurttu (визирам головы отрубил), üç paşa, kırk subay, beş yüz asker öldürttü (трех пашей, сорок офицеров, пятьсот солдат казнил; ölmek — умирать; öldürmek — убивать; öldürtmek — приказать убить), gene de öfkesi geçmedi (и все равно гнев его не прошел). En sonunda kızını da öldürtmeye karar verdi (в конце концов, и дочь казнить решил). Bu nedenle, döner dönmez yakaladılar zavallıyı (поэтому, как только она вернулась, схватили бедняжку), bir cellâdın eline verdiler (палачу в руки отдали; cellât — палач).

Ama saraya dönünce, mavi gökte sevinçle uçarken birdenbire vuruluvermiş kuşlara benzedi! Kötülük düşkünü insanlar, onun böyle yoksul bir Keloğlanla koştuğunu görünce, gizli gizli arkalarından gelmişler, olanları görmüş, gelip padişaha söylemişlerdi, doğrusunu söyleseler, neyse! İyi şeyleri çıkarmış, kötü şeyleri ballandırmışlar, bire on katmışlardı. Neler, neler eklemişlerdi! Padişah bunları duyunca çok sinirlendi. Beş kapı, iki pencere, elli tabak, yetmiş bardak kırdı, vezirlerinin boynunu vurdurttu, üç paşa, kırk subay, beş yüz asker öldürttü, gene de öfkesi geçmedi. En sonunda kızını da öldürtmeye karar verdi. Bu nedenle, döner dönmez yakaladılar zavallıyı, bir cellâdın eline verdiler.

Cellat güzel kızı alıp (палач красавицу взял) ıssız bir dağın tepesine götürdü (на безлюдную горную вершину привел), öldürmeye hazırlandı (к казни приготовился). Büyük bir padişahın cellâdıydı (великого падишаха палачом он был), sayısız insan öldürmüştü (множество людей казнил), onun için kafa kesmek peynir ekmek yemek gibi bir şeydi (поэтому голову отрубить для него ничего не стоило: «как сыр с хлебом съесть»), kısacası, mesleğinin ustasıydı (короче говоря, своего дела мастер был), ama gözleri padişah kızının güzel gözleriyle karşılaşır karşılaşmaz (но как только его глаза с красивыми глазами дочери падишаха встретились) yüreği sızladı (сердце его сжалось), elleri titredi (руки задрожали). Yaşamında ilk kez cellâtlık kurallarının dışına çıkarak (первый раз в жизни, правила палачей: «палачества» нарушив: «вне правил выйдя») başını keseceği insana acıdı (человека, которому должен голову отрубить, пожалел), gözleri bile yaşardı (даже прослезился). "Küçük sultan, seni öldürmeye kıyamayacağım (маленькая султанша, тебя казнить я не могу). Bir daha babanın ülkesine dönmeyeceğine söz verirsen (если больше в страну твоего отца не возвращаться дашь слово), canını bağışlayabilirim (жизнь твою смогу /тебе/ подарить)," dedi.

Cellat güzel kızı alıp ıssız bir dağın tepesine götürdü, öldürmeye hazırlandı. Büyük bir padişahın cellâdıydı, sayısız insan öldürmüştü, onun için kafa kesmek peynir ekmek yemek gibi bir şeydi, kısacası, mesleğinin ustasıydı, ama gözleri padişah kızının güzel gözleriyle karşılaşır karşılaşmaz, yüreği sızladı, elleri titredi. Yaşamında ilk kez cellâtlık kurallarının dışına çıkarak başını keseceği insana acıdı, gözleri bile yaşardı. "Küçük sultan, seni öldürmeye kıyamayacağım. Bir daha babanın ülkesine dönmeyeceğine söz verirsen, canını bağışlayabilirim," dedi.

Sonra gözlerini sildi (потом глаза вытер), saygıyla eğildi (с почтением поклонился): "Söylemesi ayıp (говорить стыдно), ama gömleğini de isteyeceğim (но мне твоя рубашка нужна). Aklına kötü bir şey gelmesin (ничего плохого не подумай), karıma kızıma giydirmeyeceğim (на жену, на дочь не надену), anı diye saklayacak da değilim (как память хранить не буду), kana bulayıp babana götüreceğim (в крови испачкав, отцу твоему отнесу). Yoksa onu inandıramam," diye ekledi (иначе его не смогу убедить, добавил). Kız da bir kayanın ardına gitti (девушка за скалу спряталась), gömleğini çıkarıp verdi (рубашку сняла и отдала). Cellâdın elini sıktı (палачу руку пожала), "Allahaısmarladık," deyip uzaklaştı («до свидания» сказав, удалилась). Tasını bir daha yokladı (миску свою еще раз потрогала). O ıssız, uçsuz bucaksız dağ başında (по этой безлюдной, бескрайней горной вершине) ağır ağır ilerlemeye başladı (с трудом продвигаться начала). Keloğlan da şimdi dağlardaydı (Кельоглан тоже в это время был в горах), o da böyle dolaşıp duruyordu (от тоже так же бродил), ama dünya çok büyüktü, nasıl karşılaşacaklardı (но ведь мир был таким большим, как же им встретиться)?

Sonra gözlerini sildi, saygıyla eğildi: "Söylemesi ayıp, ama gömleğini de isteyeceğim. Aklına kötü bir şey gelmesin, karıma kızıma giydirmeyeceğim, anı diye saklayacak da değilim, kana bulayıp babana götüreceğini. Yoksa onu inandıramam," diye ekledi. Kız da bir kayanın ardına gitti, gömleğini çıkarıp verdi. Celladın elini sıktı, "Allahaısmarladık," deyip uzaklaştı. Tasını bir daha yokladı. O ıssız, uçsuz bucaksız dağ başında ağır ağır ilerlemeye başladı. Keloğlan da şimdi dağlardaydı, o da böyle dolaşıp duruyordu, ama dünya çok büyüktü, nasıl karşılaşacaklardı?

Ayrıca zavallı Keloğlan aklından bile geçirmiyordu böyle bir şeyi (Кстати, бедному Кельоглану и в голову даже не приходило такое). Nasıl geçirsindi (да и как прийти)? Aklı başında değildi ki (рассудка-то в голове не было)! Bir parçacık aklı vardı (немного ума у него было), yaptığı deliliği anladıktan sonra (но, после того как понял, что за глупость совершил), o da altın tasla birlikte gitmişti (и этот ум вместе с золотой миской ушел). Evet, iyiden iyiye oynatmıştı Keloğlan (да, хорошо: «из хорошего в хорошее» обставили Кельоглана; oynamak — играть; oynatmak — заставить играть; провести, обмануть). Bir şeycikler düşünemiyordu (ни о чем больше не думал). "Ah tasım, vah tasım!" diyor (ай, моя миска, вай, моя миска), başka bir şey demiyordu (больше ничего не говорит). Dolanıp duruyordu (бродит по кругу). Yıllar boyunca dolaştı (несколько лет бродил), ama padişahın gömleksiz kızı, yolculuğu çabuk bitirdi (но путешествие для дочери падишаха без рубашки быстро окончилось). Gömleksizliği de uzun sürmedi (да и без рубашки она не долго была: «не провела»).
Birkaç hafta yürüdükten sonra güzel bir kente geldi (через несколько недель пути в красивый город пришла). Önce ıssız bir su kıyısına gitti (сначала на пустынный речной берег отправилась). Tasını çıkardı, birkaç kez doldurup boşalttı (миску достала, несколько раз наполнив, опорожнила).

Ayrıca zavallı Keloğlan aklından bile geçirmiyordu böyle bir şeyi. Nasıl geçirsindi? Aklı başında değildi ki! Bir parçacık aklı vardı, yaptığı deliliği anladıktan sonra, o da altın tasla birlikte gitmişti. Evet, iyiden iyiye oynatmıştı Keloğlan. Bir şeycikler düşünemiyordu. "Ah tasım, vah tasım!" diyor, başka bir şey demiyordu. Dolanıp duruyordu. Yıllar boyunca dolaştı, ama padişahın gömleksiz kızı, yolculuğu çabuk bitirdi. Gömleksizliği de uzun sürmedi.
Birkaç hafta yürüdükten sonra güzel bir kente geldi. Önce ıssız bir su kıyısına gitti. Tasını çıkardı, birkaç kez doldurup boşalttı.

Ondan sonrasını sormayın artık (что было дальше и не спрашивайте; artık — уже, больше), ilkin bir gömlek aldı kendine (сначала рубашку купила себе). Sonra çok güzel bir erkek giysisi yaptırıp (потом очень красивую мужскую одежду справив) erkek kılığına girdi (мужской облик приняла). Sonra çok kısa bir sürede (потом в очень короткий срок), birkaç ay içinde (через несколько месяцев), eşi görülmedik bir saray yükseltti (невиданный, бесподобный дворец возвела; eş — пара; подобный). Bu güzel saraya yerleşti (в этом красивом дворце поселилась). Uşaklar tuttu (слуг наняла), onları da ipeklerle, sırmalarla donattı (их тоже в шелка, расшитые серебром одежды одела: «украсила»). Sarayında zenginliğin, tantananın her türlüsü vardı (во дворце богатства и роскоши всяких полным-полно; türlü — вид, род). Zenginliği, tantanası sarayıyla da sınırlı kalmadı (богатство и роскошь только на дворце не остановились; sınır — граница; sınırlı — ограниченный), bütün kente yayıldı (на весь город распространились), yoksullar zengin oldu (бедняки богачами стали), dilenci çocukları bile altınla oynamaya başladı (дети нищих даже золотыми монетами играть стали). Ama bunda şaşılacak ne vardı (ну а что в этом такого удивительного)? Padişahın güzel kızı beş kuruşluk bir şey aldı mı (дочь падишаха если что на пять курушей покупала), beş altın veriyor (пять золотых платила), kapıya gelen dilencilerin ceplerini altınla dolduruyordu (к ее двери приходящим нищим карманы золотом наполняла). Gene de bitmiyordu altınları (и все равно не кончаются золотые). Bitse bile ne çıkardı (а если бы и закончилось, то что бы было: «вышло»)?

Ondan sonrasını sormayın artık, ilkin bir gömlek aldı kendine. Sonra çok güzel bir erkek giysisi yaptırıp erkek kılığına girdi. Sonra çok kısa bir sürede, birkaç ay içinde, eşi görülmedik bir saray yükseltti. Bu güzel saraya yerleşti. Uşaklar tuttu, onları da ipeklerle, sırmalarla donattı. Sarayında zenginliğin, tantananın her türlüsü vardı. Zenginliği, tantanası sarayıyla da sınırlı kalmadı, bütün kente yayıldı, yoksullar zengin oldu, dilenci çocukları bile altınla oynamaya başladı. Ama bunda şaşılacak ne vardı? Padişahın güzel kızı beş kuruşluk bir şey aldı mı, beş altın veriyor, kapıya gelen dilencilerin ceplerini altınla dolduruyordu. Gene de bitmiyordu altınları. Bitse bile ne çıkardı?

Gece herkes uyuduktan sonra (ночью, как все уснут) güzel kızın havuza gitmesi, tasını doldurup doldurup boşaltması yeterdi (красавице до бассейна дойти, миску наполнить и опорожнить было достаточно). Ama bunu kimsecikler bilmiyordu (но этого никто не знал). Bilmedikleri için de bir türlü akıl erdiremiyorlardı zenginliğine (из-за того, что не знали, никак не могли понять, откуда ее богатство). "Bu zenginlik görülmedik bir zenginlik (это богатство — невиданное богатство), yeryüzüne böyle zengin gelmemiştir," diyorlardı (на земле такого богача еще не было). Herkes ondan söz ediyordu (все его обсуждают). Ondan sözedenler, yalnız bu kentte yaşayanlar da değildi (обсуждали его /богача/ не только живущие в одном этом городе) Ünü dört bir yana yayılmıştı (слава его во все стороны распространилась). Birçok padişah, birçok kral onu görmeye geldi (многие падишахи, многие короли к нему стали приезжать: «на него посмотреть приезжали»), birçok padişah, birçok kral kızını bu çok zengin, bu çok cömert delikanlıyla evlendirmek istedi (многие падишахи, многие короли своих дочерей за такого богатого и щедрого юношу выдать хотели). Delikanlı hiçbirini istemedi (но юноша никого не хотел). İsteyemezdi de (да и не мог хотеть), erkekliği yalnız giysisindeydi (мужского в нем была только одежда).

Gece herkes uyuduktan sonra güzel kızın havuza gitmesi, tasını doldurup doldurup boşaltması yeterdi. Ama bunu kimsecikler bilmiyordu. Bilmedikleri için de bir türlü akıl erdiremiyorlardı zenginliğine. "Bu zenginlik görülmedik bir zenginlik, yeryüzüne böyle zengin gelmemiştir," diyorlardı. Herkes ondan söz ediyordu. Ondan sözedenler, yalnız bu kentte yaşayanlar da değildi. Ünü dört bir yana yayılmıştı. Birçok padişah, birçok kral onu görmeye geldi, birçok padişah, birçok kral kızını bu çok zengin, bu çok cömert delikanlıyla evlendirmek istedi. Delikanlı hiçbirini istemedi. İsteyemezdi de, erkekliği yalnız giysisindeydi.

Ama o iş olsun diye giymemişti bu giysileri (но не для этого одевала она мужское платье). Düşündüğü, beklediği, dilediği bir şey vardı (была одна вещь, о которой она думала, которую ждала, которую желала), en sonunda bu da gerçekleşti (в конце концов и она осуществилась). Nice krallardan, padişahlardan sonra (после множества королей и падишахов; nice — сколько, насколько; как, каким образом), babası da onu görmeye gelecekti (ее отец к ней приехать собирался). Güzel kız bunu duyunca çok sevindi (красавица, это услышав, очень обрадовалась). Üst katta eşsiz bir sofra hazırlattı (на верхнем этаже невиданный, бесподобный обед приготовить приказала; hazır — готовый; hazırlamak — готовить; hazırlatmak — приказать приготовить), oturup beklemeye başladı (села и начала ждать).
Padişah da fazla bekletmedi kendini (падишах долго ждать себя не заставил; beklemek — ждать; bekletmek — заставлять ждать), bildirdiği saatte geldi (в точно сообщенный час прибыл). Kardeşiyle vezirlerini de getirmişti (со своим братом и визирями прибыл), hepsi de en güzel giysilerini giymişlerdi (все /они/ самые лучшие наряды надели). Kapıdan girer girmez gözleri kamaştı (как только зашли в дверь, глаза их были ослеплены блеском). Yol gösteren adamın kulağına eğildiler (к провожатому: «дорогу показывающему человеку» на ухо шепнули), merdivenin başında duran adamı gösterdiler (на у ступенек стоявшего человека показали):

Ama o iş olsun diye giymemişti bu giysileri. Düşündüğü, beklediği, dilediği bir şey vardı, en sonunda bu da gerçekleşti. Nice krallardan, padişahlardan sonra, babası da onu görmeye gelecekti. Güzel kız bunu duyunca çok sevindi. Üst katta eşsiz bir sofra hazırlattı, oturup beklemeye başladı.
Padişah da fazla bekletmedi kendini, bildirdiği saatte geldi. Kardeşiyle vezirlerini de getirmişti, hepsi de en güzel giysilerini giymişlerdi. Kapıdan girer girmez gözleri kamaştı. Yol gösteren adamın kulağına eğildiler, merdivenin başında duran adamı gösterdiler:

"Zengin delikanlı bu mu?" dediler (это и есть богатый юноша, спросили).
Yol gösteren adam gülümsedi (провожатый улыбнулся):
"Hayır, o bu katın başuşağıdır," dedi (нет, это первого этажа старший слуга).
İkinci kata çıktılar (на второй этаж поднялись). Gene mermer merdivenin başında (и снова у мраморной лестницы) çok güzel bir giysi giymiş (в очень красивые одежды одетого), çok yakışıklı bir delikanlı gördüler (очень красивого юношу увидели). Padişah adamın kulağına eğildi (падишах человеку на ухо шепнул):
"Zengin delikanlı bu mu?" dedi (богатый юноша этот, наверное).
Yol gösteren adam gene gülümsedi (провожатый снова улыбнулся):
"Hayır, o bu katın başuşağıdır (нет, он этого этажа старший слуга), efendimiz üst kattalar (наш господин на верхнем этаже)," diye yanıtladı (ответил).

"Zengin delikanlı bu mu?" dediler.
Yol gösteren adam gülümsedi:
"Hayır, o bu katın başuşağıdır," dedi.
İkinci kata çıktılar. Gene mermer merdivenin başında çok güzel bir giysi giymiş, çok yakışıklı bir delikanlı gördüler. Padişah adamın kulağına eğildi:
"Zengin delikanlı bu mu?" dedi.
Yol gösteren adam gene gülümsedi:
"Hayır, o bu katın başuşağıdır, efendimiz üst kattalar," diye yanıtladı.

En sonunda zengin delikanlının yanına vardılar (наконец к покоям богатого юноши подошли). Biraz beklediler (немного подождали), ama çok iyi karşılandılar (но очень хорошо были встречены). Hal hatır soruldu (о здоровье их расспросили; hal — положение, состояние; hatır — память), konuşuldu (побеседовали с ними), gülündü (рассмешили), eğlenildi (развлекли). Sonra sıra yemeğe geldi (потом черед еды подошел). Yediler (поели). Yemekler öyle güzeldi ki (еда такая вкусная была), padişah nerdeyse parmaklarını da birlikte yiyecekti (что падишах чуть ли пальцы не съел заодно). Karnı çoktan doymuştu (давно уже насытился), ama gözleri doyacak gibi değildi (но глаза все равно разбегались). Durmadan atıştırıyor (без остановки жует), sofrada ne varsa yiyip bitirmek istiyordu (все, что на столе было, попробовать и съесть хотел). Ama eşsiz bir sofraydı bu (но невиданный стол это был), dünyanın en zengin adamının sofrasıydı (самого богатого человека в мире стол), yemekleri biter miydi (еда разве может закончиться)? Yemekler, tatlılar bitmeyeceğine (судя по тому, что еда и сладости не заканчивались), padişah da sofradan kalkmak istemediğine göre (а падишах из-за стола вставать не собирался), çattadak çatlayıvermesi beklenebilirdi (казалось, что он вот-вот с треском лопнет). Bereket versin, zengin delikanlı bunu önledi (слава Аллаху, богатый юноша это предотвратил).

En sonunda zengin delikanlının yanına vardılar. Biraz beklediler, ama çok iyi karşılandılar. Hal hatır soruldu, konuşuldu, gülündü, eğlenildi. Sonra sıra yemeğe geldi. Yediler. Yemekler öyle güzeldi ki, padişah nerdeyse parmaklarını da birlikte yiyecekti. Karnı çoktan doymuştu, ama gözleri doyacak gibi değildi. Durmadan atıştırıyor, sofrada ne varsa yiyip bitirmek istiyordu. Ama eşsiz bir sofraydı bu, dünyanın en zengin adamının sofrasıydı, yemekleri biter miydi? Yemekler, tatlılar bitmeyeceğine, padişah da sofradan kalkmak istemediğine göre, çattadak çatlayıvermesi beklenebilirdi. Bereket versin, zengin delikanlı bunu önledi.

Birdenbire tasını çıkardı (вдруг миску вытащил), içine su koydu (внутрь воду налил), boşalttı (опорожнил), boşalan su altın oldu (вылитая вода золотом стала). Sonra aynı şeyi yineledi (потом снова тоже самое повторил). Padişahın da, adamlarının da gözleri büyüdü (у падишаха и его людей глаза на лоб полезли). Kaşıkları ellerinden düştü (ложки из рук выпали), yemeyi, içmeyi unuttular (про еду, питье забыли). Gözlerini eşsiz tastan ayıramaz oldular (глаза от невиданной миски отвести не могут). Delikanlı tası gene cebine koydu (юноша миску снова в карман спрятал), sonra çil çil altınları topladı (блестящие золотые собрал), padişahın önüne getirdi (падишаху приподнес).
"Padişahım bunlar sizindir," dedi (падишах мой, они твои, сказал).
Padişah teşekkür etti (падишах поблагодарил). Altınları bir bir saydıktan sonra (золотые пересчитав) vezirine verdi (визирю отдал), bir tekini bile yitirmemesini (ни одну не потерять), ülkesine döner dönmez geri isteyeceğini söyledi (как только в свою страну вернутся, назад отдать приказал; geri — обратно) ya aklına bir şey takılmıştı (но на ум кое-что ему пришло; takmak — прицеплять, прикреплять; takılmak — прицепляться, прикрепляться). Eşsiz tası ele geçirmek istiyordu (бесподобной миской завладеть захотел: «к руке заставить пройти = присвоить»). Delikanlıya yaklaştı, kulağına eğildi (к юноше приблизился, на ухо шепнул):
"Ne olur, o tası bana ver," dedi (пожалуйста, эту миску мне отдай, сказал), "o tası bana verirsen, ne istersen veririm sana (если эту миску мне отдашь, что захочешь, тебе дам), ne dersen yaparım (что скажешь, сделаю), nereye istersen gelirim (куда захочешь, пойду).

Birdenbire tasını çıkardı, içine su koydu, boşalttı, boşalan su altın oldu. Sonra aynı şeyi yineledi. Padişahın da, adamlarının da gözleri büyüdü. Kaşıkları ellerinden düştü, yemeyi, içmeyi unuttular. Gözlerini eşsiz tastan ayıramaz oldular. Delikanlı tası gene cebine koydu, sonra çil çil altınları topladı, padişahın önüne getirdi.
"Padişahım bunlar sizindir," dedi.
Padişah teşekkür etti. Altınları bir bir saydıktan sonra vezirine verdi, bir tekini bile yitirmemesini, ülkesine döner dönmez geri isteyeceğini söyledi ya aklına bir şey takılmıştı. Eşsiz tası ele geçirmek istiyordu. Delikanlıya yaklaştı, kulağına eğildi:
"Ne olur, o tası bana ver," dedi, "o tası bana verirsen, ne istersen veririm sana, ne dersen yaparım, nereye istersen gelirim.

Delikanlı gülümsedi (юноша улыбнулся):
"Padişahım, bu tasa hiç değer biçilir mi (мой падишах, разве эта миска с чем-нибудь может сравниться)? İçine giren su altın çıkıyor (внутрь ее попадающая вода золотом становится)," diye yanıtladı (ответил).
Padişah tacını gösterdi (падишах свою корону показал):
"Ne istersen..." diye fısıldadı (что захочешь, прошептал).
Delikanlı gene gülümsedi (юноша снова улыбнулся):
"Tacınız, tahtınız sizin olsun (корона ваша, трон ваш пусть у вас и останутся), ben çok az bir şey isteyeceğim (я очень мало попрошу). Adamlarınızla birlikte bir takla yarışı yapın şurada (вместе с вашими людьми соревнование по кувыркам устройте здесь). En güzel taklayı kim atarsa (самый красивый кувырок кто сделает), en fazla kim dayanırsa (кто дольше всех вытерпит) bu tası ona vereceğim," dedi (эту миску тому и отдам, сказал).

Delikanlı gülümsedi:
"Padişahım, bu tasa hiç değer biçilir mi? İçine giren su altın çıkıyor," diye yanıtladı.
Padişah tacını gösterdi:
"Ne istersen..." diye fısıldadı.
Delikanlı gene gülümsedi:
"Tacınız, tahtınız sizin olsun, ben çok az bir şey isteyeceğim. Adamlarınızla birlikte bir takla yarışı yapın şurada. En güzel taklayı kim atarsa, en fazla kim dayanırsa bu tası ona vereceğim," dedi.

Padişah düşünmeye başladı (падишах задумался). Çok şişmandı (очень тучным он был), çok da yemek yemişti (очень много еды съел), yarışı kazanamayacaktı (соревнование не сможет выиграть), vezirlerden biri alacaktı tası (кто-то из визирей получит миску). Bu da işine gelmezdi (а этого быть не должно). Ama birden gülümseyiverdi (но вдруг улыбнулся), "İyi ya, varsın başkası kazansın (хорошо же, пусть кто-то другой и выиграет) ülkeme dönünce (когда в свою страну вернусь), boynunu vurdurturum (прикажу отрубить ему голову; vurmak — бить), tas da bana kalır (миска мне достанется)," diye düşündü (подумал). Gözlerini kızına çevirdi (глаза к дочери обратил):
"Hemen başlayalım," dedi (сейчас же начнем /давайте/, сказал).
Padişahla vezirlerinin takla yarışını bir görmeliydiniz (соревнование по кувыркам между падишахом и визирями надо было видеть).

Padişah düşünmeye başladı. Çok şişmandı, çok da yemek yemişti, yarışı kazanamayacaktı, vezirlerden biri alacaktı tası. Bu da işine gelmezdi. Ama birden gülümseyiverdi, "İyi ya, varsın başkası kazansın, ülkeme dönünce, boynunu vurdurturum, tas da bana kalır," diye düşündü. Gözlerini kızına çevirdi:
"Hemen başlayalım," dedi.
Padişahla vezirlerinin takla yarışını bir görmeliydiniz.

Hepsi de oldukça yaşlı kişilerdi (все они довольно пожилые люди были), kocaman kocaman göbekleri vardı (огромные животы у них были), yedikleri yemeklerin, içtikleri içkilerin verdiği ağırlık da cabası (съеденная ими еда, выпитые ими напитки делали их еще тяжелее; çába — даром, бесплатно; в придачу). Bunun için hiç de güzel takla atamıyor (поэтому никто красиво не может кувыркаться), yuvarlanıp duruyor (перекатываются), birbirlerinin üstüne düşüyor (друг на друга падают), çığlıklar koparıyorlardı (вскрикивают; çığlık — вопль; koparmak — отрывать; çığlık koparmak — поднимать крик), yüzlerinden oluk oluk terler boşanıyordu (лица их потом обливаются). Güçleri çoktan tükenmiş (силы давно иссякли), elleri, kolları tutmaz olmuştu (руки, ноги не держат). Gene de durmadan didiniyor (и все равно без остановки стараются), birbirlerini geçmeye çabalıyorlardı (друг друга обойти пытаются). Onlar böyle didinirken (пока они так старались), güzel kız yandaki odaya gitti (красавица в соседнюю комнату ушла), babasının sarayından ayrıldığı zaman üzerinde bulunan giysiyi giydi (надела одежду, которая была на ней, когда она из дворца отца уходила), saçlarını da o zamanki gibi tarayıp geldi (волосы тоже, как тогда, причесав, вернулась). Yarışçılar yuvarlanıp duruyorlardı (соперники все еще кувыркались), duracak gibi de değillerdi (и останавливаться не собирались). Çoklarının bayılması (многие уже чуть не теряли сознание), hatta ölmesi işten bile değildi (а некоторые были почти при смерти, недалеки от смерти). Kız bunu önlemek istedi (девушка это предотвратить хотела). Padişahın yanına gitti (подошла к падишаху), elinden tutup kaldırdı (за руки его взяв, подняла):

Hepsi de oldukça yaşlı kişilerdi, kocaman kocaman göbekleri vardı, yedikleri yemeklerin, içtikleri içkilerin verdiği ağırlık da cabası. Bunun için hiç de güzel takla atamıyor, yuvarlanıp duruyor, birbirlerinin üstüne düşüyor, çığlıklar koparıyorlardı, yüzlerinden oluk oluk terler boşanıyordu. Güçleri çoktan tükenmiş, elleri, kolları tutmaz olmuştu. Gene de durmadan didiniyor, birbirlerini geçmeye çabalıyorlardı. Onlar böyle didinirken, güzel kız yandaki odaya gitti, babasının sarayından ayrıldığı zaman üzerinde bulunan giysiyi giydi, saçlarım da o zamanki gibi tarayıp geldi. Yarışçılar yuvarlanıp duruyorlardı, duracak gibi de değillerdi. Çoklarının bayılması, hatta ölmesi işten bile değildi. Kız bunu önlemek istedi. Padişahın yanına gitti, elinden tutup kaldırdı:

"Yeter artık, babacığım (хватит уже, папочка), bir tas için canından olacaksın," dedi (ради какой-то миски жизни лишишься, сказала).
Padişahın gözleri parladı (у падишаха глаза загорелись). Kızını tanıdı, bağrına bastı (дочь свою узнал, к груди прижал; bağır — грудь): "Tanrı'ya bin şükür (спасибо Аллаху), yaşıyormuşsun (ты осталась жива), çok şükür dünya gözüyle bir daha gördüm seni (как хорошо, что своими глазами еще раз увидел тебя)!" dedi. Sonra yuvarlanan adamları gösterdi (потом на кувыркающихся людей указал): "Ben onlardan daha iyi takla attım (я лучше них кувыркался). Daha çok dayandım (намного дольше вытерпел). Tas benim olmalı!" diye ekledi (миска мое должна быть, добавил).
Güzel kız gülümseyerek babasının sakalını okşadı (красавица, улыбаясь, погладила папину бороду):
"Bir zamanlar bir yarış da ben kazanmıştım (когда-то это соревнование и я выиграла). Bu yarışa girdim diye beni öldürtmek istemiştin (из-за того, что я соревновалась, ты меня казнить хотел). Ama ben de bu tas için takla atmıştım (но я тоже ради этой миски кувыркалась). Artık gidebilirsin, babacığım, sen bu yarışta çoktan yenildin (теперь можешь уходить, папочка, в этом соревновании ты уже давно проиграл)," diyerek kapıyı gösterdi (сказала и указала на дверь).

"Yeter artık, babacığım, bir tas için canından olacaksın," dedi.
Padişahın gözleri parladı. Kızını tanıdı, bağrına bastı: "Tanrı'ya bin şükür, yaşıyormuşsun, çok şükür dünya gözüyle bir daha gördüm seni!" dedi. Sonra yuvarlanan adamları gösterdi: "Ben onlardan daha iyi takla attım. Daha çok dayandım. Tas benim olmalı!" diye ekledi.
Güzel kız gülümseyerek babasının sakalını okşadı:
"Bir zamanlar bir yarış da ben kazanmıştım. Bu yarışa girdim diye beni öldürtmek istemiştin. Ama ben de bu tas için takla atmıştım. Artık gidebilirsin, babacığım, sen bu yarışta çoktan yenildin," diyerek kapıyı gösterdi.

Padişah başını önüne eğdi (падишах голову /вперед/ опустил), hiçbir şey söylemedi (ничего не сказал). Adamlarını toplayıp yürüdü gitti (людей своих собрав, ушел прочь). Bir daha da geri dönmedi (и больше /обратно/ не возвращался). Güzel kız da beklemedi ayrıca (а красавица и не ждала; áyrıca — отдельно, в особенности), onun başka bir beklediği vardı (ей было кого ждать), o da Keloğlan'dı (и это был Кельоглан)! Dört bir yana adamlar yollamıştı (на все стороны людей разослала), dört bir yanda onu arıyorlardı (везде они его искали). Yedi yıldan sonra buldular (семь лет спустя нашли). Alıp getirdiler (взяли и привели). Güzel kızın en güzel günleri o zaman başladı (у красавицы самые прекрасные дни тогда начались).
Keloğlan'ı sorarsanız (если про Кельоглана спросите), eşsiz tası görür görmez aklı başına gelmişti (невиданную миску как только увидел, разум к нему назад вернулся), akıllanmıştı (он поумнел), hiç diyecek yoktu keyfine (и радости его не было больше предела: «ничего, что сказать бы, не было /недостающим/ его удовольствию»).

Padişah başını önüne eğdi, hiçbir şey söylemedi. Adamlarını toplayıp yürüdü gitti. Bir daha da geri dönmedi. Güzel kız da beklemedi ayrıca, onun başka bir beklediği vardı, o da Keloğlan'dı! Dört bir yana adamlar yollamıştı, dört bir yanda onu arıyorlardı. Yedi yıldan sonra buldular. Alıp getirdiler. Güzel kızın en güzel günleri o zaman başladı.
Keloğlan'ı sorarsanız, eşsiz tası görür görmez aklı başına gelmişti, akıllanmıştı, hiç diyecek yoktu keyfine.

0



Рейтинг форумов | Создать форум бесплатно © 2007–2017 «QuadroSystems» LLC