ТУРЕЦКИЙ ЯЗЫК. Türkçe oğreniyorum. Русский язык. Rusça oğreniyorum.

Информация о пользователе

Привет, Гость! Войдите или зарегистрируйтесь.



Anadolu Masallar (Yeşiltay)

Сообщений 1 страница 6 из 6

1

Турецкий язык с Тахсином Юджелем. Анатолийские сказки

Tahsin Yücel

Anadolu Masalları (1956)

Метод чтения Ильи Франка

0

2

Yeşiltay

Yeşiltay mavi gözlü bir çocuktu (Ешилтай /имя переводится как «зеленый жеребенок»/), голубоглазый: «с голубыми глазами» ребенок) bütün çocuklara benzerdi (на всех детей был похож). İşi gücü oyundu (занятием его были игры), güzel oyunlara bayılır (хорошие: «красивые» игры обожал), bir de masalları severdi (и сказки любил).

Yeşiltay mavi gözlü bir çocuktu bütün çocuklara benzerdi. İşi gücü oyundu, güzel oyunlara bayılır, bir de masalları severdi.

Geceleri (ночами) uyku girmezdi gözlerine (сон к нему никак не приходил: «сон не входил в его глаза»), uyumaz (он не спал), annesini de uyutmazdı (маму свою тоже заставлял не спать), gece yarılarına kadar (до поздней ночи: «половины ночи») masal anlattırırdı (заставлял рассказывать сказки; anlatmak — рассказывать; anlattırmak — заставлять рассказывать). Bir türlü (в некотором роде) doymazdı masal dinlemeye (не мог насытиться сказками: «слушаньем сказки»).

Geceleri uyku girmezdi gözlerine, uyumaz, annesini de uyutmazdı, gece yarılarına kadar masal anlattırırdı. Bir türlü doymazdı masal dinlemeye.

Dinlediği güzelim masallar (слушая красивые сказки) düşlerine girer (он засыпал: «входил в сновидения»), düşlerinde (в своих снах) devlerle, cücelerle, dervişlerle, cinlerle, peri kızlarıyla (с великанами, гномами, дервишами (магами), джинами, феями) birlikte gezerdi (вместе гулял); eline (в руку) bir demir asa alıp (железный посох взяв) ayaklarına (на ноги) demirden çarıklar giyerek (железные чарыки /род крестьянской самодельной обуви/ надев) yola çıkar (выходил в путь), her düşünde (в каждом своем сне) yeni yeni (все новые и новые) serüvenler yaşardı (приключения переживал). Bıkmak, usanmak bilmezdi (что такое скука и усталость, он не знал).

Dinlediği güzelim masallar düşlerine girer, düşlerinde devlerle, cücelerle, dervişlerle, cinlerle, peri kızlarıyla birlikte gezerdi; eline bir demir asa alıp ayaklarına demirden çarıklar giyerek yola çıkar, her düşünde yeni yeni serüvenler yaşardı. Bıkmak, usanmak bilmezdi.

Uzun zaman (долгое время) böyle sürüp gitti (так продолжаясь, прошло). Yeşiltay hiçbir şeyden tat almaz oldu (Ешилтай ни от чего: «ни от какой вещи» не получал удовольствие: «вкус»), oyunları bile unuttu (игры даже забросил: «забыл»), yalnız masalları sevdi (только сказки любил). Doğru dürüst yemek bile yemez oldu (правильно питаться даже перестал: «правильную пищу перестал есть»), inceldi (похудел: «стал тонким»), yüzü sarardı (лицо побледнело), cılızlaştı (зачахнул).

Uzun zaman böyle sürüp gitti. Yeşiltay hiçbir şeyden tat almaz oldu, oyunları bile unuttu, yalnız masalları sevdi. Doğru dürüst yemek bile yemez oldu, inceldi, yüzü sarardı, cılızlaştı.

Nasıl cılızlaşmasın (как ему не зачахнуть), nasıl sararmasındı (как не побледнеть)? Sokağa bile (на улицу даже) çıkmıyordu artık (не выходит больше). Arkadaşları kapısına geldiler (друзья к его двери приходили), en güzel oyuncaklarını da yanlarında getirdiler (самые красивые игрушки с собой приносили), onunla birlikte oynamak istediler (с ним вместе поиграть хотели). Yeşiltay kapıyı açmadı (Ешилтай дверь не открыл).

Nasıl cılızlaşmasın, nasıl sararmasındı? Sokağa bile çıkmıyordu artık. Arkadaşları kapısına geldiler, en güzel oyuncaklarını da yanlarında getirdiler, onunla birlikte oynamak istediler. Yeşiltay kapıyı açmadı.

Karanlık bir odaya kapanıp (в темной комнате закрывшись) sevgili düşlerine daldı (в любимые сны погружался), eşsiz serüvenler yaşadı (необыкновенные приключения переживал). Yeşiltay'ın yaşamı (жизнь Ешилтая) şimdi bir masaldı (теперь сказкой была).

Karanlık bir odaya kapanıp sevgili düşlerine daldı, eşsiz serüvenler yaşadı. Yeşiltay'ın yaşamı şimdi bir masaldı.

Herkesin yaşadığı yaşam onu ilgilendirmiyor (жизнь других: «всеми прожитая жизнь» его не интересует; ilgilendirmek — интересовать), insanlar onu çekmiyordu (люди его не притягивают; çekmek — тянуть). Varsa da, yoksa da masallardı (ничего кроме сказок) sevdiği cüceler, devler, keloğlanlar, özellikle de peri kızlarıydı (любимых гномов, великанов, кельогланов (keloğlan — «лысый парень», герой турецких народных сказок, Иванушка-дурачок) и особенно фей).

Herkesin yaşadığı yaşam onu ilgilendirmiyor, insanlar onu çekmiyordu. Varsa da, yoksa da masallardı sevdiği cüceler, devler, keloğlanlar, özellikle de peri kızlarıydı.

Yaşı epeyce ilerlemişti (он изрядно повзрослел: «его возраст изрядно продвинулся вперед»), ama Yeşiltay hep o eski mavi gözlü çocuktu (но Ешилтай все тот же прежний голубоглазый ребенок), masallarda yaşayan bir küçük çocuktan başka bir şey değildi (в сказках живущий маленький ребенок и больше ничего).
Masallardan hiç bıkmadı, usanmadı (от сказок совсем не устал, не утомился). Bir gün (однажды: «один день») gene odasına kapandı (снова в своей комнате закрылся). Masallar düşündü (о сказках задумался), içi sızladı (душа: «внутренность» заныла), hep böyle (всегда вот так) karanlık bir yerde kalmak (в темном месте оставаться) buradan çıkınca da (а выходя отсюда) ancak sıradan insanlarla karşılaşmak (только с заурядными людьми встречаться) canını sıkıyor (ему надоело: «душу сжимает»), buralardan kaçıp (отсюда сбежав) gerçek masallarda yaşamak istiyordu (в настоящих сказках пожить захотел).

Yaşı epeyce ilerlemişti, ama Yeşiltay hep o eski mavi gözlü çocuktu, masallarda yaşayan bir küçük çocuktan başka bir şey değildi.
Masallardan hiç bıkmadı, usanmadı. Bir gün gene odasına kapandı. Masallar düşündü, içi sızladı, hep böyle karanlık bir yerde kalmak, buradan çıkınca da ancak sıradan insanlarla karşılaşmak canını sıkıyor, buralardan kaçıp gerçek masallarda yaşamak istiyordu.

Ellerini göğe doğru kaldırıp (свои руки к небу подняв) Tanrı'ya yalvardı (Всевышнему = Аллаху взмолился). Kendisini bu yerlerden uzaklaştırmasını (себя от этих мест отправить подальше: «отдаление его»), alıp masallar ülkesine götürmesini (взять и в сказочную страну перенести), hiç değilse (хотя бы), bir Keloğlan yapmasını (Кельогланом сделать) söyledi (попросил: «сказал»). Sonra gözlerini yumdu (потом глаза закрыл), çok bitkindi (очень изнуренный), uykuya daldı (в сон погрузился).
Yeşiltay bu uykudan uyanmadı (Ешилтай от этого сна не проснулся).

Ellerini göğe doğru kaldırıp Tanrı'ya yalvardı. Kendisini bu yerlerden uzaklaştırmasını, alıp masallar ülkesine götürmesini, hiç değilse, bir Keloğlan yapmasını söyledi. Sonra gözlerini yumdu, çok bitkindi, uykuya daldı.
Yeşiltay bu uykudan uyanmadı.

Uyandı ya (проснулся, но) bir başka türlü uyandı (по-другому: «другая разновидность» проснулся). Gözlerini açtığı zaman (глаза открыл когда) karanlık odasını göremedi (темную комнату не смог увидеть; görmedi — не увидел; göremedi — не смог увидеть). Çok güzel bir evin basamaklarındaydı (у очень красивого дома на ступеньках был). Olmadık şeylere (необыкновенным вещам), masallara alışmıştı (к сказкам привыкший), böyle bir yerde uyanışına şaşmadı (в таком месте проснувшись, не удивился). Yalnız taşlar her yanını acıtmıştı (только камни со всех сторон причиняли боль), kalçaları sızlıyordu (бедра болели).

Uyandı ya bir başka türlü uyandı. Gözlerini açtığı zaman karanlık odasını göremedi. Çok güzel bir evin basamaklarındaydı. Olmadık şeylere, masallara alışmıştı, böyle bir yerde uyanışına şaşmadı. Yalnız taşlar her yanını acıtmıştı, kalçaları sızlıyordu.

Doğrulup başını kaldırdı (выпрямившись, голову поднял). Pencerede çok güzel bir kız gördü (в окне очень красивую девушку увидел). Nedense bir tuhaf oldu (отчего-то ему вдруг стало не по себе: «странно стало»), gözleri karardı (в глазах потемнело). Böylesine güzel bir kız görmemişti Yeşiltay (такую красивую девушку не видел Ешилтай), düşlerindeki peri kızları bile böylesine güzel değildi (в его снах феи даже такими красивыми не были). Birdenbire (вдруг) artık onsuz yaşayamayacağını anladı (что отныне без нее жить не сможет, понял). Yaklaştı (приблизился), bir şeyler söyledi (что-то сказал). Karışık şeylerdi söyledikleri (запутанными были его слова: «вещи, сказанные им»), belki de güzel şeylerdi (может, и красивые вещи), "güneş" gibi, "ay" gibi, "yıldız" gibi (такие как «солнце», «луна», «звезда») sözcükler geçiyordu içinde (слова были у него на душе: «проходили внутри»). Yeşiltay çok terliyor, kekeliyordu (Ешилтай очень потеет, заикается), gözlerini güzel kızdan ayıramıyordu (глаз от красивой девушки не может отвести).

Doğrulup başını kaldırdı. Pencerede çok güzel bir kız gördü. Nedense bir tuhaf oldu, gözleri karardı. Böylesine güzel bir kız görmemişti Yeşiltay, düşlerindeki peri kızları bile böylesine güzel değildi. Birdenbire artık onsuz yaşayamayacağını anladı. Yaklaştı, bir şeyler söyledi. Karışık şeylerdi söyledikleri, belki de güzel şeylerdi, "güneş" gibi, "ay" gibi, "yıldız" gibi sözcükler geçiyordu içinde. Yeşiltay çok terliyor, kekeliyordu, gözlerini güzel kızdan ayıramıyordu.

Ama kız dinlemiyordu (но девушка не слушает), işitmiyordu sanki (не слышит словно). Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı (Ешилтаю в лицо даже не посмотрела).
"Git buradan, Keloğlan, (иди отсюда, Кельоглан: «лысый парень») durma burda (не стой здесь), beni konuşturtma (не разговаривай со мной: «меня не заставляй разговаривать»)" dedi (сказала). "Kardeşlerim gelip (мои братья придут) döverler seni (поколотят тебя), uşaklarım gelip gülerler (мои слуги придут, будут смеяться), seni buradan kovarlar (тебя отсюда прогонят)."
Yeşiltay içini çekti. (Ешилтай тяжело вздохнул: «внутренность вытащил»)
"Bana neden kel diyorsun (меня почему лысым называешь)? Benim başım kel değil ki (моя голова не лысая же)!" dedi (сказал).

Ama kız dinlemiyordu, işitmiyordu sanki. Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı.
"Git buradan, Keloğlan, durma burda, beni konuşturtma," dedi. "Kardeşlerim gelip döverler seni, uşaklarım gelip gülerler, seni buradan kovarlar."
Yeşiltay içini çekti.
"Bana neden kel diyorsun? Benim başım kel değil ki!" dedi.

Güzel kız gülmeye başladı (красивая девушка смеяться начала); güldü, güldü (смеялась, смеялась), kahkahası uzun zaman kesilmedi (ее смех долгое время не прекращался).
"Başındaki kelden bile (о лысине на своей голове даже) haberin yok (не знаешь: «новости нет»), Keloğlan, bir de beni istemeye kalkıyorsun (да еще и меня пытаешься завоевать: «хотеть поднимаешься»). Kendini bil (знай свое место: «себя знай»), boyundan büyük işlere girişme (больше, чем сможешь, делать не пытайся: «за своего роста больше вещи не берись»), git buradan (уходи отсюда). Gitmezsen, senin için iyi olmaz! (а не уйдешь, тебе будет худо: «для тебя хорошо не будет»)" diye yanıtladı (ответила: «говоря, ответила», yanıtlamak — отвечать).

Güzel kız gülmeye başladı; güldü, güldü, kahkahası uzun zaman kesilmedi.
"Başındaki kelden bile haberin yok, Keloğlan, bir de beni istemeye kalkıyorsun. Kendini bil, boyundan büyük işlere girişme, git buradan. Gitmezsen, senin için iyi olmaz!" diye yanıtladı.

Yeşiltay elini başına götürdü (Ешилтай руку к голове поднял: «перенес»). Olur şey değil (не может быть: «возможная вещь нет», keldi (он был лысым), söyleyecek bir şey bulamadı (сказать ничего не нашел), yürüdü gitti (ушел прочь: «пешком ушел»). Gitti ya aklı (ушел, но ум его), pencerede oturan güzel kızda kaldı (рядом с сидящей у окна красивой девушкой остался). Güzel kızın güzel yüzü (красивой девушки красивое лицо) gözlerinden silinmedi (забыть не смог: «из глаз не стер»). Bilmediği, görmediği bir kentteydi (в неизвестном, невиданном городе был). "Nasıl bir kent bu? (что за город это)" deyip (говоря), çevresine bakmıyordu (вокруг не смотрит). Yanından insanlar geçiyor (мимо люди проходят), hiçbirini görmüyordu (никого не видит). Keloğlan olmuştu (стал Кельогланом) artık masallar ülkesindeydi (отныне в сказочной стране), bir masal olmuştu (стал сказкой), masallar nasıl olsa (сказки, как ни крути: «как было бы») mutlu bir sonuçla biterdi her zaman (счастливым концом заканчивались все время). Bunun için (поэтому), bulanık bir sevinç uyanıyordu içinde (смутная радость просыпалась внутри), bir gün güzel kızla evlenebileceğini düşünerek (думая, что однажды на красивой девушке он сможет жениться; evlenmek — жениться; evlenebilmek — смочь жениться) durmadan yürüyordu (не останавливаясь, шел: «шел пешком»).

Yeşiltay elini başına götürdü. Olur şey değil, keldi, söyleyecek bir şey bulamadı, yürüdü gitti. Gitti ya aklı, pencerede oturan güzel kızda kaldı. Güzel kızın güzel yüzü gözlerinden silinmedi. Bilmediği, görmediği bir kentteydi. "Nasıl bir kent bu?" deyip çevresine bakmıyordu. Yanından insanlar geçiyor, hiçbirini görmüyordu. Keloğlan olmuştu, artık masallar ülkesindeydi, bir masal olmuştu, masallar nasıl olsa mutlu bir sonuçla biterdi her zaman. Bunun için, bulanık bir sevinç uyanıyordu içinde, bir gün güzel kızla evlenebileceğini düşünerek durmadan yürüyordu.

Kentin evleri seyrekleşmeye (городские дома редели), sokaklarda dolaşanlar azalmaya başlıyordu (гуляющих по улицам меньше становилось: «уменьшаться начали»; başlamak — начинаться). En sonunda kentten çıktı (в самом конце из города вышел), iki yanı ağaçlı bir yola saptı (на аллею: «с обеих сторон с деревьями улицу» свернул). Bir ulu ağacın altında (под огромным деревом: «одним великим деревом под») oturan ak sakallı bir yaşlı adam (сидящий белобородый старик) eliyle kendisini çağırdı (рукой его подозвал). Yeşiltay dalgındı (Ешилтай был рассеянным), güzel kızı düşünüyordu (о красивой девушке думал), yaşlı adamı görmedi (старика: «пожилого человека» не увидел), seslenmese, yürüyüp gidecekti (если бы тот не окрикнул его, прошел бы мимо). Ama ak sakallı adam seslendi (но белобородый старик окрикнул), bununla da yetinmeyip (этим не ограничившись) yolunu kesti (дорогу преградил: «отрезал»). Yeşiltay dalgın dalgın yüzüne baktı (Ешилтай рассеянно-рассеянно на него: «в его лицо» посмотрел):

Kentin evleri seyrekleşmeye, sokaklarda dolaşanlar azalmaya başlıyordu. En sonunda kentten çıktı, iki yanı ağaçlı bir yola saptı. Bir ulu ağacın altında oturan ak sakallı bir yaşlı adam eliyle kendisini çağırdı. Yeşiltay dalgındı, güzel kızı düşünüyordu, yaşlı adamı görmedi, seslenmese, yürüyüp gidecekti. Ama ak sakallı adam seslendi, bununla da yetinmeyip yolunu kesti. Yeşiltay dalgın dalgın yüzüne baktı:

"Ne var, neden yolumu kestin?" (что случилось: «что есть», почему дорогу преградил) diye sordu (спросил: «говоря спросил»).
"Yüzüme bak, gözlerime bak (мне в лицо посмотри, мне в глаза посмотри)," dedi yaşlı adam (сказал старик), "üstüme başıma iyice bir bak (на мою голову хорошенько посмотри)!"
Yeşiltay da baktı ya pek bir şey anlayamadı (Ешилтай-то посмотрел, но ничего особенного не смог понять; anlamadı — не понял; anlayamadı — не смог понять). Yaşlı adam içini çekti (старик вздохнул):
"Çok dalgınsın (очень рассеян ты), beni tanımadın (меня не узнал)," diye söylendi (сказал).
O zaman Yeşiltay'ın gözleri sevinçle parladı (тогда: «в то время» глаза Ешилтая радостью засветились) ak sakallı adamın elini öptü (старику руку поцеловал).

"Ne var, neden yolumu kestin?" diye sordu.
"Yüzüme bak, gözlerime bak," dedi yaşlı adam, "üstüme başıma iyice bir bak!"
Yeşiltay da baktı ya pek bir şey anlayamadı. Yaşlı adam içini çekti:
"Çok dalgınsın, beni tanımadın," diye söylendi.
O zaman Yeşiltay'ın gözleri sevinçle parladı, ak sakallı adamın elini öptü.

"Tanıdım, tanıdım (узнал, узнал)!" dedi (сказал). "Tanıdım, nasıl tanımam (узнал, как не узнать), masallardan tanırım seni (из сказок знаю тебя), dervişsin sen (дервиш ты /дервиш — волшебник, маг/), iyi yürekli dervişsin (добрый: «с хорошим сердцем» дервиш ты)!"
Yaşlı adam gülümsedi (старик улыбнулся):
"Evet!" dedi (да, сказал).
Yeşiltay'ın koluna girip (Ешилтая взяв под руку) ağacın dibine götürdü (привел к корням дерева), oturdu (сел), ona da bir yer gösterdi (и ему место указал).
"Anlatma (не объясняй; anlatmak — объяснять, рассказывать), hepsini biliyorum!" dedi (все знаю, сказал).

"Tanıdım, tanıdım!" dedi. "Tanıdım, nasıl tanımam, masallardan tanırım seni, dervişsin sen, iyi yürekli dervişsin!"
Yaşlı adam gülümsedi:
"Evet!" dedi.
Yeşiltay'ın koluna girip ağacın dibine götürdü, oturdu, ona da bir yer gösterdi.
"Anlatma, hepsini biliyorum!" dedi.

Yeşiltay'a yardım edeceğine söz verdi (Ешилтаю помочь: «помощь сделать» пообещал: «слово дал»). Ama bu iş çok güç bir işti (но эта задача: «работа» была очень тяжелой задачей). Yeşiltay gelmiş geçmiş kızların (Ешилтай из всех девушек: «приходящих, проходящих девушек») en güzeline (самой красивой), en kendini beğenmişine (самой самовлюбленной «себя любящей»), üstelik (и сверх этого) en zenginine (самой богатой) gönül vermişti (сердце отдал). Ama Tanrı da umut vermişti insanlara (но Аллах надежду дал людям), akıl, hüner, güç vermişti (ум, хитрость, силу дал). Sonra (потом) her insana zayıf bir yan vermişti (каждому человеку слабое место: «сторону» дал). Kendini beğenmiş, güzel kızın da (у самовлюбленной, красивой девушки тоже) zayıf bir yanı vardı kuşkusuz (слабое место было, несомненно). İşte bunu anlamaya çalışacaklardı (ну вот это понять они и будут стараться: «понимать работать будут»), her şeyi deneyecekler (все испробуют), umutlarını kesmeyeceklerdi (надежды свои не потеряют; kesmek — отрезать).

Yeşiltay'a yardım edeceğine söz verdi. Ama bu iş çok güç bir işti. Yeşiltay gelmiş geçmiş kızların en güzeline, en kendini beğenmişine, üstelik en zenginine gönül vermişti. Ama Tanrı da umut vermişti insanlara, akıl, hüner, güç vermişti. Sonra her insana zayıf bir yan vermişti. Kendini beğenmiş, güzel kızın da zayıf bir yanı vardı kuşkusuz. İşte bunu anlamaya çalışacaklardı, her şeyi deneyecekler, umutlarını kesmeyeceklerdi.

Derviş Yeşiltay'a yardım etti (дервиш Ешилтаю помог), her şeyi denediler (все испробовали: «каждую вещь попробовали»), Yeşiltay türlü kılıklara girdi (Ешилтай разные облики принимал: «в разные облики входил»), türlü hünerler gösterdi (разные хитрости показывал). Hiçbiri sonuç vermedi (все безрезультатно: «ни один результата не дал»). Çok güzel bir delikanlı oldu (очень красивым юношей стал), ipekler, sırmalar giydi (шелка, расшитые золотом вещи надел). Gitti, kızın penceresinin altında dolaştı (пошел, под окном девушки прогулялся). Kız bakıp yüzünü buruşturdu (девушка, взглянув, личико сморщила), penceresini kapatıp içeriye girdi (окно закрыв, скрылась внутри: «внутрь зашла»). Güzel kızın penceresinin önünde (перед окном красавицы: «красивой девушки окном перед») fildişinden saray yükseltip (из слоновой кости дворец возведя) en güzel penceresine çıkarak (из самого красивого окна выглянув) güzel kızın penceresine baktı (в окно красавицы стал смотреть).

Derviş Yeşiltay'a yardım etti, her şeyi denediler, Yeşiltay türlü kılıklara girdi, türlü hünerler gösterdi. Hiçbiri sonuç vermedi. Çok güzel bir delikanlı oldu, ipekler, sırmalar giydi. Gitti, kızın penceresinin altında dolaştı. Kız bakıp yüzünü buruşturdu, penceresini kapatıp içeriye girdi. Güzel kızın penceresinin önünde fildişinden saray yükseltip en güzel penceresine çıkarak güzel kızın penceresine baktı.

Mevsim bahardı (была весна: «время года была весна»), güzel kız güneşleniyordu (красавица загорала), pencereye fildişi sarayın gölgesi vurunca (когда тень от дворца из слоновой кости достигла окна: «окна из слоновой кости дворца тень, когда достигла») öfkelendi, kızdı gitti (разгневалась, разозлилась и ушла), Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı (Ешилтаю в лицо даже не взглянула). Yeşiltay'ın umutları tuzla buz oldu (надежды Ешилтая разбились вдребезги: «солью со льдом стали»), fildişinden saray eriyiverdi (дворец из слоновой кости растворился; eritmek — плавить, растворять; eriyiverdi — сразу, легко растворился), yerinde bir Keloğlan kaldı (на его месте Кельоглан остался), yüzünü ellerinin içine alıp (лицо руками закрыв: «лицо рук внутрь взяв») ağlamaya başladı (плакать начал).

Mevsim bahardı, güzel kız güneşleniyordu, pencereye fildişi sarayın gölgesi vurunca öfkelendi, kızdı gitti, Yeşiltay'ın yüzüne bile bakmadı. Yeşiltay'ın umutları tuzla buz oldu, fildişinden saray eriyiverdi, yerinde bir Keloğlan kaldı, yüzünü ellerinin içine alıp ağlamaya başladı.

Derviş geldi (дервиш пришел), sırtını okşadı (по спине его погладил; okşamak — гладить). "Bu kız alınmaz bir kale sanki (эта девушка словно неприступная крепость)," dedi (сказал), "ama yeryüzünde (но на земле: «на поверхности земли») bir sürü kız var (много девушек есть), çok güzel kızlar var, biliyor musun (очень красивых девушек, знаешь)?" Yeşiltay bu sözleri dinlemek bile istemedi (Ешилтай этих слов слушать даже не захотел). Gene de dervişle birlikte gitti (снова с дервишем вместе ушел), hiç yanından ayrılmadı (совсем от него не отлучался). Günler geçti (дни прошли), öğütler, sihirler, tılsımlar (наставления, колдовство, талисманы) Yeşiltay'ın acısını dindiremedi (боль Ешилтая унять не смогли).

Derviş geldi, sırtını okşadı. "Bu kız alınmaz bir kale sanki," dedi, "ama yeryüzünde bir sürü kız var, çok güzel kızlar var, biliyor musun?" Yeşiltay bu sözleri dinlemek bile istemedi. Gene de dervişle birlikte gitti, hiç yanından ayrılmadı. Günler geçti, öğütler, sihirler, tılsımlar Yeşiltay'ın acısını dindiremedi.

Güzel kızın özlemine dayanamadı Yeşiltay (не выдержав тоски по красавице, Ешилтай), ne olursa olsun onu görmek istedi (во что бы то ни стало: «что бы не случилось, пусть» ее увидеть захотел); hiç değilse (по крайней мере) onun ellerine değmiş bir şeyi olsun istedi (пусть будет что-нибудь, до чего она дотрагивалась: «ее руки касались какой-нибудь вещи пусть, захотел), iyi yürekli dervişe yalvardı (доброго дервиша умолял). Derviş de dileğini yerine getirdi (дервиш его желание исполнил: «к месту привел»). Yeşiltay bir dilenci oldu (Ешилтай попрошайкой, нищим стал), güzel kızın kapısına gitti (к двери красавицы подошел), bir dilim ekmek istedi (кусок хлеба попросил). Güzel kız bir dilim ekmek bile vermedi (красавица куска хлеба даже не дала). Yeşiltay'ı kapıdan kovdu (Ешилтая от двери прогнала).

Güzel kızın özlemine dayanamadı Yeşiltay, ne olursa olsun onu görmek istedi; hiç değilse onun ellerine değmiş bir şeyi olsun istedi, iyi yürekli dervişe yalvardı. Derviş de dileğini yerine getirdi. Yeşiltay bir dilenci oldu, güzel kızın kapısına gitti, bir dilim ekmek istedi. Güzel kız bir dilim ekmek bile vermedi. Yeşiltay'ı kapıdan kovdu.

Yeşiltay dönüp geldi (Ешилтай вернулся назад: «вернувшись, пришел»). Ağladı, kendi kendini yedi (плакал, терзался: «сам себя ел»). Gene de görmek istedi onu (снова захотел увидеть ее), ama kovulmak, küçülmek, alçalmak zoruna gidiyordu (но был вынужден быть прогнанным, униженным и оскорбленным). İyi yürekli dervişten (добрый: «с добрым сердцем» дервиш; yürek — сердце) buna bir çare bulmasını söyledi (сказал, что этому решение найдет; bulmak — находить; bulma — нахождение). Derviş tam üç gün düşündü (дервиш целых три дня думал). Üç gün sonra Yeşiltay'ı yanına çağırdı (три дня спустя Ешилтая к себе позвал), yüzünde büyük bir keder vardı (на его лице глубокая: «большая» печаль была).

Yeşiltay dönüp geldi. Ağladı, kendi kendini yedi. Gene de görmek istedi onu, ama kovulmak, küçülmek, alçalmak zoruna gidiyordu. İyi yürekli dervişten buna bir çare bulmasını söyledi. Derviş tam üç gün düşündü. Üç gün sonra Yeşiltay'ı yanına çağırdı, yüzünde büyük bir keder vardı.

"Beni iyi dinle, delikanlı (меня внимательно послушай, юноша)," diye başladı (говоря начал). "Çok güzel bir kuş olacaksın şimdi (очень красивой птицей станешь сейчас), görülmedik bir kuş olacaksın (невиданной птицей станешь), tüylerin gözleri kamaştıracak (перья твои глаза будут слепить; kamaştırmak — ослеплять светом), herkes şaşıracak (все удивятся), hayran kalacak (восхитятся: «восхищенными останутся»). Gidip penceresine konacaksın (полетишь, на ее окно сядешь), o da şaşacak (она тоже удивится). Konuşamayacaksın (не сможешь разговаривать), gülemeyeceksin (не сможешь смеяться), ağlayamayacaksın (не сможешь плакать), yalnız öteceksin (только петь будешь), bütün duygularını ötüşün belirtecek (все твои чувства твоя песня выразит). On beş gün boyunca (на протяжении пятнадцати дней) böyle kalacak (таким останешься), on beş gün tamamlanmadan (по истечении пятнадцати дней) buraya döneceksin (сюда вернешься). Dönmezsen (если не вернешься), başına her şey gelebilir (с тобой может произойти что угодно: «на твою голову каждая вещь прийти может»). Hadi şimdi (давай-ка сейчас), güle güle (прощай), yolun açık olsun (в добрый путь «твоя дорога открытой будет пусть»)!" diye bitirdi (говоря, закончил).

"Beni iyi dinle, delikanlı," diye başladı. "Çok güzel bir kuş olacaksın şimdi, görülmedik bir kuş olacaksın, tüylerin gözleri kamaştıracak, herkes şaşıracak, hayran kalacak. Gidip penceresine konacaksın, o da şaşacak. Konuşamayacaksın, gülemeyeceksin, ağlayamayacaksm, yalnız öteceksin, bütün duygularını ötüşün belirtecek. On beş gün boyunca böyle kalacak, on beş gün tamamlanmadan buraya döneceksin. Dönmezsen, başına her şey gelebilir. Hadi şimdi, güle güle, yolun açık olsun!" diye bitirdi.

Yeşiltay çok güzel bir kuş oldu (Ешилтай очень красивой птицей стал). Uçtu gitti (улетел), güzel kızın penceresine kondu (на окно красавицы сел). Güzel kız bu kez gülümsedi (красавица в этот раз улыбнулась). Yeşiltay'ı bir altın kafese koydu (Ешилтая в золотую клетку посадила) odasına götürdü (в свою комнату отнесла). Yeşiltay hem acı, hem tatlı günler (Ешилтай как горькие, так и сладкие дни) geçirdi burada (провел здесь). Acı acı öttü (горько-горько пел), çok güzel türküler söyledi (очень красивые песни: «тюркю» (турецкие народные песни, обычно грустные) пел), türküleri iyilik, sevgi üstüneydi (песни были о добре, о любви). Kim dinlese (кто бы не услышал), gözleri yaşarır (его глаза увлажнялись), ağlar, sevgiyi ta yüreğinde duyardı (он плакал, любовь в самом сердце чувствовал).

Yeşiltay çok güzel bir kuş oldu. Uçtu gitti, güzel kızın penceresine kondu. Güzel kız bu kez gülümsedi. Yeşiltay'ı bir altın kafese koydu, odasına götürdü. Yeşiltay hem acı, hem tatlı günler geçirdi burada. Acı acı öttü, çok güzel türküler söyledi, türküleri iyilik, sevgi üstüneydi. Kim dinlese, gözleri yaşarır, ağlar, sevgiyi ta yüreğinde duyardı.

Ama güzel kız anlamadı (но красавица не понимала). Yüreği taştan mıydı, neydi (ее сердце из камня что ли)? "Kuşum çok güzel ötüyor (моя птица очень хорошо поет)," dedi yalnız (говорила только), "kuşum güzel bir kuş (птица моя — красивая птица), eşsiz bir kuş (необыкновенная птица), sevinç dolu bir sesi var (радости полон голос ее)," diye düşündü (думала), bundan da bir övünme payı çıkardı (этим еще и хвасталась: «из этого также хвастовства долю вынула»). Dostlarını, kardeşlerini çağırıp (друзей, братьев позвав) kuşunu gösterdi (птицу показала). Dostları da, kardeşleri de, kendisi de çok eğlendiler (и друзья ее, и братья, и сама она очень развлеклись), gagasına, kuyruğuna dokundular (клюв и хвост трогали), güldüler (смеялись). Yeşiltay'ın içi sızladı (душа Ешилтая болела), anlayışsızlığın bu kadarına da dayanılmazdı (такого непонимания не выдерживал), insan olsa da konuşabilseydi (был бы он человеком и мог бы разговаривать), söylemediğini bırakmazdı belki (говорить не прекращал бы, наверное). Ama söyleyemiyordu (но не мог говорить), dudağı yoktu (губ у него не было), çok güzel bir gagası vardı (очень красивый клюв был), durmadan ötüyordu (без остановки пел).
Günler geçti (дни прошли).

Ama güzel kız anlamadı. Yüreği taştan mıydı, neydi? "Kuşum çok güzel ötüyor," dedi yalnız, "kuşum güzel bir kuş, eşsiz bir kuş, sevinç dolu bir sesi var," diye düşündü, bundan da bir övünme payı çıkardı. Dostlarını, kardeşlerini çağırıp kuşunu gösterdi. Dostları da, kardeşleri de, kendisi de çok eğlendiler, gagasına, kuyruğuna dokundular, güldüler. Yeşiltay'ın içi sızladı, anlayışsızlığın bu kadarına da dayanılmazdı, insan olsa da konuşabilseydi, söylemediğini bırakmazdı belki. Ama söyleyemiyordu, dudağı yoktu, çok güzel bir gagası vardı, durmadan ötüyordu.
Günler geçti.

Yeşiltay her gün biraz daha dertleniyordu (Ешилтай с каждым днем все больше мучился). Küçücük altın kafesin içindeyken (в маленькой золотой клетке) insan oluvermekten (в человека превратиться), her şeyin ortaya çıkmasından (что вся правда выплывет наружу) çok korkuyor (очень боялся), eğlencelik (предметом забавы), göstermelik bir kuş (птицей, которую выставляют напоказ) olmak da zoruna gidiyordu (оставаться вынужден был). Kaçıp kurtulmak istedi (сбежав, освободиться хотел) kaçıncaya dek akla karayı seçti (но с побегом испытывал большие трудности: «с белым черное выбирал»).
On beş günün tamamlanmasına da (и до истечения пятнадцати дней) çok az bir zaman kalmıştı (очень мало времени оставалось), ama bunu düşünemedi (но об этом не мог думать).

Yeşiltay her gün biraz daha dertleniyordu. Küçücük altın kafesin içindeyken insan oluvermekten, her şeyin ortaya çıkmasından çok korkuyor, eğlencelik, göstermelik bir kuş olmak da zoruna gidiyordu. Kaçıp kurtulmak istedi, kaçıncaya dek akla karayı seçti. On beş günün tamamlanmasına da çok az bir zaman kalmıştı, ama bunu düşünemedi.

Havalandı (взлетел), bulutlara doğru yükseldi (облакам навстречу поднялся). Hem üzgündü, hem dalgındı (и грустным, и рассеянным был) nereye gittiğini bilmiyordu (куда летел, не знал). Yalnız dertli dertli ötüyordu (только грустно-грустно пел), güzel kızın güzel yüzü (красавицы прекрасное лицо) gözlerinin önüne geliyor (его взору представляется), kulağında kahkahaları çınlıyordu (в его ушах ее хохот звучит), daha acı, daha yanık bir sesle ötüyordu (еще более горьким, более обжигающим голосом поет). O böyle öttükçe (он так пел), bütün kuşlar çevresinde toplanmaktaydı (что все птицы вокруг него собирались). Onunla birlikte geliyor (вместе с ним летят), türküsünü dinliyorlardı (его песню слушают), dinledikçe gözleri yaşarıyordu (слушают, и глаза наполняются слезами: «их глаза увлажняются»). Öyle görünüyordu ki (так выглядело), kuşlar her şeyi anlamaktaydı (словно птицы все понимают).

Havalandı, bulutlara doğru yükseldi. Hem üzgündü, hem dalgındı, nereye gittiğini bilmiyordu. Yalnız dertli dertli ötüyordu, güzel kızın güzel yüzü gözlerinin önüne geliyor, kulağında kahkahaları çınlıyordu, daha acı, daha yanık bir sesle ötüyordu. O böyle öttükçe, bütün kuşlar çevresinde toplanmaktaydı. Onunla birlikte geliyor, türküsünü dinliyorlardı, dinledikçe gözleri yaşarıyordu. Öyle görünüyordu ki, kuşlar her şeyi anlamaktaydı.

Hava sıcaktı (погода была жаркой), aşağıda yeşil ağaçlar vardı (внизу зеленые деревья были), yeşil ağaçların dalları serindi (ветки зеленых деревьев давали прохладу), kuşlar bu dallarda dinlenirlerdi (птицы на этих ветвях отдыхали). Dağ başlarında (на вершинах гор), yeşil çayırlarda (на зеленых лугах) pınarlar vardı (родники были), pınarların suyu (родниковая вода) aydınlık, duru, buz gibiydi (была чистая, прозрачная, холодная как лед), kuşlar bu sulardan içmeden geçemezlerdi (птицы, не попив этой воды, не могут мимо пролететь). Bahçelerde olgun meyvalar vardı (сады были полны спелых плодов: «в садах спелые фрукты были»), kuşlar meyvaları çok severler (птицы фрукты очень любят), yemeden edemezlerdi (не поесть не могут).

Hava sıcaktı, aşağıda yeşil ağaçlar vardı, yeşil ağaçların dalları serindi, kuşlar bu dallarda dinlenirlerdi. Dağ başlarında, yeşil çayırlarda pınarlar vardı, pınarların suyu aydınlık, duru, buz gibiydi, kuşlar bu sulardan içmeden geçemezlerdi. Bahçelerde olgun meyvalar vardı, kuşlar meyvaları çok severler, yemeden edemezlerdi.

Ağaçların dallarında (в ветвях деревьев), çatılarda yuvalar vardı (в кронах были гнезда), yuvalarda yavru kuşlar (в гнездах птенцы: «детеныши птицы») kanat çırpar (крыльями хлопали), başlarım göğe doğru kaldırıp (головы к небу подняв) gagalarını açar (клювы открывали), yem isterlerdi (есть просили), azıcık yel esse üşürler (небольшой ветер если подует, замерзнут), analarım beklerlerdi (матерей своих ждали). Ama kuşlar her şeyi unutmuşlardı (но птицы все: «каждую вещь» позабыли), Yeşiltay'ın ardından gidiyor (позади Ешилтая летят), Yeşiltay'ın türküsünü dinliyorlardı (песню Ешилтая слушают). Yeşiltay'sa hiçbirine bakmıyordu (Ешилтай же ни на кого не смотрит), derdini anlamaları (то, что его горе понимают), durumuna acımaları (его положению сострадают) hiçbir şeyi değiştirmiyordu (ничего не меняет).
Yeşiltay durmadan uçuyordu (Ешилтай без остановки летел).

Ağaçların dallarında, çatılarda yuvalar vardı, yuvalarda yavru kuşlar kanat çırpar, başlarım göğe doğru kaldırıp gagalarını açar, yem isterlerdi, azıcık yel esse üşürler, analarım beklerlerdi. Ama kuşlar her şeyi unutmuşlardı, Yeşiltay'ın ardından gidiyor, Yeşiltay'ın türküsünü dinliyorlardı. Yeşiltay'sa hiçbirine bakmıyordu, derdini anlamaları, durumuna acımaları hiçbir şeyi değiştirmiyordu.
Yeşiltay durmadan uçuyordu.

Bir ara doğduğu kentin üstüne geldi (вдруг он подлетел к городу, в котором родился), bir zamanlar dolaştığı sokakları (улицы, по которым бродил когда-то: «когда-то по которым он бродил улицы»), oturduğu evi gördü (дом, в котором он жил, увидел), bildik insanlar gördü (людей, которых он знал, увидел). Kulağına bir ses geldi, irkildi (он услышал голос: «в его ухо один голос вошел», он вздрогнул). "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön (иди, Ешилтай, иди, к нам возвращайся), bizden geçme (от нас не убегай), yazık sana (жалко тебя)," diyordu bir ses (говорил голос). "Burada mutluluğa kavuşursun (здесь счастья достигнешь), en gerçek serüvenleri burada yaşarsın (самые настоящие приключения здесь переживешь)," diyordu. Yeşiltay kulağından çok, içinde (Ешилтай, глубже, чем в ушах), yüreğinde duyuyordu bu sesi (в сердце своем слышал этот голос).

Bir ara doğduğu kentin üstüne geldi, bir zamanlar dolaştığı sokakları, oturduğu evi gördü, bildik insanlar gördü. Kulağına bir ses geldi, irkildi. "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön, bizden geçme, yazık sana," diyordu bir ses. "Burada mutluluğa kavuşursun, en gerçek serüvenleri burada yaşarsın," diyordu. Yeşiltay kulağından çok, içinde, yüreğinde duyuyordu bu sesi.

Çok tuhaf bir sesti (очень странный был голос), evlerin, ağaçların, yolların, insanların sesiydi sanki (домов, деревьев, дорог, людей был голос словно), sanki hepsi birden sesleniyordu (как будто бы все вдруг заговорили), hepsinin sesi tek bir ses oluyor (их голоса одним голосом стали), evler, ağaçlar, insanlar, yollar, sokaklar (дома, деревья, люди, дороги, улицы): "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön, bizim gibisini bulamazsın!" diyorlardı (иди, Ешилтай, иди, возвращайся к нам, таких, как мы, не найдешь, говорили). Ama bu ses Yeşiltay'ı çekmiyordu (но этот голос Ешилтая не привлек). Yüreğinde bir eziklik duydu (в сердце тяжесть почувствовал), içi sızladı (душа заболела). Sonra, iyice hızlandı (потом, хорошенько набрал скорость), öteki kuşlar da hızlandılar (другие птицы тоже ускорились). Çevresi kuşa kesmişti (вокруг него птицы собрались), yer gök kuşla (небосвод птицами), kuşların kanat sesleriyle dolmuştu (птичьих крыльев звуками наполнился). Kocaman, uçsuz bucaksız bir bulutu andırıyorlardı (гигантскую бескрайнюю: «без края, без угла» тучу напоминали).

Çok tuhaf bir sesti, evlerin, ağaçların, yolların, insanların sesiydi sanki, sanki hepsi birden sesleniyordu, hepsinin sesi tek bir ses oluyor, evler, ağaçlar, insanlar, yollar, sokaklar: "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön, bizim gibisini bulamazsın!" diyorlardı. Ama bu ses Yeşiltay'ı çekmiyordu. Yüreğinde bir eziklik duydu, içi sızladı. Sonra, iyice hızlandı, öteki kuşlar da hızlandılar. Çevresi kuşa kesmişti, yer gök kuşla, kuşların kanat sesleriyle dolmuştu. Kocaman, uçsuz bucaksız bir bulutu andırıyorlardı.

Ama ne çıkardı (но что произошло)? Onbeş günlük süre dolup da (как пятнадцатидневный срок подошел к концу: «наполнился»), Yeşiltay yeniden Keloğlan olunca (и Ешилтай снова Кельогланом стал), yıldırım hızıyla (молниеносно «с молнии скоростью») düşmeye başladı (падать начал), hemen arkasından da uçsuz bucaksız bulut parçalandı (сразу за ним бескрайняя туча раздробилась). Yeşiltay hızla düşerken (Ешилтай, быстро падая) çarptığı kuşların kimileri öldü (из птиц, которых он задевал, многих убил). Ama sağ kalanlar korkmadılar (но те, кто выжили: «здоровыми остались» не испугались), çekilmediler (не улетели: «удалились»,), ölümü düşünmediler (о смерти не думали), yuvalarda kendilerini bekleyen (про их ждавших в гнездах), aç yavruları bile düşünmediler (голодных птенцов даже не подумали).

Ama ne çıkardı? Onbeş günlük süre dolup da, Yeşiltay yeniden Keloğlan olunca, yıldırım hızıyla düşmeye başladı, hemen arkasından da uçsuz bucaksız bulut parçalandı. Yeşiltay hızla düşerken çarptığı kuşların kimileri öldü. Ama sağ kalanlar korkmadılar, çekilmediler, ölümü düşünmediler, yuvalarda kendilerini bekleyen, aç yavruları bile düşünmediler.

Yalnız Yeşiltay'ı düşündüler (только о Ешилтае думали), Yeşiltay'ın acısını anlamışlar (Ешилтая боль поняли), onu çok sevmişlerdi (его очень полюбили), kurtarmak istediler (хотели спасти). Ellerine, kollarına yapıştılar (к рукам: «к кистям, к рукам», его прилипли), hep birden altına toplandılar (все вдруг под ним собрались). Ama ne de olsa güçleri sınırlıydı (но, все-таки, их сила была небезгранична: «с границей»), fazla bir şey yapamadılar (много сделать не смогли), gerektiği gibi tutamadılar (как надо не смогли удержать) Yeşiltay'ı, yalnız biraz hızını azalttılar (только скорость Ешилтая немного уменьшили), parça parça olmasını önlediler (разбиться в дребезги «осколком осколком стать» ему не дали: «предотвратили»). Yeşiltay önce ağaçlara çarptı, sonra yere düştü (Ешилтай сначала за деревья зацепился, потом на землю упал).

Yalnız Yeşiltay'ı düşündüler, Yeşiltay'ın acısını anlamışlar, onu çok sevmişlerdi, kurtarmak istediler. Ellerine, kollarına yapıştılar, hep birden altına toplandılar. Ama ne de olsa güçleri sınırlıydı, fazla bir şey yapamadılar, gerektiği gibi tutamadılar Yeşiltay'ı, yalnız biraz hızını azalttılar, parça parça olmasını önlediler. Yeşiltay önce ağaçlara çarptı, sonra yere düştü.

Bayılıp kaldı (потерял сознание), her yanı kana bulandı (весь: «все его бока» кровью был перепачкан). Kuşlar üzüldüler (птицы загрустили), dövündüler, acı acı ötmeye başladılar (загоревали, горько-горько петь начали). Yeşiltay öldü sanıyorlardı (что Ешилтай умер, подумали). Ama yaşıyor (но он был жив), usul usul soluk alıyordu (осторожно дышал: «дыхание брал»). Derviş geldi, kulağını Yeşiltay'ın göğsüne koydu (дервиш пришел, ухо свое к груди Ешилтая приложил). Gözleri sevinçle parladı, kuşlara döndü (его глаза радостью загорелись, к птицам повернулся):
"Ölmedi, siz gidin, üzülmeyin (не умер он, улетайте, не грустите), kanatları büyümemiş yavrularınız sizi bekler (с невыросшими крыльями птенцы вас ждут), siz gidin. Keloğlan'a ben bakarım," dedi (улетайте, о Кельоглане я позабочусь: «посмотрю», сказал).

Bayılıp kaldı, her yanı kana bulandı. Kuşlar üzüldüler, dövündüler, acı acı ötmeye başladılar. Yeşiltay öldü sanıyorlardı. Ama yaşıyor, usul usul soluk alıyordu. Derviş geldi, kulağını Yeşiltay'ın göğsüne koydu. Gözleri sevinçle parladı, kuşlara döndü:
"Ölmedi, siz gidin, üzülmeyin, kanatları büyümemiş yavrularınız sizi bekler, siz gidin. Keloğlan'a ben bakarım," dedi.

Gerçekten de baktı (вправду позаботился). Kanlarını sildi (кровь с него смыл, «стер»), yaralarını sardı (раны его перевязал), hiç başından ayrılmadı (от него совсем не отлучался). Yeşiltay'ın hastalığı çok uzadı (болезнь Ешилтая очень затянулась), bir yaz, bir kış, bir bahar sürdü (одно лето, одну зиму, одну весну длилась). Neden sonra iyileşti, yaraları kapandı (потом ему стало лучше, раны его затянулись: «закрылись»), ama güzel kızı unutamadı (но красавицу он не забыл). Yaralarının en çok sızladığı günlerde bile (даже в те дни, когда его раны сильнее всего болели, «его раны больше всего сильно болели, когда в дни даже») onu sayıkladı (о ней бредил). İyileşti, gene sayıkladı (поправился, но все равно бредил). Derviş en sonunda dayanamadı, Yeşiltay'ın omzunu okşadı (дервиш, в конце концов, не выдержал, плечо Ешилтая погладил).

Gerçekten de baktı. Kanlarını sildi, yaralarını sardı, hiç başından ayrılmadı. Yeşiltay'ın hastalığı çok uzadı, bir yaz, bir kış, bir bahar sürdü. Neden sonra iyileşti, yaraları kapandı, ama güzel kızı unutamadı. Yaralarının en çok sızladığı günlerde bile onu sayıkladı. İyileşti, gene sayıkladı. Derviş en sonunda dayanamadı, Yeşiltay'ın omzunu okşadı.

"Derdin bitti artık, Keloğlan," dedi (горе твое кончилось отныне, Кельоглан, сказал), "sevgiline kavuşacaksın (своей любимой ты добьешься). Uzun uzun düşündüm (долго-долго думал я). Kolay olduğundan mıdır, nedir (из легкого что-нибудь), hiç aklıma gelmemişti (так мне в голову и не пришло): Çoğu kızlar tuhaf şeylerden hoşlanırlar (большинство девушек от странных вещей испытывают удовольствие), tuhaf, benzersiz görülmedik şeyler (странных, ни на что не похожих, невиданных вещей) olsun da nasıl olursa olsun, derler (пусть будут, какими бы ни были, пусть будут, говорят). Sen de tuhaf şeyler yapacaksın (ты тоже странные вещи будешь делать). Yeşil bir tay olacaksın (зеленым жеребенком станешь) örneğin (например), gidip ahırlarına girecek (пойдешь, в ее конюшни зайдешь), kızla yalnız kalınca insan oluvereceksin (с девушкой наедине оставшись, в человека превратишься). Hemen sevecek seni, senden başkasını istemeyecek (сразу тебя полюбит, кроме тебя никого не захочет).

"Derdin bitti artık, Keloğlan," dedi, "sevgiline kavuşacaksın. Uzun uzun düşündüm. Kolay olduğundan mıdır, nedir, hiç aklıma gelmemişti: Çoğu kızlar tuhaf şeylerden hoşlanırlar, tuhaf, benzersiz görülmedik şeyler olsun da nasıl olursa olsun, derler. Sen de tuhaf şeyler yapacaksın. Yeşil bir tay olacaksın örneğin, gidip ahırlarına girecek, kızla yalnız kalınca insan oluvereceksin. Hemen sevecek seni, senden başkasını istemeyecek.

Ama artık ben aradan çıkacağım (только отныне я исчезну), çünkü bütün hünerlerimi (потому что все свое мастерство) sana vermem gerekecek (тебе мне отдать надо будет), hünerlerim elimden gidince de öleceğim (а без своего мастерства: «когда мое мастерство из рук моих уйдет» я умру). Beni düşünme, benim için üzülme, ben günümü çoktan doldurdum (обо мне не думай, обо мне не грусти, я уже сполна прожил свою жизнь: «я свои дни давно наполнил»)." dedi (сказал). Sonra biraz düşündü (потом немного подумал). "Bir sözüm daha var, Keloğlan," dedi (одна вещь: «слово» еще есть, сказал) "senin hem tay, hem insan olduğunu (то, что ты и жеребенок и человек) kızdan başkası bilmesin (кроме девушки никто знать не должен)!"

Ama artık ben aradan çıkacağım, çünkü bütün hünerlerimi sana vermem gerekecek, hünerlerim elimden gidince de öleceğim. Beni düşünme, benim için üzülme, ben günümü çoktan doldurdum." dedi. Sonra biraz düşündü. "Bir sözüm daha var, Keloğlan," dedi, "senin hem tay, hem insan olduğunu kızdan başkası bilmesin!"

Yeşiltay'ın gözleri yaşardı (глаза Ешилтая наполнились слезами), bir şeyler söylemek istedi (что-то сказать хотел), ama daha ağzını açmasına bile zaman kalmadan (но прежде чем он открыл рот: «но еще рот открыть даже времени не осталось когда») bir kanat sesi duydu (он услышал шум крыльев), başını kaldırdı (поднял голову), göğe doğru yükselen bir çift kanat gördü (к небу поднимающуюся пару крыльев увидел). Bir çift kanat görünmez olunca (когда крылья перестали быть видны), Yeşiltay gerçekten de bir yeşil tay oldu (Ешилтай и вправду стал зеленым жеребенком). Var hızıyla kente koştu (со всей скоростью в город побежал), koşmaktan çok uçtu (не бежал, а летел), yeller gibi geçti (словно ветер несся).

Yeşiltay'ın gözleri yaşardı, bir şeyler söylemek istedi, ama daha ağzını açmasına bile zaman kalmadan bir kanat sesi duydu, başını kaldırdı, göğe doğru yükselen bir çift kanat gördü. Bir çift kanat görünmez olunca, Yeşiltay gerçekten de bir yeşil tay oldu. Var hızıyla kente koştu, koşmaktan çok uçtu, yeller gibi geçti.

Görenler (те, кто его видел), "Yeşil bir tay, çimen yeşili bir tay (зеленый жеребенок, травянисто-зеленый жеребенок), görülmedik bir şey, ne tuhaf (невиданная вещь, как странно)!" dediler (говорили). Yaklaşmak, daha yakından bakmak istediler (приблизиться, еще ближе увидеть хотели), Yeşiltay'ı tutmak istediler (Ешилтая поймать: «удержать» хотели), yaklaşamadılar, tutamadılar (но не смогли приблизиться, не смогли удержать). Yeşiltay yel gibi uçtu gitti (Ешилтай как ветер пролетел), güzel kızın ahırına girdi (в конюшню красавицы вошел).

Görenler, "Yeşil bir tay, çimen yeşili bir tay, görülmedik bir şey, ne tuhaf!" dediler. Yaklaşmak, daha yakından bakmak istediler, Yeşiltay'ı tutmak istediler, yaklaşamadılar, tutamadılar. Yeşiltay yel gibi uçtu gitti, güzel kızın ahırına girdi.

Her şey dervişin dediği gibi oldu (все, как дервиш говорил, произошло). Koca kent her şeyi unuttu (огромный город все позабыл), hep Yeşiltay'dan söz edildi (только о Ешилтае и разговаривают). Herkes güzel kızın ahırına gitti (все в конюшню красавицы пошли), Yeşiltay'a bakıp hayran kaldı (на Ешилтая посмотрев, пришли в изумление: «в изумлении остались»). Herkes atlarını yeşile boyadı (все своих лошадей в зеленый покрасили). Sonra bir at boyamadır aldı yürüdü (затем раскрашивание лошадей во всю пошло). Yeşil atlar, sarı atlar, mavi atlar, mor atlar, boyalı atlar çoğaldı da çoğaldı (зеленые лошади, желтые лошади, синие лошади, фиолетовые лошади, раскрашенные лошади все множились и множились).

Her şey dervişin dediği gibi oldu. Koca kent her şeyi unuttu, hep Yeşiltay'dan söz edildi. Herkes güzel kızın ahırına gitti, Yeşiltay'a bakıp hayran kaldı. Herkes atlarını yeşile boyadı. Sonra bir at boyamadır aldı yürüdü. Yeşil atlar, sarı atlar, mavi atlar, mor atlar, boyalı atlar çoğaldı da çoğaldı.

Güzel kız da merak içindeydi (красавица сгорала от любопытства: «у любопытства внутри была»). Ama meraklı görünmek istemedi (но любопытной выглядеть не хотела), meraklı görünmek istemediği için de (и из-за того, что любопытной выглядеть не хотела) kolay kolay ahıra inmedi (просто так в конюшню не входила). Uzun zaman bekledi (долгое время ждала), en sonunda bir gün (в конце-концов, однажды), tek başına ahıra indi (совсем одна в конюшню зашла). Yeşiltay'ın yanına geldi, okşamak istedi (к Ешилтаю подошла, погладить хотела).

Güzel kız da merak içindeydi. Ama meraklı görünmek istemedi, meraklı görünmek istemediği için de kolay kolay ahıra inmedi. Uzun zaman bekledi, en sonunda bir gün, tek başına ahıra indi. Yeşiltay'ın yanına geldi, okşamak istedi.

Yeşiltay birdenbire silkinerek (Ешилтай вдруг, встряхнувшись) mavi gözlü bir delikanlı oluverdi (в голубоглазого юношу превратился). Mavi gözleri pırıl pırıldı (голубые глаза его блестели), tertemiz giysiler içindeydi (в чистые одежды был одет: «чистой одежды внутри был»), çok çekici görünüyordu (очень привлекательно выглядел). Ama pek de öyle yakışıklı değildi (но все равно, не настолько уж симпатичный). Güzel kız böylelerini çok görmüş (красавица таких много видала), hepsine de sırtım dönmüştü (и ото всех отворачивалась: «ко всем поворачивалась спиной»). Ama şimdi, durum başkaydı (но теперь положение было другим). Delikanlı önce yeşil bir taydı (юноша раньше зеленым жеребенком был), sonra birden insan oluvermişti (потом вдруг в человека превратился). Güzel kız gözlerini Yeşiltay'ın gözlerine dikti (красавица: «красавицы глаза» в глаза Ешилтая пристально взглянула).

Yeşiltay birdenbire silkinerek mavi gözlü bir delikanlı oluverdi. Mavi gözleri pırıl pırıldı, tertemiz giysiler içindeydi, çok çekici görünüyordu. Ama pek de öyle yakışıklı değildi. Güzel kız böylelerini çok görmüş, hepsine de sırtım dönmüştü. Ama şimdi, durum başkaydı. Delikanlı önce yeşil bir taydı, sonra birden insan oluvermişti. Güzel kız gözlerini Yeşiltay'ın gözlerine dikti.

0

3

Yeşiltay da gülümsedi (Ешилтай улыбнулся):
"Seni seviyorum," dedi (я тебя люблю, сказал).
Yeşiltay'ın bütün dilekleri gerçekleşti (все желания Ешилтая исполнились), sevdiği kıza kavuştu (любимой девушки он добился). O kendini beğenmiş (ей он понравился), o çok güzel kız bir daha ahırdan çıkmaz oldu (эта красавица больше из конюшни не выходила), en güzel, en tatlı, en mutlu günlerini ahırda geçirdi (самые лучшие, самые сладкие, самые счастливые дни свои в конюшне провела). Yeşiltay'ı deli gibi seviyordu (Ешилтая как сумасшедшая полюбила). "Öl," dese ölürdü, ne istese yapardı (умри, сказал бы ей, умерла бы, все, что он захотел, сделала бы). Yapardı ya Yeşiltay hiçbir şey istemiyordu (сделала бы, да Ешилтай ничего не хотел). Gerçekte tay değil, insan olduğunu hiçkimseye söylememesini istiyordu yalnız (что он на самом деле не жеребенок, а человек, никому не рассказывать хотел только).

0

4

Yeşiltay da gülümsedi:
"Seni seviyorum," dedi.
Yeşiltay'm bütün dilekleri gerçekleşti, sevdiği kıza kavuştu. O kendini beğenmiş, o çok güzel kız bir daha ahırdan çıkmaz oldu, en güzel, en tatlı, en mutlu günlerini ahırda geçirdi. Yeşiltay'ı deli gibi seviyordu. "Öl," dese ölürdü, ne istese yapardı. Yapardı ya Yeşiltay hiçbir şey istemiyordu. Gerçekte tay değil, insan olduğunu hiçkimseye söylememesini istiyordu yalnız.

Bu da kızın hiç hoşuna gitmiyordu (это красавице совсем не нравилось: «приятности не шло»; hoşuna gitmek — нравиться), ama Yeşiltay'ı çok seviyor, yitirmek istemiyordu (но Ешилтая она очень любила, терять его не хотела) hiç kimseye söylemedi (никому не рассказывала). Hiç ahırdan çıkmayışına şaşanlara (на тех, кто удивлялся тому, что она не выходит из конюшни: «совсем из конюшни невыходу на удивляющихся»), Yeşiltay'a beslediği büyük sevgiyi alaya alanlara (к Ешилтаю испытываемую ею большую любовь подымал на смех; alaya alanmak — поднимать на смех) da kulak asmadı о (внимания не обращала: «ухо не подвешивала»; kulak asmak — придавать значение). Onun için yalnız Yeşiltay vardı (для ее только Ешилтай существовал), Yeşiltay'dan başka her şey, herkes vız geliyordu (кроме Ешилтая на всех плевала; vız gelmek — не придавать значения (vız — подражание жужжанию)). Ablaları, ağabeyleri nişanlanmışlardı (ее старшие сестры и старшие братья были обручены), yakında düğünleri yapılacaktı (скоро свадьбы будут проводиться). Babası onu da evlendirmek istiyordu (отец и ее выдать замуж хотел). Ama güzel kızın kararı karardı (но решение красавицы было принято).

Bu da kızın hiç hoşuna gitmiyordu, ama Yeşiltay'ı çok seviyor, yitirmek istemiyordu, hiç kimseye söylemedi. Hiç ahırdan çıkmayışına şaşanlara, Yeşiltay'a beslediği büyük sevgiyi alaya alanlara da kulak asmadı. Onun için yalnız Yeşiltay vardı, Yeşiltay'dan başka her şey, herkes vız geliyordu. Ablaları, ağabeyleri nişanlanmışlardı, yakında düğünleri yapılacaktı. Babası onu da evlendirmek istiyordu. Ama güzel kızın kararı karardı.

"Ahırdaki Yeşiltay'la evleneceğim ben (за Ешилтая из конюшни выйду замуж я), varsa da, yoksa da Yeşiltay," diyordu (что бы ни было, Ешилтай, сказала).
Babasının gözleri büyüyor (глаза ее отца на лоб полезли: «увеличились»), annesi saçını başını yoluyordu (мать ее сокрушается: «рвет на себе волосы»). Kardeşleri yas tutuyordu (братья ее в трауре: «траур соблюдают»; yas tutmak — быть в трауре). Ahırdaki tayla evlenmenin onurlarıyla bağdaşmayacağını (с жеребенком из конюшни свадьба их положению: «чести»; onur — честь, не соответствует), ayrıca insanların atlarla evlenmesinin görülmüş şey olmadığını, söylüyorlardı (кроме того, свадьба людей и лошадей — невиданная вещь, говорили). Ama güzel kız dinlemiyordu (но красавица не слушала). "Varsa da, yoksa da Yeşiltay!" diyordu (что бы то ни было, Ешилтай, говорила). Güzel kız kardeşlerinin en küçüğü ve en güzeliydi, en çok onu severlerdi (красавица из всех братьев и сестер была самой младшей и самой красивой, больше всего ее любили). Bu nedenle isteğine boyun eğdiler (по этой причине с ее желанием смирились: «шею наклонили»; boyun eğmek — повиноваться, смириться). Eğdiler ya gene de çok üzüldüler (смирились, но все равно очень расстроились).

"Ahırdaki Yeşiltay'la evleneceğim ben, varsa da, yoksa da Yeşiltay," diyordu.
Babasının gözleri büyüyor, annesi saçını başını yoluyordu. Kardeşleri yas tutuyordu. Ahırdaki tayla evlenmenin onurlarıyla bağdaşmayacağını, ayrıca insanların atlarla evlenmesinin görülmüş şey olmadığını söylüyorlardı. Ama güzel kız dinlemiyordu. "Varsa da, yoksa da Yeşiltay!" diyordu. Güzel kız kardeşlerinin en küçüğü ve en güzeliydi, en çok onu severlerdi. Bu nedenle isteğine boyun eğdiler. Eğdiler ya gene de çok üzüldüler.

Ağabeylerinin, ablalarının düğünü başladı (старших братьев, старших сестер свадьбы начались). Düğün bile geçiremedi kederlerini (свадьбы даже не смогли развеять их горе), hepsi de büyük bir yas içindeydi (все в большом трауре). Yalnız güzel kız sevinçliydi (только красавица радостная); sevincinden bir yerlerde duramıyor (от радости на одном месте не может устоять), durmamacasına gülüp oynuyordu (без остановки смеясь, плясала). Oyunlara bakıyordu (за играми наблюдала).

Ağabeylerinin, ablalarının düğünü başladı. Düğün bile geçiremedi kederlerini, hepsi de büyük bir yas içindeydi. Yalnız güzel kız sevinçliydi; sevincinden bir yerlerde duramıyor, durmamacasına gülüp oynuyordu. Oyunlara bakıyordu.

Oyunların en güzeli cirit oyunuydu (из игр самая хорошая была игра в дротики; cirit — копье, дротик). Evin önünde büyük bir alan vardı (перед домом большое поле было), evin önündeki alanda (на поле перед домом) birbirinden yakışıklı, birbirinden güçlü (один другого краше, один другого сильней) genç adamlar cirit oynuyor (молодые люди в дротики играли), bütün kızlar da pencerelere yığılıp onlara bakıyorlardı (а все девушки, у окон скопившись, на них смотрели). Güzel kız da onların arasındaydı (красавица тоже среди них была). Ciritçiler cirit atıyor (игроки дротики кидают), atlar havalara sıçrıyor (лошади в воздух подскакивают), tozu dumana katıyorlardı (поднимают клубы пыли: «пыль в туман взбивают»).

Oyunların en güzeli cirit oyunuydu. Evin önünde büyük bir alan vardı, evin önündeki alanda birbirinden yakışıklı, birbirinden güçlü genç adamlar cirit oynuyor, bütün kızlar da pencerelere yığılıp onlara bakıyorlardı. Güzel kız da onların arasındaydı. Ciritçiler cirit atıyor, atlar havalara sıçrıyor, tozu dumana katıyorlardı.

Derken (в тот самый момент), al bir ata binmiş, allar giymiş bir yiğit belirdi birden (гнедого коня оседлавший, в алое одетый парень; yiğit — храбрец, парень, появился вдруг), atını alana sürdü (своего коня к полю направил). Pencerelerdeki güzel kızların yüreği hopladı (у красавиц в окнах сердце подпрыгнуло). Al atlıyı çok sevmişlerdi (алый всадник им очень понравился), al atlının kendine güvendiği belliydi (то, что алый всадник в себе уверен, было очевидно), ama ötedeki yiğitlerin yanında çok ufak kaldığı için (но, так как рядом с другими парнями он маленьким выглядел) yenilecek diye korkuyorlardı (того, что он проиграет: «будет побежден», боялись; yenmek — побеждать; yenilmek — быть побежденным).

Derken, al bir ata binmiş, allar giymiş bir yiğit belirdi birden, atını alana sürdü. Pencerelerdeki güzel kızların yüreği hopladı. Al atlıyı çok sevmişlerdi, al atlının kendine güvendiği belliydi, ama ötedeki yiğitlerin yanında çok ufak kaldığı için yenilecek diye korkuyorlardı.

Ancak hiç de korktukları gibi olmadı (однако, того, чего они боялись, не произошло). Al atlı adam bütün ciritçileri kaçırdı (алый всадник всех игроков победил), kala kala (всего-навсего: «оставаясь, оставаясь»; kala kala — всего лишь, и всего-навсего) güzel kızın ablalarından birinin nişanlısı kaldı (жених одной из старших сестер красавицы: «красавицы старших сестер одной жених остался»), uzun zaman çarpıştılar (долгое время они сражались); al atlı adam en sonunda onu da atından düşürdü (алый всадник, в конце концов, его с коня сбросил). Döndü, pencerelere baktı (повернулся, на окна посмотрел), gözleri güzel kızın gözlerini aradı (глазами своими красавицы глаза искал). Güzel kızın ablaları içlerini çektiler (старшие сестры красавицы тяжело вздохнули). "Şu bizim küçük kardeşimizin ne kara bir yazgısı varmış (у нашей младшей сестры какой черный рок), şöyle bir yiğitle evlenmiyor da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor (не за такого парня выходит замуж, а за Ешилтая из конюшни)," dediler.

Ancak hiç de korktukları gibi olmadı. Al atlı adam bütün ciritçileri kaçırdı, kala kala güzel kızın ablalarından birinin nişanlısı kaldı, uzun zaman çarpıştılar; al atlı adam en sonunda onu da atından düşürdü. Döndü, pencerelere baktı, gözleri güzel kızın gözlerini aradı. Güzel kızın ablaları içlerini çektiler. "Şu bizim küçük kardeşimizin ne kara bir yazgısı varmış, şöyle bir yiğitle evlenmiyor da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor," dediler.

Güzel kız dudaklarını ısırdı (красавица закусила губу). Allar giymiş, al atlı yiğit Yeşiltay'dı (алые одежды надевший, на гнедом коне парень был Ешилтай).
Ertesi gün, cirit gene başladı (на следующий день игра в дротики снова началась). Güzel kızın büyük kardeşi oyuna girmedi (старший брат красавицы в игру не вступил), giyindi, kuşandı, atını hazırladı (принарядился: «оделся, подпоясался»; giyinip kuşanmak — принарядиться, коня подготовил), alanın kıyısına geldi (на край поля пришел), al atlı yiğit gene gelir diye bekledi (приезда парня на гнедом коне ждал), eniştesinin öcünü almak düşüncesindeydi (за мужа сестры отомстить: «месть взять»; öç almak — мстить, думал: «в мыслях был»).

Güzel kız dudaklarını ısırdı. Allar giymiş, al atlı yiğit Yeşiltay'dı.
Ertesi gün, cirit gene başladı. Güzel kızın büyük kardeşi oyuna girmedi, giyindi, kuşandı, atını hazırladı, alanın kıyısına geldi, al atlı yiğit gene gelir diye bekledi, eniştesinin öcünü almak düşüncesindeydi.

Çok geçmeden (в скором времени: «много не прошло»), masmavi bir ata binmiş (синего коня оседлавший), maviler giyinmiş (в синее одетый), mavi gözlü bir yiğit geldi, atını alana sürdü (голубоглазый парень появился, коня к полю направил). Çok güzel kızın kardeşi atına atladı, üzerine yürüdü (брат красавицы коня оседлал, навстречу тронулся). Ama mavi gözlü yiğit onu da düşürdü (но голубоглазый парень и его скинул). Sonra eğilip güzel kızın büyük kardeşini yerden kaldırdı (потом нагнулся, брата красавицы с земли поднял), sonra da var hızıyla uzaklaştı (а потом со всей скоростью умчался). Bütün kızlar, bütün yiğitler arkasından baktılar (все девушки, все парни в спину ему смотрели), "iriyarı bir yiğit değil (не крупный паренек), pek öyle yakışıklı da değil (не очень-то и симпатичный), ama ne kadar sevimli, ne kadar hünerli! (но какой милый, какой умелый)" dediler: "Bu yiğit bir başka yiğit, kimselere benzemiyor! (говорили: этот парень ни на какого другого парня, ни на кого не похож)".

Çok geçmeden, masmavi bir ata binmiş, maviler giyinmiş, mavi gözlü bir yiğit geldi, atını alana sürdü. Çok güzel kızın kardeşi atına atladı, üzerine yürüdü. Ama mavi gözlü yiğit onu da düşürdü. Sonra eğilip güzel kızın büyük kardeşini yerden kaldırdı, sonra da var hızıyla uzaklaştı. Bütün kızlar, bütün yiğitler arkasından baktılar, "iri yarı bir yiğit değil, pek öyle yakışıklı da değil, ama ne kadar sevimli, ne kadar hünerli!" dediler: "Bu yiğit bir başka yiğit, kimselere benzemiyor!"

Güzel kızın koltukları kabardı (красавица возгордилась: «подмышки надулись»; kabarmak — вздуваться, важничать, гордиться), ablaları ağlıyorlardı, gözlerini sildiler (старшие сестры плачут, глаза вытирают):
"Şu bizim küçük kardeşimizin ne kara bir yazgısı varmış (у нашей младшей сестры какой черный рок), şöyle bir yiğitle evlenmiyor da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor (не за такого парня выходит замуж, а за Ешилтая из конюшни)!" dediler.
Güzel kız ağzını açtı, bir şeyler söylemek istedi (красавица рот открыла, что-то сказать хотела), ama birden duruverdi (но вдруг передумала), sonra ordan var hızıyla kaçtı (потом оттуда со всех ног убежала). Kaçmasa dayanamayacak, her şeyi söyleyecekti (если бы не убежала, все бы рассказала). Maviler giyinmiş, mavi atlı, mavi gözlü yiğit Yeşiltay'dı (в синей одежде, на синем коне, голубоглазый парень был Ешилтай).

Güzel kızın koltukları kabardı, ablaları ağlıyorlardı, gözlerini sildiler:
"Şu bizim küçük kardeşimizin ne kara bir yazgısı varmış, şöyle bir yiğitle evlenmiyor da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor!" dediler.
Güzel kız ağzım açtı, bir şeyler söylemek istedi, ama birden duruverdi, sonra ordan var hızıyla kaçtı. Kaçmasa dayanamayacak, her şeyi söyleyecekti. Maviler giyinmiş, mavi atlı, mavi gözlü yiğit Yeşiltay'dı.

Üçüncü gün, cirit gene başladı (на третий день игра в дротики снова началась). Ülkenin en ünlü, en büyük yiğitleri dişlerini gıcırdatarak (со всей страны самые знаменитые, самые большие парни, зубами скрипя) ufak tefek adamı beklediler (маленького; ufak tefek — крохотный, маленький, человека ждали). Başlarında güzel kızın ortanca kardeşi vardı (во главе их средний брат красавицы был), ciritte herkesi yenerdi (в игре всех побеждал).
"Onu da yeneceğim!" dedi (его тоже смогу победить, сказал).

Üçüncü gün, cirit gene başladı. Ülkenin en ünlü, en büyük yiğitleri dişlerini gıcırdatarak ufak tefek adamı beklediler. Başlarında güzel kızın ortanca kardeşi vardı, ciritte herkesi yenerdi.
"Onu da yeneceğim!" dedi.

Derken (в тот самый момент), yeşiller giyinmiş, yeşil atlı bir yiğit geldi (в зеленое одет, на зеленом коне парень появился). Çok sürmedi, koca alan çabucak boşaldı (много времени не прошло, огромное поле быстро опустело). Ama güzel kızın ortanca kardeşi uzun zaman dayandı (но средний брат красавицы долгое время держался). Dayandı ya en sonunda o da düştü atından (держался, но, в конце концов, и он упал с лошади). Yeşiller giyinmiş, yeşil atlı yiğit, atından düşen yiğidi kaldırmak için eğildi (одетый в зеленое, на зеленом коне парень, для того, чтобы поднять упавшего с коня, нагнулся). Ama yerde yatanı düşünen yalnız kendisiydi (но о лежащем на земле думал только он один), herkesin gözü kendisindeydi (остальные смотрели только на него самого), hayranlıktan gözleri kamaşıyordu (от восхищения глаза их горели). Güzel kızın ablaları hüngür hüngür ağlıyorlardı (старшие сестры красавицы плакали навзрыд; hüngür hüngür — звуковое подражение плачу).

Derken, yeşiller giyinmiş, yeşil atlı bir yiğit geldi. Çok sürmedi, koca alan çabucak boşaldı. Ama güzel kızın ortanca kardeşi uzun zaman dayandı. Dayandı ya en sonunda o da düştü atından. Yeşiller giyinmiş, yeşil atlı yiğit, atından düşen yiğidi kaldırmak için eğildi. Ama yerde yatanı düşünen yalnız kendisiydi, herkesin gözü kendisindeydi, hayranlıktan gözleri kamaşıyordu. Güzel kızın ablaları hüngür hüngür ağlıyorlardı.

"Şu bizim küçük bacımız şöyle kendine yaraşır (наша младшая сестра за настолько ей подходящего), kendi gibi eşsiz bir yiğitle evlenmiyor (как и она уникального парня замуж не выходит) da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor (а за Ешилтая из конюшни выходит)," diyorlardı (говорили).
Yeşiller giyinmiş, yeşil atlı yiğit, Yeşiltay'dı (зеленое надевший, на зеленом коне парень был Ешилтаем). Güzel kız dilini tutamadı (красавица не удержала языка за зубами):
"O gördüğünüz yiğit Yeşiltay!" diye haykırdı (тот парень, которого вы видите — Ешилтай, выкрикнула).
Ablaları sevinç çığlıkları kopararak (старшие сестры с радостными воплями) güzel kızın boynuna sarıldılar (на шее у красавицы повисли: «вокруг шеи красавицы обвились»), bu kez de sevinçten ağladılar (в этот раз от радости заплакали). Ama Yeşiltay'ın yerinde bir top bulut kaldı (но на месте Ешилтая круглое облако осталось), atı yeller gibi uzaklaştı (конь его как ветер умчался), bir solukta silinip gitti (за одну секунду: «в одно дыхание», исчез).

"Şu bizim küçük bacımız şöyle kendine yaraşır, kendi gibi eşsiz bir yiğitle evlenmiyor da ahırdaki Yeşiltay'la evleniyor," diyorlardı.
Yeşiller giyinmiş, yeşil atlı yiğit, Yeşiltay'dı. Güzel kız dilini tutamadı:
"O gördüğünüz yiğit Yeşiltay!" diye haykırdı.
Ablaları sevinç çığlıkları kopararak güzel kızın boynuna sarıldılar, bu kez de sevinçten ağladılar. Ama Yeşiltay'ın yerinde bir top bulut kaldı, atı yeller gibi uzaklaştı, bir solukta silinip gitti.

O zaman her şeyi anlayarak (тогда они все поняли) dizlerini dövdüler, ağladılar (горько раскаялись: «по коленкам себя били, плакали»; dizini dövmek — сожалеть, раскаиваться, кусать локти), güzel kız da kendini yerden yere vurdu (красавица и сама места себе не находит; yerden yere vurmak — убиваться, не находить себе места) ya iş işten geçmişti (но дело сделано) bir kez, giden gitmişti (однажды ушедшее ушло безвозвратно). Geri gelmeyecekti, önceden söylemişti (назад не вернется, раньше говорил). Ama güzel kızın içinde acı dinmedi (но боль в душе красавицы не проходила). Yeşiltay'sız edemedi, ağladı, inledi, sızlandı (без Ешилтая она не могла, плакала, стонала, мучилась), gözlerine uyku girmedi (не спала: «в глаза ей сон не входил»). Öğütler, avutmalar sonuç vermedi (увещевания, утешения ни к чему не привели). Babası yanına geldi (отец к ней подошел):

O zaman her şeyi anlayarak dizlerini dövdüler, ağladılar, güzel kız da kendini yerden yere vurdu ya iş işten geçmişti bir kez, giden gitmişti. Geri gelmeyecekti, önceden söylemişti. Ama güzel kızın içinde acı dinmedi. Yeşiltay'sız edemedi, ağladı, inledi, sızlandı, gözlerine uyku girmedi. Öğütler, avutmalar sonuç vermedi. Babası yanına geldi:

"Yeryüzünde çok yiğitler var (на земле много парней есть), hangisini istersen onunla evlendireyim seni, kızım," dedi (за кого захочешь, за того и выдам тебя, дочка, сказал), "ne istiyorsan yapayım, malım mülküm hep senin olsun (все, что хочешь, сделаю, товары мои, земельные владения, все пусть твоим будет), yeter ki, sen üzülme (только бы ты не грустила; yeter — достаточно)."
Güzel kız hiçbirini istemedi bunların (красавица ничего не хотела из этого), böyle şeyler acısını dindiremezdi (такие вещи ее боль не прогнали бы).
"Sen bana bir demir asa, bir de demir çarık yaptırt, babacığım (ты мне железный посох, да железные чарыки сделать прикажи, папочка). Buralarda kalamam artık, gitmeliyim (здесь я не могу оставаться больше, я должна уйти)! Yeşiltay'ı bulmalıyım!" diye yanıtladı (я должна найти Ешилтая, ответила; bulmak — находить; bulmalı — /он/ должен найти). "Yeşiltay" dedi, başka bir şey demedi (Ешилтай — сказала, больше ничего не сказала).

"Yeryüzünde çok yiğitler var, hangisini istersen onunla evlendireyim seni, kızım," dedi, "ne istiyorsan yapayım, malım mülküm hep senin olsun, yeter ki, sen üzülme."
Güzel kız hiçbirini istemedi bunların, böyle şeyler acısını dindiremezdi.
"Sen bana bir demir asa, bir de demir çarık yaptırt, babacığım. Buralarda kalamam artık, gitmeliyim! Yeşiltay'ı bulmalıyım!" diye yanıtladı. "Yeşiltay" dedi, başka bir şey demedi.

Güzel kızın güzel yüzü sarardıkça sararıyor (красивое лицо красавицы все бледнело и бледнело), ince beli bütün bütün inceliyordu (тонкая талия все худела). Dileği yerine getirildi (ее желание исполнили). Güzel kız demir çarığı ayağına geçirdi, demir asasını eline aldı (красавица железные чарыки на ноги надела, железный посох в руку взяла), tek başına yola çıktı (в одиночку на дорогу вышла), ne dağlardan, ne tepelerden, ne düzlerden, ne ülkelerden geçti (и горы, и холмы, и равнины, и страны прошла)! Günler, geceler boyunca yürüdü (днями и ночами шла пешком). Altı ay bir güzden de fazla yürüdü («на шесть месяцев больше одной осени» = очень долго шла); mevsimler değişti, bir yıl bitti, başka bir yıl başladı (времена года сменились, год закончился, новый год начался). Demir asa aşındı (железный посох стерся), demir çarık eskiyip delindi (железные чарыки, став старыми, прохудились). Güzel kız yolundan dönmedi (красавица с пути не свернула). Durmadan, yılmadan, Yeşiltay'ı aradı (не останавливаясь, не страшась, Ешилтая искала).

Güzel kızın güzel yüzü sarardıkça sararıyor, ince beli bütün bütün inceliyordu. Dileği yerine getirildi. Güzel kız demir çarığı ayağına geçirdi, demir asasını eline aldı, tek başına yola çıktı, ne dağlardan, ne tepelerden, ne düzlerden, ne ülkelerden geçti! Günler, geceler boyunca yürüdü. Altı ay bir güzden de fazla yürüdü; mevsimler değişti, bir yıl bitti, başka bir yıl başladı. Demir asa aşındı, demir çarık eskiyip delindi. Güzel kız yolundan dönmedi. Durmadan, yılmadan, Yeşiltay'ı aradı.

Her gördüğünden Yeşiltay'ı sordu (у каждого встречного про Ешилтая спрашивала), Yeşiltay'ı kimsecikler görmemişti (Ешилтая никто не видел). Güzel kız Yeşiltay'ı bulamadı (красавица Ешилтая не могла найти). En sonunda, ıssız bir ovada ulu bir ağacın altında (в конце концов, в пустынной низменности, под огромным деревом), aksakallı bir yaşlı adama rastladı (белобородого старика встретила).
"Neler gördün, neler görmedin, söyler misin bana, baba?" dedi (чего ты только не повидал, не расскажешь мне, отец, сказала).

Her gördüğünden Yeşiltay'ı sordu, Yeşiltay'ı kimsecikler görmemişti. Güzel kız Yeşiltay'ı bulamadı. En sonunda, ıssız bir ovada ulu bir ağacın altında, aksakallı bir yaşlı adama rastladı.
"Neler gördün, neler görmedin, söyler misin bana, baba?" dedi.

"Ne göreyim, kızım? (да что мне видеть, дочка)" dedi yaşlı adam (сказал старик). "Ipıssız bir yer burası, ne gelen görürsün, ne giden (совсем пустынное место здесь, ни приходящих, ни уходящих не увидишь)! Ama ben gene de gidemiyorum buradan, nasıl giderim (но я все равно не могу отсюда уйти, да как уйти)? Her akşamüstü bir yeşil kuş gelir buraya (каждый день под вечер зеленая птица прилетает сюда), şu gördüğün kayanın üzerine konar (вот на тот, который ты видишь, камень садится), ötmeye başlar (петь начинает). Nerde bir kuş varsa, uçar gelir, dünyanın bütün kuşları çevresinde toplanır (если где птица есть, прилетает, со всего света птицы вокруг собираются), yer gök renk renk kuşlarla dolar (небо разноцветными птицами наполняется). Yeşil kuş öter, onlar sessiz sessiz dinler (зеленая птица поет, они безмолвно слушают). Onlarla birlikte ben de dinlerim (вместе с ними и я слушаю).

0

5

"Ne göreyim, kızım?" dedi yaşlı adam. "Ipıssız bir yer burası, ne gelen görürsün, ne giden! Ama ben gene de gidemiyorum buradan, nasıl giderim? Her akşamüstü bir yeşil kuş gelir buraya, şu gördüğün kayanın üzerine konar, ötmeye başlar. Nerde bir kuş varsa, uçar gelir, dünyanın bütün kuşları çevresinde toplanır, yer gök renk renk kuşlarla dolar. Yeşil kuş öter, onlar sessiz sessiz dinler. Onlarla birlikte ben de dinlerim.

Dinledikçe gözlerim yaşarır (слушая, мои глаза наполняются слезами), içime iyilik dolar (в душе добро рождается), gençliğim gelir aklıma, sevgi gelir, dostluk gelir (моя молодость приходит мне на ум, любовь, дружба), içimdeki kötülükler silinir (из моей души плохое исчезает). Bunun için burdan ayrılamam, akşamüstünü, yeşil kuşun ötmesini beklerim," dedi (поэтому отсюда отлучиться не могу, вечерами зеленой птицы пения жду, сказал; ayrılmam — не отлучаюсь, не отлучусь, ayrılamam — не могу отлучиться).

Dinledikçe gözlerim yaşarır, içime iyilik dolar, gençliğim gelir aklıma, sevgi gelir, dostluk gelir, içimdeki kötülükler silinir. Bunun için burdan ayrılamam, akşamüstünü, yeşil kuşun ötmesini beklerim," dedi.

Yeşiltay'ın yaslı sevgilisi (носящая траур возлюбленная Ешилтая) bu sözleri duyunca (эти слова услышала: «услышав») gözlerinde bir umut parladı (и в глазах ее надежда загорелась). Yaşlı adamın gösterdiği kayanın arkasına oturup (за показанный стариком камень сев) demir çarıklarını çıkardı (железные чарыки сняв), demir asasını yanına koyup beklemeye başladı (железный посох рядом положив, ждать начала). Neden sonra güneş battı, ufuklar kızardı, bir yeşil kuş geldi (немного спустя солнце село, горизонт окрасился красным, зеленая птица прилетела), kayanın üstüne kondu, başladı ötmeye (на камень села, петь начала). Güzel kız ürperdi (красавица задрожала), bu yeşil kuş bir zamanlar altın bir kafeste sakladığı güzel kuş gibi ötüyordu (эта зеленая птица пела так, как когда-то в золотой клетке сидящая красивая птица). Güzel kız bu öten kuşun Yeşiltay olduğunu anladı (красавица поняла, что эта поющая птица была Ешилтаем), başka şeyler de anladı (и другие вещи тоже поняла). Birden yerinden sıçrayıp Yeşiltay'ı kanadından yakaladı (вдруг с земли вскочив, Ешилтая за крылья схватила). Yeşiltay da kaçmaya çalışmadı, yalnız küçük, mavi gözlerinde birer damla yaş parladı (Ешилтай вырваться и не пытался, только в маленьких голубых глазах капелькой блеснула слеза; birer — по одному).

Yeşiltay'ın yaslı sevgilisi bu sözleri duyunca gözlerinde bir umut parladı. Yaşlı adamın gösterdiği kayanın arkasına oturup demir çarıklarını çıkardı, demir asasını yanına koyup beklemeye başladı. Neden sonra güneş battı, ufuklar kızardı, bir yeşil kuş geldi, kayanın üstüne kondu, başladı ötmeye. Güzel kız ürperdi, bu yeşil kuş bir zamanlar altın bir kafeste sakladığı güzel kuş gibi ötüyordu. Güzel kız bu öten kuşun Yeşiltay olduğunu anladı, başka şeyler de anladı. Birden yerinden sıçrayıp Yeşiltay'ı kanadından yakaladı. Yeşiltay da kaçmaya çalışmadı, yalnız küçük, mavi gözlerinde birer damla yaş parladı.

"İş işten geçti artık," diye inledi (что сделано, то сделано, простонал), "her şey bitti (все кончено), bir daha geri dönemem (больше назад вернуться не смогу; dönmem — не возвращаюсь, не вернусь; dönemem — не смогу вернуться); ama seni unutmadım, unutmayacağım (но тебя я не забыл и не забуду)".
Dört bir yanlarına kuşlar toplandı (с четырех сторон птицы его окружили: «собрались»). Güzel kız durmadan yalvardı (красавица без остановки умоляла), yeşil kuşun minicik ayaklarına kapandı (зеленой птицы маленькие лапки сжимала), kanatlarını, gözlerini öptü, ağladı (крылья, глаза целовала, плакала). Yeşiltay da ağladı ya, "İş işten geçti, geri dönemem, beni unut" diye yineledi (Ешилтай тоже плакал, но дело сделано, назад вернуться не могу, меня забудь, повторял). Ama sevgilisi yılmadı (но его возлюбленная не слушала), hep ağladı, hep yalvardı (все плакала, все умоляла). "Ben sensiz nasıl yaşarım, Yeşiltay?" dedi (я без тебя как жить смогу, Ешилтай, говорила).

"İş işten geçti artık," diye inledi, "her şey bitti, bir daha geri dönemem; ama seni unutmadım, unutmayacağım".
Dört bir yanlarına kuşlar toplandı. Güzel kız durmadan yalvardı, yeşil kuşun minicik ayaklarına kapandı, kanatlarını, gözlerini öptü, ağladı. Yeşiltay da ağladı ya, "İş işten geçti, geri dönemem, beni unut" diye yineledi. Ama sevgilisi yılmadı, hep ağladı, hep yalvardı. "Ben sensiz nasıl yaşarım, Yeşiltay?" dedi.

Yeşiltay başını önüne eğdi (Ешилтай голову склонил: «вперед наклонил»), uzun uzun düşündü (долго-долго думал), içini çekti (горько вздохнул).
"Ama çok acı çekersin, belki de canından olursun (но много боли испытаешь, может быть, даже жизни лишишься). Seni seviyorum, iyi, rahat yaşamanı, çok yaşamanı istiyorum (я тебя люблю, чтобы ты хорошо, спокойно и долго жила, хочу), var git, seni unutmayacağım," diye yanıtladı (лучше уходи, тебя я не забуду, ответил).
Güzel kız bunu duyunca, çok sevindi (красавица, услышав это, очень обрадовалась), yeşil kuşun başını, kanatlarını okşadı (зеленую птицу по голове, по крыльям погладила), onun için her şeye katlanacağını, her şeyi yapacağını, hiçbir şeyden korkmadığını söyledi (что она ради него на все готова, все сделает, ничего не боится, сказала). O zaman Yeşiltay her şeyi anlattı (тогда Ешилтай все ей объяснил, рассказал).

Yeşiltay başını önüne eğdi, uzun uzun düşündü, içini çekti.
"Ama çok acı çekersin, belki de canından olursun. Seni seviyorum, iyi, rahat yaşamanı, çok yaşamanı istiyorum, var git, seni unutmayacağım," diye yanıtladı.
Güzel kız bunu duyunca, çok sevindi, yeşil kuşun başını, kanatlarını okşadı, onun için her şeye katlanacağını, her şeyi yapacağını, hiçbir şeyden korkmadığını söyledi. O zaman Yeşiltay her şeyi anlattı.

Artık devlerle yaşıyordu (отныне он с великанами жил), hem tay, hem insan olduğu anlaşıldıktan sonra (после того как открылось, что он был и жеребенком и человеком), başka türlü yapamazdı (по-другому он не мог), bunun için söylemişti dilini tutmasını (поэтому и сказал язык за зубами держать). Bundan böyle, kendisini bırakmazlardı (после этого его одного не оставляют), devlerin elinden kaçmak da kolay değildi (из рук великанов убежать не так-то легко). Aralarına da girilemezdi (к ним не войти), yerlerdi adamı (съедят человека). Aralarına girip de yenilmemenin bir yolu vardı (к ним зайти непобежденным есть путь) ya çok tehlikeli bir yoldu (но очень опасный путь). Buralardan çok uzaklarda (отсюда очень далеко), doğuda, üç dört günlük bir yerde (на востоке, в трех-четырех днях пути), kocaman bir ağaç vardı (огромное дерево есть). Her sabah o ağacın altında bir büyük gürültü kopar (каждое утро под этим деревом сильный грохот поднимается), dağ taş sarsılıp titrer (гора, сотрясаясь, дрожит), çın çın çınlardı (звенит; çın çın — дзынь-дзынь).

Artık devlerle yaşıyordu, hem tay, hem insan olduğu anlaşıldıktan sonra, başka türlü yapamazdı, bunun için söylemişti dilini tutmasını. Bundan böyle, kendisini bırakmazlardı, devlerin elinden kaçmak da kolay değildi. Aralarına da girilemezdi, yerlerdi adamı. Aralarına girip de yenilmemenin bir yolu vardı ya çok tehlikeli bir yoldu. Buralardan çok uzaklarda, doğuda, üç dört günlük bir yerde, kocaman bir ağaç vardı. Her sabah o ağacın altında bir büyük gürültü kopar, dağ taş sarsılıp titrer, çın çın çınlardı.

Sonra toprak yarılır (потом земля расступается), havalara koca koca kayalar sıçrar (в воздух огромные камни: «скалы» взлетают), ağacın altında bir uçurum açılırdı (под деревом пропасть открывается). Uçurumun derinliklerinde devlerin otağı vardı (в глубине пропасти шатер великанов находится). Toprak yarıldıktan sonra avlanmaya çıkarlardı (после того, как земля расступится, они охотиться выходят). Yeşiltay da onlarla birlikte çıkardı (Ешилтай с ними вместе вылезет), en küçükleri, en güzelleriydi (он из них самый маленький, самый красивый), tanımak güç olmazdı (узнать трудно не будет). Ama yanına yaklaşmak güçtü (но к нему приблизиться будет тяжело). Hem Yeşiltay'a kavuşmak, hem de devlere yem olmamak için (чтобы и с Ешилтаем встретиться, и великанами съеденной не быть), Yeşiltay'ın bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı dışardayken (когда одна нога Ешилтая будет в пропасти, а другая снаружи) boynuna atılıp sıkı sıkı sarılmalıydı (за его шею крепко-крепко должна держаться), yoksa güzel kızı bir lokmada yiyiverirlerdi (иначе красавицу сразу: «одним куском»; lokma — кусок, проглотят).

Sonra toprak yarılır, havalara koca koca kayalar sıçrar, ağacın altında bir uçurum açılırdı. Uçurumun derinliklerinde devlerin otağı vardı. Toprak yarıldıktan sonra avlanmaya çıkarlardı. Yeşiltay da onlarla birlikte çıkardı, en küçükleri, en güzelleriydi, tanımak güç olmazdı. Ama yanına yaklaşmak güçtü. Hem Yeşiltay'a kavuşmak, hem de devlere yem olmamak için, Yeşiltay'm bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı dışardayken boynuna atılıp sıkı sıkı sarılmalıydı, yoksa güzel kızı bir lokmada yiyiverirlerdi.

Bunları başarırsa, her gün birkaç dakika görüşebilirlerdi (если ей это удастся, каждый день по нескольку минут видеться смогут). Öyle ya, Yeşiltay hep devlerle birlikte dolaşırdı, yanlarından ancak akşamüstü ayrılabilirdi (так оно так, но Ешилтай все с великанами вместе ходил, от них только под вечер мог оторваться), o zaman da bir yeşil kuş olur (тогда и становился зеленой птицей), akşamüstünü kuşlarla birlikte geçirirdi (вечера с птицами вместе проводил). Daha çok anlatacakları vardı (еще много чего было рассказать), sürü sürü acılar, kederler, güçlükler, tehlikeler vardı (целый ряд боли, горя, трудностей, опасностей был), ama güzel kızı üzmek istemiyordu, anlatmadı (но красавицу расстраивать не хотел, не рассказал).

Bunları başarırsa, her gün birkaç dakika görüşebilirlerdi. Öyle ya, Yeşiltay hep devlerle birlikte dolaşırdı, yanlarından ancak akşamüstü ayrılabilirdi, o zaman da bir yeşil kuş olur, akşamüstünü kuşlarla birlikte geçirirdi. Daha çok anlatacakları vardı, sürü sürü acılar, kederler, güçlükler, tehlikeler vardı, ama güzel kızı üzmek istemiyordu, anlatmadı.

Anlatsa da güzel kızı yolundan döndüremezdi (если бы и рассказал, красавицу с пути бы свернуть не мог). Onun kararı karardı (ее решение было твердым), bütün acıları, bütün güçlükleri, bütün tehlikeleri göze aldı (ко всей боли, ко всем трудностям, ко всем опасностям была готова: «к глазу взяла»; göze almak — решаться, быть готовым к чему-либо). İki günde üç dört günlük yolun sonuna vardı (за два дня трех-четырех дневный путь прошла). Kocaman ağacın yanına vardığı zaman her yer karanlıktı (до подножья огромного дерева, когда она добралась, везде было темно) gece yarısıydı (полночь была). Ağaca tırmanıp sık dalların arasına saklandı (на дерево вскарабкавшись, среди густых его ветвей спряталась). Sabaha kadar uyumadan, gözünü bile kırpmadan bekledi (до утра не заснув, глазом даже не моргнув, ждала). Sabah oldu, ama güneş doğmadı (наступило утро, но солнце не взошло), gökyüzünde kara kara bulutlar vardı (на небе темные тучи были).

Anlatsa da güzel kızı yolundan döndüremezdi. Onun kararı karardı, bütün acıları, bütün güçlükleri, bütün tehlikeleri göze aldı. İki günde üç dört günlük yolun sonuna vardı. Kocaman ağacın yanına vardığı zaman her yer karanlıktı, gece yarısıydı. Ağaca tırmanıp sık dalların arasına saklandı. Sabaha kadar uyumadan, gözünü bile kırpmadan bekledi. Sabah oldu, ama güneş doğmadı, gökyüzünde kara kara bulutlar vardı.

Sonra ağaç birdenbire sallanmaya başladı (потом дерево вдруг качаться начало), büyük bir gürültü koptu (страшный грохот раздался), dağ taş çınladı (камни зазвенели), dört bir yanı yankıları kapladı (с четырех сторон эхо раздалось). Sonra ağaç daha hızlı sallandı, toprak yarılıp (потом дерево еще сильнее затряслось, земля расступилась) uçsuz bucaksız bir uçurum göründü (бескрайняя пропасть показалась). Uçurumdan dağlar gibi iri devler çıktı (из пропасти как горы огромные великаны вылезли), kara kara yüzleri, kırmızı kırmızı dudakları, sarı sarı gözleri vardı (черные-черные лица, красные-красные губы, желтые-желтые глаза были у них), korkunçlukları anlatılamazdı (ужасны неописуемо: «ужасность их была неописуемой»). Ağacın çevresinde toplanıp havayı koklamaya başladılar (вокруг дерева собравшись, воздух нюхать начали). "Bugün işler yolunda (сегодня дела в порядке), ortalık adam eti kokuyor (вокруг пахнет человеческим мясом)!" dediler (говорили).

Sonra ağaç birdenbire sallanmaya başladı, büyük bir gürültü koptu, dağ taş çınladı, dört bir yanı yankıları kapladı. Sonra ağaç daha hızlı sallandı, toprak yarılıp uçsuz bucaksız bir uçurum göründü. Uçurumdan dağlar gibi iri devler çıktı, kara kara yüzleri, kırmızı kırmızı dudakları, sarı sarı gözleri vardı, korkunçlukları anlatılamazdı. Ağacın çevresinde toplanıp havayı koklamaya başladılar. "Bugün işler yolunda, ortalık adam eti kokuyor!" dediler.

Güzel kız, tüyleri ürpererek (красавица, дрожа всем телом: «волоски ее дрожали»), sık dalların arasından devlere baktı (через густые ветви на великанов смотрела). Sarı gözlerini ağaca dikmişlerdi (их желтые глаза на дерево уставились). Bereket versin ki (слава Аллаху; bereket vermek — давать благословение), hava kapalı (погода была пасмурной: «закрытой»), dallar da çok sıktı, güzel kızı göremiyorlardı (ветви очень густыми, красавицу не смогли разглядеть). "Yeşiltay gösterir şimdi, Yeşiltay'ın gözleri bizim gözlerimizden daha iyi görür," diyorlar (Ешилтай покажет сейчас, у Ешилтая глаза, чем наши глаза, намного лучше видят, говорили), Yeşiltay da isteklerini yerine getirecekmiş gibi davranıyordu (Ешилтай же повел себя так, как будто то, что они хотят, выполнял; istek — желание). Bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı kıyısındaydı (одна нога в пропасти была, другая на ее краю), başını kaldırmış, gözleri ağaçta (голову подняв, смотрел на дерево), güzel kızı bekliyordu (красавицу ждал). Güzel kız da fazla bekletmedi, birden sık dalları araladı, Yeşiltay'ın üzerine doğru atladı (красавица же долго ждать не заставила, вдруг густые ветви раздвинула, прямо к Ешилтаю прыгнула).

Güzel kız, tüyleri ürpererek, sık dalların arasından devlere baktı. Sarı gözlerini ağaca dikmişlerdi. Bereket versin ki, hava kapalı, dallar da çok sıktı, güzel kızı göremiyorlardı. "Yeşiltay gösterir şimdi, Yeşiltay'ın gözleri bizim gözlerimizden daha iyi görür," diyorlar, Yeşiltay da isteklerini yerine getirecekmiş gibi davranıyordu. Bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı kıyısındaydı, başını kaldırmış, gözleri ağaçta, güzel kızı bekliyordu. Güzel kız da fazla bekletmedi, birden sık dalları araladı, Yeşiltay'ın üzerine doğru atladı.

Koca devler neye uğradıklarını bilemediler (огромные великаны, что произошло, не смогли понять; bilmediler — не поняли, bilemediler — не смогли понять), hemen ileri atılıp kollarını uzattılar (сразу же, вперед бросившись, руки протянули), güzel kızı yakalamalarına ramak kaldı (красавицу еще бы немного и поймали бы: «чуточка осталась»). Ama bizim Yeşiltay da boş durmadı (но и наш Ешилтай просто так: «пустым» не стоял), birdenbire havaya sıçradı (вдруг прыгнул в воздух), güzel kızı yakalayıp göğsüne bastırdı (красавицу поймав, к груди прижал), birlikte yere düştüler (вместе на землю упали).

Koca devler neye uğradıklarını bilemediler, hemen ileri atılıp kollarını uzattılar, güzel kızı yakalamalarına ramak kaldı. Ama bizim Yeşiltay da boş durmadı, birdenbire havaya sıçradı, güzel kızı yakalayıp göğsüne bastırdı, birlikte yere düştüler.

Yere düştükleri zaman, Yeşiltay'ın bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı kıyısındaydı (когда они упали на землю, одна нога Ешилтая была в пропасти, другая на ее краю). Devler yaklaşamadılar (великаны не могли приблизиться), acı acı göğüs geçirdiler (горько-горько вздыхали; göğüs geçirmek — вздыхать; göğüs — грудь; geçirmek — заставлять пройти, проводить /geçmek — проходить/).
"Doğrusu çok usta (правда, очень мастерски), çok çevik davrandın gene, Yeşiltay (очень ловко повел себя ты снова, Ешилтай)," dediler (сказали), "senden başka kimsecikler avımızı elimizden alamazdı (кроме тебя, никто нашу добычу из наших рук взять не мог). Neyse, artık o da dostumuz oldu," diye homurdandılar (ну ладно, отныне и она нашим другом стала, пробормотали).

Yere düştükleri zaman, Yeşiltay'ın bir ayağı uçurumun çukurunda, bir ayağı kıyısındaydı. Devler yaklaşamadılar, acı acı göğüs geçirdiler.
"Doğrusu çok usta, çok çevik davrandın gene, Yeşiltay," dediler, "senden başka kimsecikler avımızı elimizden alamazdı. Neyse, artık o da dostumuz oldu," diye homurdandılar.

Yeşiltay hiçbir şey söylemedi (Ешилтай ничего не сказал), tatlı tatlı gülümsemekle yetindi (сладкой улыбкой ограничился). Sonra sevgilisinin elinden tuttu (потом возлюбленную за руку взял), uçurumdan aşağıya doğru koştular (вниз в пропасть побежали). Uçsuz bucaksız bir mağaraya vardılar (до бескрайней пещеры добрались). Mağaranın her yanında postlar, insan, hayvan kemikleri, kuru kafalar vardı (в пещере повсюду были шкуры, человеческие и звериные кости, черепа). Orta yerde kocaman bir dev anası duruyordu (в центре огромная мать великанов стояла). Eline büyük bir sopa almış (в руку большую дубину взяла), dişlerini temizliyor, dişlerinin arasından kocaman et parçaları çıkarıyordu (зубы чистила, меж зубов громадные куски мяса выковыривала). Yeşiltay'la sevgilisi yanına gelince, gözlerini ayırdı (когда Ешилтай с возлюбленной к ней подошли, глаза ее широко открылись).

Yeşiltay hiçbir şey söylemedi, tatlı tatlı gülümsemekle yetindi. Sonra sevgilisinin elinden tuttu, uçurumdan aşağıya doğru koştular. Uçsuz bucaksız bir mağaraya vardılar. Mağaranın her yanında postlar, insan, hayvan kemikleri, kuru kafalar vardı. Orta yerde kocaman bir dev anası duruyordu. Eline büyük bir sopa almış, dişlerini temizliyor, dişlerinin arasından kocaman et parçaları çıkarıyordu. Yeşiltay'la sevgilisi yanına gelince, gözlerini ayırdı.

Yeşiltay dev anasının omzunu okşadı (Ешилтай мать великанов по плечу погладил).
"Sana en sevgili dostumu getirdim, dev ana, şimdi o da bizden oldu (тебе самого своего любимого друга привел, великанша, теперь и она одной из нас стала). Bundan böyle burada kalacak (отныне здесь останется), sana arkadaşlık edecek (с тобой подружится), gündüzleri yalnızlıktan canın sıkılmayacak artık (целыми днями от одиночества душа твоя страдать не будет отныне)," dedi (сказал).
Sonra güzel kıza döndü (затем к красивой девушке повернулся), üzgün üzgün baktı (потом на красавицу долго-долго посмотрел):
"Allahaısmarladık," deyip çıktı gitti, var hızıyla uzaklaştı («до свидания» сказав, вышел и быстро: «со всей скоростью» удалился). Devleri bekletemezdi (великанов не мог заставлять ждать).
Güzel kızla dev anası yalnız kaldılar (красавица с матерью великаншей наедине остались).

Yeşiltay dev anasının omzunu okşadı.
"Sana en sevgili dostumu getirdim, dev ana, şimdi o da bizden oldu. Bundan böyle burada kalacak, sana arkadaşlık edecek, gündüzleri yalnızlıktan canın sıkılmayacak artık," dedi.
Sonra güzel kıza döndü, üzgün üzgün baktı:
"Allahaısmarladık," deyip çıktı gitti, var hızıyla uzaklaştı. Devleri bekletemezdi.
Güzel kızla dev anası yalnız kaldılar.

Dev anası, güzel kızı yanına çağırıp (великанша красавицу к себе подозвав) oturmasını söyledi (сесть попросила), gülümsedi (улыбнулась). Güzel kızın korkusu azaldı (страх красавицы уменьшился), o da gülümsedi (она тоже улыбнулась), bütün çirkinliğine karşın, dev anasından hoşlandı (несмотря на всю безобразность, великанша ей понравилась). Çabucak dost oldular (очень быстро подругами стали). Yeşiltay'ın sevgilisi başından geçenleri anlattı (возлюбленная Ешилтая все, что ей пришлось испытать, рассказала). Kimi zaman güldü, kimi zaman ağladı (то смеялась, то плакала; kimi zaman — иногда). Dev anasının boynuna sarıldı (великаншу за шею обняла), yalvardı, kendisine yardım etmesini söyledi (умоляла, чтобы та ей помогла). Ama dev anası suratını astı o zaman (но великанша насупилась: «морду повесила»; surat asmak — помрачнеть, насупиться), homurdanmaya başladı (ворчать начала), dişlerini gösterdi (оскалилась: «зубы показала»). Güzel kızın anlattıkları hiç hoşuna gitmemişti (рассказанное красавицей ей совсем не понравилось).

Dev anası, güzel kızı yanına çağırıp oturmasını söyledi, gülümsedi. Güzel kızın korkusu azaldı, o da gülümsedi, bütün çirkinliğine karşın, dev anasından hoşlandı. Çabucak dost oldular. Yeşiltay'ın sevgilisi başından geçenleri anlattı. Kimi zaman güldü, kimi zaman ağladı. Dev anasının boynuna sarıldı, yalvardı, kendisine yardım etmesini söyledi. Ama dev anası suratını astı o zaman, homurdanmaya başladı, dişlerini gösterdi. Güzel kızın anlattıkları hiç hoşuna gitmemişti.

Nasıl gitsindi (а как это могло /понравиться/)? Bütün devler Yeşiltay'ı çok severdi, o da severdi (все великаны Ешилтая очень любили, и она любила). Yeşiltay yufka yürekliydi (Ешилтай добросердечный: «с тонким сердцем»; yufka — раскатанное тесто, тонкая лепешка), devlerden çok, insanlara yardım ederdi (больше, чем великанам, людям помогал), çoğu insanları kurtarırdı (многих людей спас), devlerin insan yemesine engel olmaya çalışırdı (поеданию великанами людей препятствием быть старался), ama çok yiğit adamdı (но очень храбрым человеком был), hiçbir şeyden çekinmez, korku nedir bilmezdi (ни от чего не уклонялся, что такое страх, не знал), sonra büyük hünerleri vardı (да и потом большие умения у него были), her kılığa, her biçime girerdi (любые образы, любые формы принимал: «входил»), geceleri devleri eğlendirdiği bile olurdu (по ночам великанов даже развлекал). Dev anası kızını vermek istemişti ona (великанша свою дочь отдать хотела за него), vermişti de, şimdi nişanlıydılar (отдала и теперь они обручены были), yakında evleneceklerdi (скоро должны были пожениться). Güzel kızın anlattıklarını bu nedenle beğenmemişti (рассказанное красавицей поэтому ей не понравилось). Beğenmediğini de saklamadı (и то, что не понравилось, она не скрывала).

Nasıl gitsindi? Bütün devler Yeşiltay'ı çok severdi, o da severdi. Yeşiltay yufka yürekliydi, devlerden çok, insanlara yardım ederdi, çoğu insanları kurtarırdı, devlerin insan yemesine engel olmaya çalışırdı, ama çok yiğit adamdı, hiçbir şeyden çekinmez, korku nedir bilmezdi, sonra büyük hünerleri vardı, her kılığa, her biçime girerdi, geceleri devleri eğlendirdiği bile olurdu. Dev anası kızını vermek istemişti ona, vermişti de, şimdi nişanlıydılar, yakında evleneceklerdi. Güzel kızın anlattıklarını bu nedenle beğenmemişti. Beğenmediğini de saklamadı.

Bundan sonra, dev anası güzel kıza etmedik kötülük bırakmadı (с этих пор великанша красавице зло причинять не переставала). Yaşamını fitil fitil burnundan getirdi (всю жизнь она ей портила: «заставляла выходить боком»; fitil fitil burnundan gelmek — из носа выйти). Su vermedi, ekmek vermedi (воды не давала, хлеб не давала) dişlerinin arasından çıkardığı çiğ etleri attı önüne (из зубов выковыренное сырое мясо бросала перед ней), bunları yemesini söyledi (их есть приказывала), güzel kız da ister istemez yedi (красавице, хочешь не хочешь, приходилось есть). Bu kadarla bitse gene iyi (этим если бы закончилось, и то хорошо)! Yeşiltay'ın güzel kıza çok yakınlık gösterdiğini (то, что Ешилтай к красавице много интереса проявлял), güzel kızı çok sevdiğini (то, что он красавицу очень любил), güzel kızla gizli gizli konuştuğunu (то, что он с красавицей тайком разговаривал) görünce (/великанша/ видела), büsbütün azıttı işi (и это ее бесило). Her fırsatta (при любом случае; fırsat — удобный случай, возможность) sırtına bir yumruk indirdi (на ее спину опускала кулак), kovdu (прогоняла), gitmesini söyledi (уходить приказывала). Ama güzel kız dayandı (но красавица терпела), karşı geldi (сопротивлялась: «против шла»), dayanamayacağı bir tek şey varsa (если и было то, чего она не смогла бы вытерпеть), o da Yeşiltay'dan ayrı düşmek, Yeşiltay'dan uzakta yaşamaktı (так это отдельно от Ешилтая оказаться, от Ешилтая вдали жить), gitmedi (не уходила).

Bundan sonra, dev anası güzel kıza etmedik kötülük bırakmadı. Yaşamını fitil fitil burnundan getirdi. Su vermedi, ekmek vermedi, dişlerinin arasından çıkardığı çiğ etleri attı önüne, bunları yemesini söyledi, güzel kız da ister istemez yedi. Bu kadarla bitse gene iyi! Yeşiltay'ın güzel kıza çok yakınlık gösterdiğini, güzel kızı çok sevdiğini, güzel kızla gizli gizli konuştuğunu görünce, büsbütün azıttı işi. Her fırsatta sırtına bir yumruk indirdi, kovdu, gitmesini söyledi. Ama güzel kız dayandı, karşı geldi, dayanamayacağı bir tek şey varsa, o da Yeşiltay'dan ayrı düşmek, Yeşiltay'dan uzakta yaşamaktı, gitmedi.

Gitmeyince dev anası çok kızdı (то, что она не ушла, великаншу разозлило), onu öldürmek istedi (она ее (красавицу) убить захотела). Ne var ki, öldürmek kolay değildi (как бы то ни было, убить не легкое дело), kurallar uyarınca girmişti aralarına (правилам следуя, вошла в их круг), öldüremezdi (убить ее она не могла). Öldüremezdi ya her şeyin bir yolu vardı (убить не могла, но у каждой задачи есть решение: «у каждой вещи есть дорога») olmasa da güçlerini kötüye kullanan güçlü kişiler bulurlar (а если и не было бы, то сильные люди, которые свою силу во зло используют, его найдут), bulamayınca da uydururlardı (а если найти не смогут, то выдумают). Dev anası da böyle bir yol buldu (великанша такое вот решение нашла). Devlerin arasına karışmış bir insan (среди великанов затесавшийся человек) bir devin yap dediğini yapmak istemedi mi öldürülebilirdi (если то, что ему великан приказал, сделать не захочет, может быть убит). Güzel kız dev anasının verdiği bir işi gerçekten yapamadığı için yapmasa bile (если красавица великаншей данную работу даже и выполнит), dev anası "İnat etti, sözümü dinlemedi, yapmak istemedi," diyecekti (великанша скажет, проявила упрямство, слов моих не слушала, делать не хотела).

Gitmeyince dev anası çok kızdı, onu öldürmek istedi. Ne var ki, öldürmek kolay değildi, kurallar uyarınca girmişti aralarına, öldüremezdi. Öldüremezdi ya her şeyin bir yolu vardı, olmasa da güçlerini kötüye kullanan güçlü kişiler bulurlar, bulamayınca da uydururlardı. Dev anası da böyle bir yol buldu. Devlerin arasına karışmış bir insan bir devin yap dediğini yapmak istemedi mi öldürülebilirdi. Güzel kız dev anasının verdiği bir işi gerçekten yapamadığı için yapmasa bile, dev anası "İnat etti, sözümü dinlemedi, yapmak istemedi," diyecekti.

Gene aç bıraktı güzel kızı, gene bir damlacık su vermedi (снова голодной оставила красавицу, снова ни капельки воды не дала). Güzel kız ağladı, ağladı, gözlerinde yaş kalmadı (красавица плакала, плакала, в глазах ее слез не осталось). Derken, dev anası yanına yaklaştı (в этот момент великанша к ней приблизилась). "Bakıyorum ağlamayı çok seviyorsun, ama bütün gözyaşlarını yere döküyorsun (я вижу, плакать ты очень любишь, но все слезы свои на землю проливаешь). Yere dökme, bana biraz gözyaşı gerek (не проливай, мне немного слез нужно), gözyaşıyla büyü yapacağım (со слезами волшебное снадобье буду делать). Al şunları doldur!" dedi (возьми вот их наполни, сказала). Koca koca dört kazan getirip önüne koydu (огромные четыре котла принесла и рядом поставила). "Güneş batıncaya kadar gözyaşıyla dolduracaksın bunları (до захода солнца слезами наполнишь их), doldurmazsan kendini ölmüş bil!" dedi, çıktı gitti (а не наполнишь, себя мертвой считай, сказала и ушла).

Gene aç bıraktı güzel kızı, gene bir damlacık su vermedi. Güzel kız ağladı, ağladı, gözlerinde yaş kalmadı. Derken, dev anası yanına yaklaştı. "Bakıyorum ağlamayı çok seviyorsun, ama bütün gözyaşlarını yere döküyorsun. Yere dökme, bana biraz gözyaşı gerek, gözyaşıyla büyü yapacağım. Al şunları doldur!" dedi. Koca koca dört kazan getirip önüne koydu. "Güneş batıncaya kadar gözyaşıyla dolduracaksın bunları, doldurmazsan kendini ölmüş bil!" dedi, çıktı gitti.

Zavallı kız neye uğradığını bilemedi (бедная девушка, за что взяться, не знала). Bir kazanın üzerine eğildi, hıçkırmaya başladı (над одним из котлов наклонилась, рыдать начала). Kendini hiç zorlamadı (себя совсем не напрягала /не удерживалась от слез/), nasıl olsa çok dertliydi (как бы то ни было, много горевала), nasıl olsa hep ağlayıp duruyordu (как бы то ни было, все время плакала). Ama dört koca kazanı nasıl doldururdu (но четыре огромных котла как ей наполнить)? Gözyaşıyla kazan mı dolardı (слезами котел может ли наполниться)? Ağladı, kazanın dibine birkaç damla gözyaşı düştü (поплакала, на дно котла несколько слезинок: «капель слез», упало). Ancak (кроме того: «только лишь») aylardan temmuzdu, hava çok sıcaktı (был июль, погода была очень жаркой), damlacıklar hemen kurudu (капельки сразу высохли). Güzel kızın hiç umudu kalmadı (у красавицы совсем надежды не осталось).

Zavallı kız neye uğradığını bilemedi. Bir kazanın üzerine eğildi, hıçkırmaya başladı. Kendini hiç zorlamadı, nasıl olsa çok dertliydi, nasıl olsa hep ağlayıp duruyordu. Ama dört koca kazanı nasıl doldururdu? Gözyaşıyla kazan mı dolardı? Ağladı, kazanın dibine birkaç damla gözyaşı düştü. Ancak aylardan temmuzdu, hava çok sıcaktı, damlacıklar hemen kurudu. Güzel kızın hiç umudu kalmadı.

Gene de yerinden ayrılmadı (и, все-таки, с места не тронулась), ağladı, inledi, hıçkırdı durdu (плакала, стонала, рыдать продолжала), kazanı doldurmak için değil (не для того, чтобы котел наполнить), derdinden, kederinden ağlıyordu artık (от горя, от страданий плакала теперь: «уже»), Yeşiltay'ı bir kez daha görmeden öleceğini düşünüyordu (о том, что Ешилтая еще разок не увидит перед смертью, думала). Ama birden bir ses duydu, başını kaldırdı (но вдруг голос услышала, голову подняла), Yeşiltay'ı karşısında buldu (Ешилтая напротив увидела).
"Dev anası uyumadan önce kuşlar pınarına gidip su içmiş (перед тем как заснуть, великанша пошла к птичьему источнику и воды попила) giderken de, dönerken de homurdanıp duruyormuş (и идя туда, и возвращаясь, постоянно бормотала) sana yapacağı kötülükleri anlatıyormuş (злые вещи, которые с тобой сделает, рассказывала), kuşlar bunu duymuşlar, gelip söylediler (птицы это услышали, прилетели и рассказали)," dedi Yeşiltay, gülümsedi (сказал Ешилтай и улыбнулся). "Üzülme sen, bir yolunu buluruz," diye ekledi (не грусти, какой-нибудь выход найдем, добавил).

Gene de yerinden ayrılmadı, ağladı, inledi, hıçkırdı durdu, kazanı doldurmak için değil, derdinden, kederinden ağlıyordu artık, Yeşiltay'ı bir kez daha görmeden öleceğini düşünüyordu. Ama birden bir ses duydu, başını kaldırdı, Yeşiltay'ı karşısında buldu.
"Dev anası uyumadan önce kuşlar pınarına gidip su içmiş, giderken de, dönerken de homurdanıp duruyormuş, sana yapacağı kötülükleri anlatıyormuş, kuşlar bunu duymuşlar, gelip söylediler," dedi Yeşiltay, gülümsedi. "Üzülme sen, bir yolunu buluruz," diye ekledi.

Eğildi, kızı kolundan tuttu (наклонился, девушку за руку взял), oturduğu yerden kaldırdı (с места, на котором она сидела, поднял), yüzünü yüzüne çevirdi (повернул к себе лицом):
"Gözlerimin içine bak!" dedi (посмотри в мои глаза, сказал).
Güzel kız da baktı (красавица и посмотрела) Yeşiltay'ın mavi gözleri çok güzeldi, küçücüktü, ama denizler gibi derindi (голубые глаза Ешилтая очень красивыми были, маленькие, но как море глубокие). Bu güzel gözler unutulamazdı (эти красивые глаза не могли быть забыты). Nedense güzel kız, birdenbire duygulanıverdi (отчего-то красавица вдруг расчувствовалась), gene hıçkırmaya başladı (снова всхлипывать начала), kirpiklerinin ucunda bir damla gözyaşı parladı (на ее ресницах слезинка блеснула; uç — острие, конец).
"Ağlama!" dedi Yeşiltay (не плачь, сказал Ешилтай).

Eğildi, kızı kolundan tuttu, oturduğu yerden kaldırdı, yüzünü yüzüne çevirdi:
"Gözlerimin içine bak!" dedi.
Güzel kız da baktı. Yeşiltay'ın mavi gözleri çok güzeldi, küçücüktü, ama denizler gibi derindi. Bu güzel gözler unutulamazdı. Nedense güzel kız, birdenbire duygulanıverdi, gene hıçkırmaya başladı, kirpiklerinin ucunda bir damla gözyaşı parladı.
"Ağlama!" dedi Yeşiltay.

Sonra eğildi (потом наклонился), güzel kızın kirpiklerindeki gözyaşı damlasını da dudaklarının ucuyla alıp (с ресниц красавицы слезинку краем губ снял) kazanların üzerine üfledi (и внутрь котлов дунул). Kazanlar birdenbire doluverdi (котлы вдруг наполнились). Güzel kız şaşırıp kaldı (красавица в изумлении застыла), parmağını bir kazana daldırdı (палец в котел опустила), sonra da ağzına götürdü (потом ко рту поднесла), tuzluydu (соленая), kazandaki suyun gözyaşı olduğu kuşku götürmezdi (то, что вода в котле была слезами, сомнения не вызывало). Sevincinden ağlamaya başladı, yaşlı gözlerini Yeşiltay'dan yana çevirdi (от радости плакать начала, мокрые глаза от Ешилтая в сторону отвела):
"Nasıl, nasıl?" diye kekeledi. "Bunu nasıl yaptın, Yeşiltay (как, как, заикаясь, сказала, как ты это сделал, Ешилтай)?"

Sonra eğildi, güzel kızın kirpiklerindeki gözyaşı damlasını da dudaklarının ucuyla alıp kazanların üzerine üfledi. Kazanlar birdenbire doluverdi. Güzel kız şaşırıp kaldı, parmağını bir kazana daldırdı, sonra da ağzına götürdü, tuzluydu, kazandaki suyun gözyaşı olduğu kuşku götürmezdi. Sevincinden ağlamaya başladı, yaşlı gözlerini Yeşiltay'dan yana çevirdi:
"Nasıl, nasıl?" diye kekeledi. "Bunu nasıl yaptın, Yeşiltay?"

Yeşiltay başını kaldırdı, uzaklara baktı (Ешилтай поднял голову, вдаль посмотрел):
"Seni canım gibi seviyorum (тебя всей душой люблю). Derviş benim için canını verdi (дервиш за меня свою душу отдал), kuşlar da çok severler beni (птицы тоже очень любят меня)," diye yanıtladı, gülümsedi (ответил, улыбнулся), "bunlar senin gözyaşların (это твои слезы), sen de beni seviyorsun (ты тоже меня любишь). Daha fazlasını sorma, anlatılamaz (больше ничего не спрашивай, это необъяснимо), ben bile anlatamam (даже я не могу объяснить). Hadi, Allahaısmarladık, çok geciktim (ну ладно, до свидания, я очень опаздываю), devleri bekletmek olmaz (великанов заставлять ждать нельзя)," diye ekledi (добавил). Bir yeşil kuş olup göklere yükseldi (зеленой птицей став, в небеса поднялся).

Yeşiltay başını kaldırdı, uzaklara baktı:
"Seni canım gibi seviyorum. Derviş benim için canını verdi, kuşlar da çok severler beni," diye yanıtladı, gülümsedi, "bunlar senin gözyaşların, sen de beni seviyorsun. Daha fazlasını sorma, anlatılamaz, ben bile anlatamam. Hadi, Allahaısmarladık, çok geciktim, devleri bekletmek olmaz," diye ekledi. Bir yeşil kuş olup göklere yükseldi.

Yeşiltay kuş olup uçar uçmaz (не успел Ешилтай, превратившись в птицу, улететь) dev anası içeriye girdi (великанша внутрь зашла), korkunç bir biçimde gülüyor (пугающе улыбается), otuz iki dişi birden görünüyordu (тридцать два зуба сразу видны). Ama dört kazanın dördünün de dolu olduğunu görünce (но увидев, что четыре котла к ее приходу наполнены были) aklı başından gitti (была сбита с толку: «ум из головы ушел»; aklı başından gitmek — растеряться, не знать, что делать). Ayağını yere vurdu (ногой о землю топнула), yer gök inledi (небо содрогнулось). Kazanları bir tekmede devirdi (котлы одним пинком опрокинула). Sonra gitti, bir köşeye oturdu (потом ушла, в углу села), düşünmeye başladı (думать начала). Neden sonra başını kaldırdı (через какое-то время голову подняла):
"Beni kötü bir dev sanma, küçük kız," dedi (меня плохой великаншей не считай, малышка, сказала), "derdini bilmiyorum, anlamıyorum sanma (что твое горе я не знаю, не понимаю, не думай). Anlıyorum, Yeşiltay'ı çok seviyorsun (понимаю, Ешилтая ты очень любишь), sevmeseydin kazanları dolduramazdın (не любила бы, котлы не наполнила бы). Ama ben de kızımı seviyorum, iyi bir kocası olsun istiyorum (но я тоже свою дочь люблю, хороший муж чтоб у нее был, хочу), onu Yeşiltay'a vermek istiyorum (ее за Ешилтая отдать хочу), insan sevdi mi kötülük yapamaz (человек, когда любит, зла не делает), ama devler yapar (а великаны делают). Ben de elimden geleni yapacağım (я все от меня зависящее: «из моей руки идущее»; elinden gelen — все, что можно, сделаю), elimden kurtulamayacaksın (от меня спастись не сможешь). Yazık, ama ne yapalım, bu iş böyle (жаль, но что поделаешь, такое это дело)!" diye ekledi (добавила).

Yeşiltay kuş olup uçar uçmaz, dev anası içeriye girdi, korkunç bir biçimde gülüyor, otuz iki dişi birden görünüyordu. Ama dört kazanın dördünün de dolu olduğunu görünce aklı başından gitti. Ayağını yere vurdu, yer gök inledi. Kazanları bir tekmede devirdi. Sonra gitti, bir köşeye oturdu, düşünmeye başladı. Neden sonra başını kaldırdı:
"Beni kötü bir dev sanma, küçük kız," dedi, "derdini bilmiyorum, anlamıyorum sanma. Anlıyorum, Yeşiltay'ı çok seviyorsun, sevmeseydin kazanları dolduramazdın. Ama ben de kızımı seviyorum, iyi bir kocası olsun istiyorum, onu Yeşiltay'a vermek istiyorum, insan sevdi mi kötülük yapamaz, ama devler yapar. Ben de elimden geleni yapacağım, elimden kurtulamayacaksın. Yazık, ama ne yapalım, bu iş böyle!" diye ekledi.

Yemek ve su verdi ona (еды и воды дала ей). Birkaç gün böyle geçti (несколько дней так прошло). Sonra gene dişlerini gösterdi (потом снова зубы показала):
"Sonbaharda kızımın düğünü var," dedi (осенью у моей дочери свадьба, сказала), "çok güzel bir düğün olacak, göreceksin (очень красивая свадьба будет, увидишь). Ama iş düğünle kalmayacak (но работа со свадьбой не остановится). Kızımla Yeşiltay çok rahat bir evde otursun istiyorum (хочу, чтобы моя дочь и Ешилтай жили в уютном доме). Bunun için de kuş tüyü yataklar, kuş tüyü minderler, kuş tüyü yastıklar yaptırtmak istiyorum (поэтому и хочу из птичьих перьев перины, миндеры (подушка, тюфячок для сидения на полу), подушки заказать). Kuş tüylerini sen bulacaksın (птичьи перья ты найдешь). Al şu beş torbayı (возьми эти пять сумок), akşama kadar kuş tüyüyle doldur (до вечера их птичьими перьями наполни). Doldurup getiremezsen, kendini ölmüş bil artık (наполненные не принесешь, себя мертвой считай тогда)!"

Yemek ve su verdi ona. Birkaç gün böyle geçti. Sonra gene dişlerini gösterdi:
"Sonbaharda kızımın düğünü var," dedi, "çok güzel bir düğün olacak, göreceksin. Ama iş düğünle kalmayacak. Kızımla Yeşiltay çok rahat bir evde otursun istiyorum. Bunun için de kuş tüyü yataklar, kuş tüyü minderler, kuş tüyü yastıklar yaptırtmak istiyorum. Kuş tüylerini sen bulacaksın. Al şu beş torbayı, akşama kadar kuş tüyüyle doldur. Doldurup getiremezsen, kendini ölmüş bil artık!"

Güzel kız akşamı beklemedi (красавица вечера не дожидалась), hemen ölmüş bildi kendini (сразу знала, что будет мертва). Nasıl ölmüş bilmesindi (а как ей не знать)? Bu iş başarılacak gibi değildi (это дело было невыполнимым). Ölmeden önce Yeşiltay'ı da göremeyecek (перед смертью Ешилтая даже увидеть не сможет), bir "Allahaısmarladık" bile diyemeyecekti (даже «прощай» сказать не сможет). Gene de bütün bütün umudunu kesmedi (и все же надеяться не перестала: «всю надежду не отрезала»). Torbaları yüklenip çıktı (сумки нагрузив, вышла). Önünde sapsarı, uçsuz bucaksız bir ova vardı (перед ней желтая, бескрайняя долина лежала). Sapsarı, uçsuz bucaksız ovada koşmaya başladı (по желтой бескрайней равнине идти начала). Gözleri yerdeydi, ama hiç kuş tüyü göremiyordu (глаза на землю смотрят, но никаких птичьих перьев увидеть не могут). Ağlaya ağlaya koşuyordu yalnızca (плача, идет одиноко), ikide bir düşüyor (время от времени падает), çıplak ayaklarına dikenler batıyordu (в голые ноги колючки впиваются). Sapsarı, uçsuz bucaksız ovada ne kuş tüyü ne bir şey (в желтой, бескрайней равнине не то что птичьих перьев, ничего нет)!

Güzel kız akşamı beklemedi, hemen ölmüş bildi kendini. Nasıl ölmüş bilmesindi? Bu iş başarılacak gibi değildi. Ölmeden önce Yeşiltay'ı da göremeyecek, bir "Allahaısmarladık" bile diyemeyecekti. Gene de bütün bütün umudunu kesmedi. Torbaları yüklenip çıktı. Önünde sapsarı, uçsuz bucaksız bir ova vardı. Sapsarı, uçsuz bucaksız ovada koşmaya başladı. Gözleri yerdeydi, ama hiç kuş tüyü göremiyordu. Ağlaya ağlaya koşuyordu yalnızca, ikide bir düşüyor, çıplak ayaklarına dikenler batıyordu. Sapsarı, uçsuz bucaksız ovada ne kuş tüyü ne bir şey!

0

6

En sonunda, güzel kızın gücü tükendi (в самом конце силы красавицы иссякли). Gözleri karardı (в глазах ее потемнело). Uçsuz bucaksız ova inip inip kalkmaya (бескрайняя равнина опустилась, начала подниматься), çevresinde dönmeye başladı (начала вокруг нее вращаться). Güzel kız ayakta duramaz oldu (красавица на ногах не устояла). Yüzükoyun yere yuvarlandı (ничком на землю упала). Ama çok geçmeden (но немного погодя) bir el dokundu omzuna (чья-то рука дотронулась до ее плеча); başını kaldırınca Yeşiltay'ı karşısında gördü (голову подняв, Ешилтая увидела перед собой). Yeşiltay üstündeki tozları sildi (Ешилтай с нее пыль отряхнул), ayaklarındaki dikenleri çıkardı (из ее ног колючки вытащил), gözyaşlarını kuruladı (ее слезы высушил). Gülümsedi (улыбнулся):
"Kuşlar benim dostlarımdır," dedi (птицы мои друзья, сказал).
Elini kaldırdı, çok uzaklarda bir bulut gösterdi (поднял руку, на далекую тучу показал). Bulut yaklaştı, yaklaştı (туча приближалась, приближалась), tepelerine geldi (до них: «до их холма» долетела), alçaldı (опустилась), bu bulut gerçek bulut değildi (эта туча настоящей тучей не была), kuşlardan oluşmuştu (из птиц состояла).

En sonunda, güzel kızın gücü tükendi. Gözleri karardı. Uçsuz bucaksız ova inip inip kalkmaya, çevresinde dönmeye başladı. Güzel kız ayakta duramaz oldu. Yüzükoyun yere yuvarlandı. Ama çok geçmeden bir el dokundu omzuna; başını kaldırınca Yeşiltay'ı karşısında gördü. Yeşiltay üstündeki tozları sildi, ayaklarındaki dikenleri çıkardı, gözyaşlarını kuruladı. Gülümsedi:
"Kuşlar benim dostlarımdır," dedi.
Elini kaldırdı, çok uzaklarda bir bulut gösterdi. Bulut yaklaştı, yaklaştı, tepelerine geldi, alçaldı, bu bulut gerçek bulut değildi, kuşlardan oluşmuştu.

Yeşiltay iki elinin ikisini de göğe doğru kaldırdı (Ешилтай обе руки к небу поднял):
"Uçun kuşlar, uçun, tüylerinizi dökün de geçin (летите, птицы, летите, перья свои сбрасывайте и пролетайте)!" diye bağırdı (крикнул).
Bütün kuşlar tüylerini döküp gittiler, biraz tüy kaldıysa, kanatlarında kaldı (все птицы перья свои сбросили и улетели, если и осталось у них немного перьев, только на крыльях), en güzel, en yumuşak tüylerini yere bıraktılar (самые красивые, самые мягкие перья на земле оставили).
Yeşiltay'la güzel kız bu tüyleri torbalara doldurdular (Ешилтай и красавица этими перьями сумки наполнили). Yazık ki, kocaman torbalardan biri tam dolmadı (как жаль, но одна из огромных сумок полностью не наполнилась). Güzel kız ağlamaya başladı (красавица плакать начала). Beş torbanın beşi de dolmadıkça ölümden kurtulamayacaktı (если пятую сумку не наполнит, от смерти не спасется). Ama bunda ağlayacak ne vardı (но что тут плакать)? Yeşiltay bir yeşil kuş oluverdi hemen (Ешилтай в зеленую птицу превратился сразу). Bütün tüylerini döktü, sonra gene insan oldu (все перья свои сбросил, потом снова человеком стал). Gene kuş oldu, gene döktü tüylerini (снова птицей стал, снова сбросил перья), gene insan oldu (снова стал человеком). Derken, çuvalı doldurdu (к тому времени мешок и наполнился). Bu tüyler gözleri kamaştırıyordu, hemen ayrılıveriyordu ötekilerden (его перья глаза ослепляют, сразу отличаются от перьев других):

Yeşiltay iki elinin ikisini de göğe doğru kaldırdı:
"Uçun kuşlar, uçun, tüylerinizi dökün de geçin!" diye bağırdı.
Bütün kuşlar tüylerini döküp gittiler, biraz tüy kaldıysa, kanatlarında kaldı, en güzel, en yumuşak tüylerini yere bıraktılar.
Yeşiltay'la güzel kız bu tüyleri torbalara doldurdular. Yazık ki, kocaman torbalardan biri tam dolmadı. Güzel kız ağlamaya başladı. Beş torbanın beşi de dolmadıkça ölümden kurtulamayacaktı. Ama bunda ağlayacak ne vardı? Yeşiltay bir yeşil kuş oluverdi hemen. Bütün tüylerini döktü, sonra gene insan oldu. Gene kuş oldu, gene döktü tüylerini, gene insan oldu. Derken, çuvalı doldurdu. Bu tüyler gözleri kamaştırıyordu, hemen ayrılıveriyordu ötekilerden:

Devin de gözleri kamaştı (глаза великанши тоже ослепил), işin içyüzünü anlayarak (суть дела поняв) dişlerini gıcırdattı (зубами заскрипела):
"Bu iş Yeşiltay'ın işi, anladım (это Ешилтая работа, я поняла)." dedi. "Seni Yeşiltay kurtardı (тебя Ешилтай спас). Olsun varsın, çok güzel tüyler toplamışsın (ну и ладно, очень красивые перья ты собрала), kızım güle güle kullansın (дочка моя на здоровье пусть пользуется; güle güle kullanmak — на здоровье пользоваться). Ama sen elimden kurtulamayacaksın (но ты от рук моих не сможешь спастись)! Yarın sabah gün doğarken yola çıkacaksın (завтра утром на рассвете в дорогу отправишься), küçük bacıma gideceksin (к моей младшей сестре пойдешь). Evi karşı dağın ardındadır (ее дом позади горы, которая напротив). "Ablanın kızının düğünü var, düğün kutusunu istedi" diyeceksin (у дочери твоей старшей сестры свадьба, свадебную шкатулку хочет, скажешь). Gün batmadan bana getireceksin düğün kutusunu (до исхода дня принесешь мне свадебную шкатулку). Bakalım, gelebilecek misin (посмотрим, сможешь ли вернуться)? Gelemezsen öldün demektir, geç kalırsan da ben öldüreceğim (если не вернешься, значит, умерла, а опоздаешь, тогда я тебя убью)!" dedi.

Devin de gözleri kamaştı, işin içyüzünü anlayarak dişlerini gıcırdattı:
"Bu iş Yeşiltay'ın işi, anladım." dedi. "Seni Yeşiltay kurtardı. Olsun varsın, çok güzel tüyler toplamışsın, kızım güle güle kullansın. Ama sen elimden kurtulamayacaksın! Yarın sabah gün doğarken yola çıkacaksın, küçük bacıma gideceksin. Evi karşı dağın ardındadır. "Ablanın kızının düğünü var, düğün kutusunu istedi" diyeceksin. Gün batmadan bana getireceksin düğün kutusunu. Bakalım, gelebilecek misin? Gelemezsen öldün demektir, geç kalırsan da ben öldüreceğim!" dedi.

Güzel kız demir çarıklarını ayaklarına geçirip yola çıktı (красавица, железные чарыки на ноги надев, в путь отправилась). Uzun yollar yürümeye (к хождению по долгим дорогам), yorgunluğa, acılara, açlığa (к усталости, боли, голоду) çoktan alışmıştı (давно привыкла). Bir günde yapabilirdi bu işi, korkmuyordu (за один день сможет сделать это дело, не боялась). Ama yarı yolda (но на полпути) Yeşiltay belirdi (Ешилтай появился). Bu kez gülümsemiyordu (в этот раз не улыбался), çok korktuğu, çok üzüldüğü belliydi (то, что он был очень напуган и расстроен, было ясно).
"Dev anası sana bütün işlerin en çetinini vermiş (великанша из всех дел самое трудное задала)," dedi (сказал), "bundan kurtulmak çok güç (спастись будет очень тяжело). Ama gene de kurtulmaya çalışmalı (но все равно ты спастись постараться должна; çalışmak — стараться; çalışmalı — должен постараться)! Dikkat et, şaşırma, dediklerimi de unutma (будь внимательной, не ошибайся, сказанное мной не забудь).

Güzel kız demir çarıklarını ayaklarına geçirip yola çıktı. Uzun yollar yürümeye, yorgunluğa, acılara, açlığa çoktan alışmıştı. Bir günde yapabilirdi bu işi, korkmuyordu. Ama yarı yolda Yeşiltay belirdi. Bu kez gülümsemiyordu, çok korktuğu, çok üzüldüğü belliydi.
"Dev anası sana bütün işlerin en çetinini vermiş," dedi, "bundan kurtulmak çok güç. Ama gene de kurtulmaya çalışmalı! Dikkat et, şaşırma, dediklerimi de unutma.

Dağın arkasında bir saray vardır (за горой дворец есть), içi korkunç şeylerle doludur (внутри ужасными вещами полон), en azgın, en yırtıcı hayvanlar (самые свирепые, самые кровожадные звери), en azılı devler ordadır (самые жестокие великаны там). Kapının bir yanında bir at (с одной стороны двери конь), bir yanında bir it durur (с другой стороны пес стоит). Atın önünde et vardır (перед конем мясо лежит), itin önünde ot vardır (перед псом трава лежит). İkisi de sıkı sıkı bağlıdır (оба крепко привязаны). At et yemez (конь мясо не ест), it ot yemez (пес траву не ест), bunun için karınları açtır (поэтому они голодные: «животы их открыты»). Eti ite, otu ata verir (мясо — собаке, траву — коню дашь), sonra her ikisini de çözersen (потом обоих развяжешь) her şey kolaylaşır (все станет проще), onlar sana yardım ederler (они тебе помогут), o korkunç şeylerin hiçbiri görünmez gözüne (из тех страшных вещей ни одна не попадется тебе на глаза). Kutuyu kolayca alabilirsin (шкатулку легко сможешь взять). Ama sakın, açma o kutuyu (но берегись, не открывай эту шкатулку)! Açarsan, bütün emeklerin boşa gider (откроешь, все твои труды впустую пойдут)."

Dağın arkasında bir saray vardır, içi korkunç şeylerle doludur, en azgın, en yırtıcı hayvanlar, en azılı devler ordadır. Kapının bir yanında bir at, bir yanında bir it durur. Atın önünde et vardır, itin önünde ot vardır. İkisi de sıkı sıkı bağlıdır. At et yemez, it ot yemez, bunun için karınları açtır. Eti ite, otu ata verir, sonra her ikisini de çözersen her şey kolaylaşır, onlar sana yardım ederler, o korkunç şeylerin hiçbiri görünmez gözüne. Kutuyu kolayca alabilirsin. Ama sakın, açma o kutuyu! Açarsan, bütün emeklerin boşa gider."

Yeşiltay'ın bütün dediklerini yaptı güzel kız (все Ешилтаем сказанное сделала красавица). Sarayın kapısına vardı (до дворцовой двери добралась), otu atın, eti itin önüne attı (траву перед конем, мясо перед собакой бросила), ikisini de çözdü (обоих развязала). Yeşiltay'ın da söylediği gibi (как Ешилтай и сказал), her şey kolaylaştı o zaman (все упростилось тогда), güzel kız düğün kutusunu aldı (красавица свадебную шкатулку взяла). Ama yolda içini merak sardı (но по дороге любопытство ее одолело). Çok güzel bir kutuydu bu kutu (очень красивой шкатулка была), ufacık bir şeydi (маленькая штучка), ama ağır mı ağırdı (но очень-очень тяжелая), "içinde ne var?" diyordu güzel kız (внутри у нее что, говорила красавица), "ne var acaba?" diyor (что же в ней есть, интересно, говорила), başka bir şey demiyordu (больше ничего не говорила). En sonunda dayanamadı (в конце концов, не смогла выдержать), Yeşiltay'ın sözlerini unutarak (слова Ешилтая забыв) usulca kaldırdı kutunun kapağını (осторожно подняла шкатулки крышку).

Yeşiltay'ın bütün dediklerini yaptı güzel kız. Sarayın kapısına vardı, otu atın, eti itin önüne attı, ikisini de çözdü. Yeşiltay'ın da söylediği gibi, her şey kolaylaştı o zaman, güzel kız düğün kutusunu aldı. Ama yolda içini merak sardı. Çok güzel bir kutuydu bu kutu, ufacık bir şeydi, ama ağır mı ağırdı, "içinde ne var?" diyordu güzel kız, "ne var acaba?" diyor, başka bir şey demiyordu. En sonunda dayanamadı, Yeşiltay'ın sözlerini unutarak usulca kaldırdı kutunun kapağını.

Bir de ne görsün (и что же она увидела)? Yığın yığın, yumak yumak, ufak ufak adamcıklar sıçramasın mı kutudan (кучи, комки, крошки маленьких человечков как выпрыгнут из шкатулки)? Ya! Hepsi bir yana dağıldı (да, все в разные стороны: «/каждый/ в одну сторону» высыпались, рассыпались). Güzel kız donakaldı (красавица как вкопанная остановилась: «оцепенела, остолбенела»; donmak — замерзать; donakalmak — застыть от изумления /kalmak — оставаться; здесь выражает удивление, изумление/). Yeşiltay'ın sözlerini anımsadı (слова Ешилтая вспомнила). Yeşiltay'ın sözünü dinlememişti (слов Ешилтая ослушалась). Nerdeyse bayılacaktı (чуть сознание не потеряла). Ama kendini topladı (но себя в руки взяла: «собрала»), ufacık adamları birer birer toplayıp (маленьких человечков по одному собирая) kutuya doldurmaya çalıştı (в шкатулку засунуть старалась). Ama nerde (но куда там)? Ufacık adamlar kaçıyor (маленькие человечки убегают), otların altına saklanıyorlardı (под травой прячутся). Yakaladıkları da geri çıkıyordu kutudan (пойманные снова вылезают из шкатулки), ötekilerin arasına karışıyorlardı (с остальными смешиваются). Kaçmasalar (если бы и не убегали), saklanmasalar bile (если бы не прятались даже) ne çıkardı (что бы получилось)? Pek çoktular (довольно много их было), akşama kadar toplayamazdı (до вечера их не сможет собрать). Elleri böğründe kaldı (руки ее опустились: «на боках остались»).

Bir de ne görsün? Yığın yığın, yumak yumak, ufak ufak adamcıklar sıçramasın mı kutudan? Ya! Hepsi bir yana dağıldı. Güzel kız donakaldı. Yeşiltay'ın sözlerini anımsadı. Yeşiltay'ın sözünü dinlememişti. Nerdeyse bayılacaktı. Ama kendini topladı, ufacık adamları birer birer toplayıp kutuya doldurmaya çalıştı. Ama nerde? Ufacık adamlar kaçıyor, otların altına saklanıyorlardı. Yakaladıkları da geri çıkıyordu kutudan, ötekilerin arasına karışıyorlardı. Kaçmasalar, saklanmasalar bile ne çıkardı? Pek çoktular, akşama kadar toplayamazdı. Elleri böğründe kaldı.

Ağlamaya başladı (плакать начала). Uzun zaman ağladı (долго плакала). Sonra birdenbire bir kanat sesi duydu (потом вдруг звук крыльев услышала), başını kaldırdı (подняла голову), yeşil bir kuş gördü (зеленую птицу увидела). Gelen Yeşiltay'ın mavi gözlerinde (у прилетевшего Ешилтая в голубых глазах) çok büyük bir üzüntü vardı (очень большая печаль была).
"Kalk, kaçalım (вставай, побежим), kurtulmaya çalışalım (спастись попытаемся). Belki de kurtuluruz (может быть, и спасемся)," dedi (сказал).
Güzel kız gözlerini silip kalktı (краавица, глаза вытерев, вскочила), başladılar kaçmaya (начали бежать). Var hızlarıyla koştular (со всей скоростью бежали). Gün battı (день закончился), ovalar, dağlar karardı (равнины, горы почернели), yıldızlar parladı (звезды сияли). Bir ağacın dibinde uykuya daldılar (под одним деревом в сон погрузились; dip — дно; корень; основание). Sabah oldu, gene kaçmaya başladılar (утро наступило, снова бежать начали). Ama Yeşiltay kaygılı görünüyordu (но Ешилтай озабоченным выглядел). Bir ara durup arkasına baktı (в какой-то момент остановился, назад посмотрел; ara — промежуток). Bir kasırga geliyordu arkalarından (ураган летел за ними), hızla ilerliyordu (быстро продвигался). Yeşiltay içini çekti (Ешилтай вздохнул): "Geliyor," diye söylendi (идет, сказал), "bu, odur, dev anasıdır, başka bir şey olamaz (это она, великанша, больше некому)!"

Ağlamaya başladı. Uzun zaman ağladı. Sonra birdenbire bir kanat sesi duydu, başını kaldırdı, yeşil bir kuş gördü. Gelen Yeşiltay'ın mavi gözlerinde çok büyük bir üzüntü vardı.
"Kalk, kaçalım, kurtulmaya çalışalım. Belki de kurtuluruz," dedi.
Güzel kız gözlerini silip kalktı, başladılar kaçmaya. Var hızlarıyla koştular. Gün battı, ovalar, dağlar karardı, yıldızlar parladı. Bir ağacın dibinde uykuya daldılar. Sabah oldu, gene kaçmaya başladılar. Ama Yeşiltay kaygılı görünüyordu. Bir ara durup arkasına baktı. Bir kasırga geliyordu arkalarından, hızla ilerliyordu. Yeşiltay içini çekti: "Geliyor," diye söylendi, "bu, odur, dev anasıdır, başka bir şey olamaz!"

Bir çırpıda (сразу, в один момент; çırpı — отрезанные ветки; разметка) bir kocamış kadın kılığına girdi (дряхлой старухи образ принял: «в образ вошел»). Güzel kızı da bir eğri sopa yapıp eline aldı (красавицу, в кривую палку превратив, в руку взял), kamburunu çıkardı (сгорбился: «горб вытащил»), sopasına dayana dayana (на палку опираясь) yürümeye başladı (идти начал). Kasırga çabucak yetişti (ураган быстро приблизился), gelir gelmez (тут же) kocaman bir dev oluverdi (огромная великанша появилась).
"Kocakarı! Kocakarı! Buralarda, mavi gözlü bir delikanlıyla bir güzel kız görmedin mi (старуха, старуха, ты тут голубоглазого юношу и красивую девушку не видела)?" dedi (сказала).
Kocakarı (старуха):
"Evet, gördüm (да, видела)," diye yanıtladı (ответила), parmağıyla sağ yandaki dağları gösterdi (пальцем на горы с правой стороны указала). "İkisi de koşuyordu, şu dağlara doğru gittiler (оба бегут, в сторону этих гор побежали)."
Dev anası çok acele ediyordu (великанша очень спешила), kocakarıyı yemeyi aklından bile geçirmedi (старуху съесть ей даже в голову не пришло: «через ее ум даже не прошло»). Sağ yandaki dağlara gitti (к горам с правой стороны полетела), bir solukta gözden siliniverdi (за мгновение: «в одно дыхание», с глаз скрылась: «стерлась»). Silinince, Yeşiltay da, güzel kız da gene eski görünüşlerini aldılar (как она исчезла, Ешилтай и красавица снова прежний вид приняли), gene başladılar koşmaya (снова начали бежать).

Bir çırpıda bir kocamış kadın kılığına girdi. Güzel kızı da bir eğri sopa yapıp eline aldı, kamburunu çıkardı, sopasına dayana dayana yürümeye başladı. Kasırga çabucak yetişti, gelir gelmez kocaman bir dev oluverdi.
"Kocakarı! Kocakarı! Buralarda, mavi gözlü bir delikanlıyla bir güzel kız görmedin mi?" dedi.
Kocakarı:
"Evet, gördüm," diye yanıtladı, parmağıyla sağ yandaki dağları gösterdi. "İkisi de koşuyordu, şu dağlara doğru gittiler."
Dev anası çok acele ediyordu, kocakarıyı yemeyi aklından bile geçirmedi. Sağ yandaki dağlara gitti, bir solukta gözden siliniverdi. Silinince, Yeşiltay da, güzel kız da gene eski görünüşlerini aldılar, gene başladılar koşmaya.

Güçlerinin yettiğince (изо всех сил: «сил насколько хватало») koşuyorlardı (бежали). Ama böyle koşmaya can mı dayanırdı (но столько бежать, возможно ли: «душа вытерпит ли»)? Üstelik karınları açtı (к тому же проголодались). Bir elma ağacının altında mola verdiler (под яблоней привал устроили). Karınlarını elmalarla doyurdular (наелись яблоками: «животы яблоками наполнили»). Ancak yorgunluktan gözleri yumuluyordu (только от усталости глаза закрывались). Biri bir yana uzandı (рядом друг с другом легли: «растянулись»), biri bir yana. Uyudular (заснули). Ama çok geçmeden gök gürledi (но скоро небо загремело), sıçrayarak uyanıp (вскочив, проснулись) ayağa kalktılar (на ноги встали). Yeşiltay göğe baktı (Ешилтай на небо посмотрел). Gök masmavi (небо синее-синее), pırıl pırıldı (светлое-светлое). Yalnız uzaklardan (только вдалеке), çok uzaklardan (очень далеко), bir top kara bulut geliyordu (круглая темная туча приближалась), var hızıyla ağaca doğru iniyordu (с большой скоростью к дереву спускалась). "Tamam," dedi Yeşiltay (ладно, сказал Ешилтай), "bizi tanıdı, elinden kurtulmak çok zor (нас увидела: «узнала», от нее спастись очень трудно). Ama gene de her şeyi deneyeceğiz (но все равно все испробуем), kurtulmaya çalışacağız (спастись попробуем), birbirimizi gerçekten seviyorsak kurtulacağız (если друг друга по-настоящему любим, спасемся)."

Güçlerinin yettiğince koşuyorlardı. Ama böyle koşmaya can mı dayanırdı? Üstelik karınları açtı. Bir elma ağacının altında mola verdiler. Karınlarını elmalarla doyurdular. Ancak yorgunluktan gözleri yumuluyordu. Biri bir yana uzandı, biri bir yana. Uyudular. Ama çok geçmeden gök gürledi, sıçrayarak uyanıp ayağa kalktılar. Yeşiltay göğe baktı. Gök masmavi, pırıl pırıldı. Yalnız uzaklardan, çok uzaklardan, bir top kara bulut geliyordu, var hızıyla ağaca doğru iniyordu. "Tamam," dedi Yeşiltay, "bizi tanıdı, elinden kurtulmak çok zor. Ama gene de her şeyi deneyeceğiz, kurtulmaya çalışacağız, birbirimizi gerçekten seviyorsak kurtulacağız."

Güzel kızı kucaklayıp (красавицу обняв) göğsüne bastırdı (к груди прижал). Birdenbire görünmez oldular (вдруг они стали невидимы), yalnız elma ağacının yanında (только рядом с яблоней: «яблоневым деревом») bir başka elma ağacı belirdi (другая яблоня появилась). Dalları (ее ветви), gövdesi (ствол), yaprakları (листья), her yanı yeşil yeşildi (со всех сторон зеленые-презеленые), en yüksek dalında bir kırmızı elma vardı (на самой высокой ветке красное яблоко висело). Derviş Yeşiltay'a neler öğretmişti (дервиш Ешилтая чему только не научил)! Yeşiltay ne kadar da hünerliydi (Ешилтай каким умелым стал)! Yeşiltay bir yeşil elma ağacı oluvermiş (Ешилтай в зеленую яблоню превратился), sevgilisini de bir elmaya dönüştürmüştü (возлюбленную свою в яблоко превратил), elma ağacının en güzel dalındaki kırmızı elma (на самой красивой ветке яблони висевшее красное яблоко) Yeşiltay'ın sevgilisiydi (было возлюбленной Ешилтая). Ama kara bulut çoktan gelip (но черная туча давно уже прилетев) dev anasının biçimine girmişti (великанши форму приняла), işin içyüzünü anlamakta gecikmedi (суть дела понять успела: «не опоздала»). Öcünü almanın sırasıydı (отомстить: «месть взять» был ее черед)! Azgın bir yel oldu (разъяренным ветром стала), esti (дунула), inim inim inletti her yanı (жалобно стонать заставила все вокруг). Dağları, taşları sarstı (горы, камни затряслись), Yeşiltay'la güzel kızın az önce altında yattıkları ağaç (дерево, под которым недавно лежали Ешилтай и красавица), çatırdaya çatırdaya devrildi (с хрустом рухнуло).

Güzel kızı kucaklayıp göğsüne bastırdı. Birdenbire görünmez oldular, yalnız elma ağacının yanında bir başka elma ağacı belirdi. Dalları, gövdesi, yaprakları, her yanı yeşil yeşildi, en yüksek dalında bir kırmızı elma vardı. Derviş Yeşiltay'a neler öğretmişti! Yeşiltay ne kadar da hünerliydi! Yeşiltay bir yeşil elma ağacı oluvermiş, sevgilisini de bir elmaya dönüştürmüştü, elma ağacının en güzel dalındaki kırmızı elma Yeşiltay'ın sevgilisiydi. Ama kara bulut çoktan gelip dev anasının biçimine girmişti, işin içyüzünü anlamakta gecikmedi. Öcünü almanın sırasıydı! Azgın bir yel oldu, esti, inim inim inletti her yanı. Dağları, taşları sarstı, Yeşiltay'la güzel kızın az önce altında yattıkları ağaç, çatırdaya çatırdaya devrildi.

Yeşiltay yerlere kadar eğildi (Ешилтай до земли согнулся), bütün yaprakları döküldü (вся листва его осыпалсь), ama kıpkırmızı elma, daldan düşmedi (но красное яблоко с ветки не упало). Dev anası küplere bindi (великанша пришла в бешенство: «на чашки залезла»; küplere binmek — прийти в ярость, сильно рассердиться), yağmur oldu (дождем стала), yağdı (стал идти (дождь)), dolu oldu (градом стала), çarptı (стал бить (град)), yeşil ağaç inim inim inledi (зеленое дерево жалобно застонало), ama elma dalında kaldı (но яблоко на ветке осталось), düşmedi, yaralanmadı (не упало, не повредилось). Görünüşe bakılırsa (судя по виду), her zaman da kalacak gibiydi (словно навсегда там останется). Dev anası umudunu kesti (великанша потеряла надежду). "Belki de onlar değildir (может быть, это и не они), başka bir şeydir (что-то другое), bizdendir (из наших), onlar bana böyle karşı koyamazlardı (они бы против меня не выстояли бы)," diye söylendi (сказала). Gene bir top kara bulut olup uzaklaştı (снова черной тучей став, улетела).

Yeşiltay yerlere kadar eğildi, bütün yaprakları döküldü, ama kıpkırmızı elma, daldan düşmedi. Dev anası küplere bindi, yağmur oldu, yağdı, dolu oldu, çarptı, yeşil ağaç inim inim inledi, ama elma dalında kaldı, düşmedi, yaralanmadı. Görünüşe bakılırsa, her zaman da kalacak gibiydi. Dev anası umudunu kesti. "Belki de onlar değildir, başka bir şeydir, bizdendir, onlar bana böyle karşı koyamazlardı," diye söylendi. Gene bir top kara bulut olup uzaklaştı.

Yeşiltay'la sevgilisi (Ешилтай и его возлюбленная) gene bütün hızlarıyla koşmaya başladılar (снова изо всех сил бежать начали). Gece, gündüz demediler (ночь ли, день ли, не придавали значения), açlığa, susuzluğa, yorgunluğa aldırmadılar (на голод, жажду, усталость не обращали внимания) durmadan koştular (без остановки бежали). Güzel kızın demir asası kırıldı (красавицы железный посох сломался), demir çarığı da parçalandı (железные чарыки развалились), giyilecek gibi değildi, attılar (носить их было нельзя, выкинули). Ayakları taşlara, keseklere çarptı (ее ноги о камни, о комья земли царапались), kanadı (кровили), sızım sızını sızladı (неимоверно болели), ama en sonunda nasır bağladı (но, в конце концов, мозолями покрылись; bağlamak — связывать; затянуться /о ране/). Güzel kız hiç acı duymaz oldu (красавица совсем перестала боль чувствовать). Hiç acı duymaz olunca (совсем боль чувствовать перестав) daha da hızlı koştu (еще быстрее стала бежать) ya bir sabah güneş doğarken (но однажды утром, на рассвете), kara bulut gene gelip tepelerine dikildi (черная туча снова прилетела, над их головами повисла; dikmek — ставить, устанавливать; dikilmek — стоять очень близко, торчать). "Yandık (пропали: «сгорели»)," dedi güzel kız (сказала красавица), "artık bundan kurtulamayız (теперь отсюда не сможем спастись)". Yeşiltay gene gülümsedi (Ешилтай снова улыбнулся). "Üzülme, belki de kurtuluruz (не грусти, может, и спасемся), belki daha bizi görmemiştir (может, еще нас не увидела). Devlerin gözleri çok iyi görmez (глаза великанов не очень хорошо видят)," diye yanıtladı (ответил).

Yeşiltay'la sevgilisi gene bütün hızlarıyla koşmaya başladılar. Gece, gündüz demediler, açlığa, susuzluğa, yorgunluğa aldırmadılar, durmadan koştular. Güzel kızın demir asası kırıldı, demir çarığı da parçalandı, giyilecek gibi değildi, attılar. Ayakları taşlara, keseklere çarptı, kanadı, sızım sızını sızladı, ama en sonunda nasır bağladı. Güzel kız hiç acı duymaz oldu. Hiç acı duymaz olunca daha da hızlı koştu ya bir sabah güneş doğarken, kara bulut gene gelip tepelerine dikildi. "Yandık," dedi güzel kız, "artık bundan kurtulamayız". Yeşiltay gene gülümsedi. "Üzülme, belki de kurtuluruz, belki daha bizi görmemiştir. Devlerin gözleri çok iyi görmez," diye yanıtladı.

Sonra gene güzel kızın beline sarıldı (затем снова красавицу за талию обнял), göğsüne bastırdı (к груди прижал). Kendisi bir pınar oldu (сам источником стал), sevgilisi de bir bakır tas (возлюбленная его — медной чашей). Yeşiltay şimdi çok güzel bir pınardı (Ешилтай в этот раз очень красивым источником стал), dibinde (в глубине его) aklı karalı (светлые и темные), sarılı kırmızılı (желтые и красные), pırıl pırıl (блестящие) çakıl taşları vardı (мелкие камешки; çakıl — галька, лежали), suyu dupduruydu (воду задерживали). Bakır tas da (медная же чаша) "Beni al da şu pınardan bir tas su iç (меня возьми, из этого источника чашу воды выпей)," der gibiydi (говорила словно). Dev anası, aşağıya iner inmez (великанша, как только приземлилась: «вниз опустилась как только») bakır tası eline aldı (медную чашу в руки взяла). Çok yorgundu, çok susamıştı (очень устала, очень пить хотела: «жаждала»). Bakır tası duru suya daldırdı (медную чашу в чистую воду опустила), ağzına götürdü, içti (ко рту поднесла, выпила). Bir daha içecekti ya kısmet olmadı (еще раз выпить ей было не судьба). Bakır tas elinden düştü (медная чаша из ее руки выпала), kendisi de kocaman bir çınar gibi devriliverdi (сама же, как огромная чинара (вид дерева), рухнула).

Sonra gene güzel kızın beline sarıldı, göğsüne bastırdı. Kendisi bir pınar oldu, sevgilisi de bir bakır tas. Yeşiltay şimdi çok güzel bir pınardı, dibinde aklı karalı, sarılı kırmızılı, pırıl pırıl çakıl taşları vardı, suyu dupduruydu. Bakır tas da "Beni al da şu pınardan bir tas su iç," der gibiydi. Dev anası, aşağıya iner inmez bakır tası eline aldı. Çok yorgundu, çok susamıştı. Bakır tası duru suya daldırdı, ağzına götürdü, içti. Bir daha içecekti ya kısmet olmadı. Bakır tas elinden düştü, kendisi de kocaman bir çınar gibi devriliverdi.

"Yaktın beni, Yeşiltay! Yaktın beni, Yeşiltay (сгубил: «сжег» меня Ешилтай, сгубил меня Ешилтай)! Alacağın olsun, ben sana gösteririm (вот попадись мне, я тебе покажу)!" diye inledi (простонала). Arkasını getiremeden derin bir uykuya daldı (будучи не в силах договорить; arkasını getirememek — быть не в силах докончить какое-то дело, в глубокий сон погрузилась).
İçtiği su sihirliydi (выпитая ею вода была отравленной). Yeşiltay'dan bir parçaydı o su (частью Ешилтая эта вода была). Dev anası, bunun etkisiyle (великанша под этим воздействием) kırk gün, kırk gece uyanamayacaktı (сорок дней сорок ночей не должна была проснуться). Ama uyandıktan sonra (но после пробуждения) Yeşiltay'ın kokusunu alacaktı (Ешилтая почует: «запах возьмет»). İşin en kötüsü (самое плохое в том), Yeşiltay'ın gücü ona da geçmiş olacaktı (сила Ешилтая ей должна была перейти), kolayca bozuverecekti Yeşiltay'ın oyunlarını (легко расстроить сможет хитрости Ешилтая), yakında öcünü alacaktı (скоро отомстит). Belki kırk günlük, belki kırk bir günlük ömürleri kalmıştı (может, сорок дней, может, сорок один день жить им осталось). Belki de kurtulacaklardı (может быть, и смогут спастись), ama kurtulmaları çok zor görünüyordu (но путь к спасению очень тяжелым выглядел). Yeşiltay üzgündü bu yüzden (Ешилтай очень печалился по этому поводу). Neden başka bir şey yapmamıştı (почему он ничего другого не сделал)?

"Yaktın beni, Yeşiltay! Yaktın beni, Yeşiltay! Alacağın olsun, ben sana gösteririm!" diye inledi. Arkasını getiremeden derin bir uykuya daldı.
İçtiği su sihirliydi. Yeşiltay'dan bir parçaydı o su. Dev anası, bunun etkisiyle kırk gün, kırk gece uyanamayacaktı. Ama uyandıktan sonra Yeşiltay'ın kokusunu alacaktı. İşin en kötüsü, Yeşiltay'ın gücü ona da geçmiş olacaktı, kolayca bozuverecekti Yeşiltay'ın oyunlarını, yakında öcünü alacaktı. Belki kırk günlük, belki kırk bir günlük ömürleri kalmıştı. Belki de kurtulacaklardı, ama kurtulmaları çok zor görünüyordu. Yeşiltay üzgündü bu yüzden. Neden başka bir şey yapmamıştı?

Örneğin gene bir yeşil ağaç olmak (например, снова зеленым деревом стать), güzel kızı da bir kırmızı elma yapmak vardı (красавицу же красным яблоком сделать можно было). İkinci kez elma ve ağaç olduktan sonra (во второй раз яблоком и деревом став), bir daha eski durumlarına dönemezlerdi (снова в прежний облик вернуться не смогли бы), ama hep böyle kalabilirlerdi (но навсегда так смогли бы остаться). Yıllar, yüzyıllar geçer (годы, столетья прошли бы), onlara bir şeycik olmazdı (а с ними бы ничего не случилось). Yeşil ağaç kış yaz yeşil kalır (зеленое дерево зимой и летом зеленым стояло бы), güz gelince yaprakları sararmazdı (осенью его листья не пожелтели бы). Kırmızı elma da hiç düşmezdi (красное яблоко никогда бы не падало).

Örneğin gene bir yeşil ağaç olmak, güzel kızı da bir kırmızı elma yapmak vardı. İkinci kez elma ve ağaç olduktan sonra, bir daha eski durumlarına dönemezlerdi, ama hep böyle kalabilirlerdi. Yıllar, yüzyıllar geçer, onlara bir şeycik olmazdı. Yeşil ağaç kış yaz yeşil kalır, güz gelince yaprakları sararmazdı. Kırmızı elma da hiç düşmezdi.

Gelip geçen iyi insanlar (проходящие добрые люди): "Bu yemyeşil ağaç Yeşıltay'dır (это зеленое дерево — Ешилтай), bu elma da sevgilisi (а это яблоко — его возлюбленная)!" derlerdi (говорили бы), çocuklar onları görmeye gelirler (дети на них посмотреть приходили бы), gölgesinde güzel oyunlar oynarlardı (в его (дерева) тени в славные игры играли бы). Bu da çok güzel bir şeydi (это было бы очень хорошо). Başka şeyler de yapabilirdi (и другие вещи смог бы сделать), türlü türlü oyunlarla (многими разными хитростями) aldatabilirdi dev anasını (мог обмануть великаншу). Ama birden pınar olmak gelmişti aklına (но вдруг источником стать пришло ему на ум), başka bir şey düşünememişti (ничего больше не смог придумать). Gene de kurtulmaya çalışmalı, her şeyi denemeliydi (и все-таки спастись должен попытаться, все должен испробовать).

Gelip geçen iyi insanlar: "Bu yemyeşil ağaç Yeşıltay'dır, bu elma da sevgilisi!" derlerdi, çocuklar onları görmeye gelirler, gölgesinde güzel oyunlar oynarlardı. Bu da çok güzel bir şeydi. Başka şeyler de yapabilirdi, türlü türlü oyunlarla aldatabilirdi dev anasını. Ama birden pınar olmak gelmişti aklına, başka bir şey düşünememişti. Gene de kurtulmaya çalışmalı, her şeyi denemeliydi.

Her şeyi denediler (все испробовали), yağmur demediler (на дождь внимания не обращали), kar demediler (на снег внимания не обращали), tepe demediler (на холмы внимания не обращали), dağ demediler (на горы внимания не обращали), günler geceler boyunca gittiler (днями и ночами шли). Gittiler ya zaman daha çabuk ilerledi (в пути время быстрее идет). Kırk gün dediğin nedir ki (срок в сорок дней долгий ли)? Çabucak bitiverdi (в один миг закончился). İşin en kötüsü (самое плохое в том), korkunç bir fırtına başladı o gün (страшная буря поднялась в тот день). Şimşekler çaktı (молнии сверкали), yıldırımlar düştü (молнии ударяли), gökler gürledi (небеса грохотали), bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağdı (как из ведра: «из стакана выливающийся» дождь лил), bıçak gibi bir yel esti (резкий: «как нож» ветер дул). Bir türlü dinmek bilmedi (никак не прекращалось). Ağaçların en yüksek dalları bile yerlere değdi (самые высокие ветки деревьев до земли наклонялись). Yeşiltay da, güzel kız da fırtınalı bir denizde yüzer gibiydi (Ешилтай и красавица, словно в ураганном море плыли).

Her şeyi denediler, yağmur demediler, kar demediler, tepe demediler, dağ demediler, günler geceler boyunca gittiler. Gittiler ya zaman daha çabuk ilerledi. Kırk gün dediğin nedir ki? Çabucak bitiverdi. İşin en kötüsü, korkunç bir fırtına başladı o gün. Şimşekler çaktı, yıldırımlar düştü, gökler gürledi, bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağdı, bıçak gibi bir yel esti. Bir türlü dinmek bilmedi. Ağaçların en yüksek dalları bile yerlere değdi. Yeşiltay da, güzel kız da fırtınalı bir denizde yüzer gibiydi.

Yılmıyorlar, durmuyorlar (не пугаются, не останавливаются), sığınacak bir yer aramıyorlardı (место для убежища не ищут), yağmura, yele, sellere göğüs geriyor (дождю, ветру, потокам наперекор идут; gögüş — грудь; germek — натягивать, развертывать), ağaçlardan, kayalardan tutuna tutuna (за деревья, за камни цепляясь) ilerlemeye çalışıyor (продвигаться стараются), güç de olsa ilerlemekten geri durmuyorlardı (пока есть силы, двигаться не прекращают). Ama neye yarardı ki (но чему это помогло)? Kara bulut daha hızlı ilerliyordu (черная туча все быстрее приближается). Yeşiltay'ın korktukları gerçek olmuştu (страхи Ешилтая осуществились: «правдой стали»). Kara bulutlar arasında (среди черных туч) kapkara bir bulut yaklaştıkça yaklaşıyordu (самая черная туча все приближалась), indi inecekti (вот-вот опустится).

Yılmıyorlar, durmuyorlar, sığınacak bir yer aramıyorlardı, yağmura, yele, sellere göğüs geriyor, ağaçlardan, kayalardan tutuna tutuna ilerlemeye çalışıyor, güç de olsa ilerlemekten geri durmuyorlardı. Ama neye yarardı ki? Kara bulut daha hızlı ilerliyordu. Yeşiltay'ın korktukları gerçek olmuştu. Kara bulutlar arasında kapkara bir bulut yaklaştıkça yaklaşıyordu, indi inecekti.

Bu sırada masmavi bir ırmak göründü karşıda (в этот момент голубая река показалась напротив). Masmavi ırmağın ötesinde (на другой стороне голубой реки) yeşil bir ülke vardı (зеленая страна была), ışıl ısıldı (сверкала), orada fırtına yoktu (там бури не было), orada her şey dinginlik içindeydi (там все дышало безмятежностью). Kuşlar uçuyordu (птицы летали). Bir küçük çoban kuzularını gezdiriyordu (маленький пастух козочек пас). Ötede, bir küçük kent görünüyordu (на другой стороне маленький городок виднелся). Bacalarından döne döne dumanlar yükselmekteydi (из труб дымок поднимался). Orada her şey öylesine güzel (там все было таким красивым), öylesine hoştu ki (таким милым), kara bulut bütün kinini unuttu (что черная туча всю свою злобу позабыла). Yeşiltay'la güzel kızın üzerine inecek yerde (вместо того, чтобы опуститься на Ешилтая и красавицу), var hızıyla karşı kıyıya geçti (со всей скоростью на другой берег перелетела). Ama karşı kıyı gerçekler ülkesiydi (но на другой стороне была реальная /не сказочная/ страна). Kara bulut, birdenbire eriyiverdi (черная туча вдруг растаяла), iki damla yağmur olup yere düştü (двумя каплями дождя на землю упала).

Bu sırada masmavi bir ırmak göründü karşıda. Masmavi ırmağın ötesinde yeşil bir ülke vardı, ışıl ısıldı, orada fırtına yoktu, orada her şey dinginlik içindeydi. Kuşlar uçuyordu. Bir küçük çoban kuzularını gezdiriyordu. Ötede, bir küçük kent görünüyordu. Bacalarından döne döne dumanlar yükselmekteydi. Orada her şey öylesine güzel, öylesine hoştu ki, kara bulut bütün kinini unuttu. Yeşiltay'la güzel kızın üzerine inecek yerde, var hızıyla karşı kıyıya geçti. Ama karşı kıyı gerçekler ülkesiydi. Kara bulut, birdenbire eriyiverdi, iki damla yağmur olup yere düştü.

Karşı kıyı gerçekler ülkesiydi (на противоположном берегу была реальная страна). Yeşiltay, masallar ülkesinin sonuna gelmişti (Ешилтай до конца страны сказок дошел). Masallar ülkesinin ötesinden bir ses geldi kulağına (с противоположной стране сказок стороны ему послышался голос): "Gel artık, gel artık!" diye fısıldadı (иди теперь, иди теперь, прошептал). "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön (иди, Ешилтай, иди, к нам возвращайся)!" dedi (сказал).. Demese de dönecekti Yeşiltay (даже если и не сказал бы, Ешилтай вернулся бы). "Evet," dedi içinden (да, сказал он про себя), "evet geliyorum (да, иду)!" Güzel kıza uzaktaki kenti gösterdi (красавице далекий город показал).

Karşı kıyı gerçekler ülkesiydi. Yeşiltay, masallar ülkesinin sonuna gelmişti. Masallar ülkesinin ötesinden bir ses geldi kulağına: "Gel artık, gel artık!" diye fısıldadı. "Gel, Yeşiltay, gel, bize dön!" dedi. Demese de dönecekti Yeşiltay. "Evet," dedi içinden, "evet geliyorum!" Güzel kıza uzaktaki kenti gösterdi.

"Şu gördüğün kent benim kentimdir (тот город, который ты видишь, мой город), doğduğum kent (город, в котором я родился)! Bir zamanlar bu kentten kaçmak isterdim (когда-то я из этого города убежать хотел), beni sıkardı (меня он тяготил). Ama sonra yavaş yavaş her şeyi anladım (но потом, со временем: «медленно-медленно» я все понял), yıllar var ki, küçük kentimin özlemini çekerim (годы прошли, по маленькому городку скучаю)." Gülümsedi, bacalardan döne döne çıkan dumanları gösterdi (улыбнулся, из труб поднимающийся дымок показал): "Orada yaşamak çok güzel bir masal (там жизнь очень красивая сказка)," diye söylendi (сказал), "güzel olduğu kadar da kısadır (насколько красивая, настолько и короткая), çabucak bitiverir (мгновенно закончится). Bunun için, yaşamaya dört elle sarılırsın (поэтому за жизнь нужно крепко держаться: «четырьмя руками обнять»). Buradaki hünerler orada görülmez (здешние чудеса там невидимы). Dev anası tuzla buz oldu (великанша исчезла), burada kalmakta bir tehlike yok (здесь оставаться нет никакой опасности). Ama ben gene de kentime döneceğim (но я все равно в свой город вернусь) Seni seviyorum, senin de gelmeni isterim (я тебя люблю, и хочу, чтобы ты тоже пошла со мной)!"

"Şu gördüğün kent benim kentimdir, doğduğum kent! Bir zamanlar bu kentten kaçmak isterdim, beni sıkardı. Ama sonra yavaş yavaş her şeyi anladım, yıllar var ki, küçük kentimin özlemini çekerim." Gülümsedi, bacalardan döne döne çıkan dumanları gösterdi: "Orada yaşamak çok güzel bir masal," diye söylendi, "güzel olduğu kadar da kısadır, çabucak bitiverir. Bunun için, yaşamaya dört elle sarılırsın. Buradaki hünerler orada görülmez. Dev anası tuzla buz oldu, burada kalmakta bir tehlike yok. Ama ben gene de kentime döneceğim. Seni seviyorum, senin de gelmeni isterim!"

Sonra ırmağa attı kendini (потом в речку прыгнул: «кинул себя»), güzel kız da arkasından geldi (красавица за ним прыгнула). Yüzerek karşı kıyıya vardılar (вплавь до противоположного берега добрались). Üstleri başları ıpıslaktı (с головы до ног мокрые), karınları açtı (голодные), çok yorulmuşlardı (очень уставшие), yürüyecek gibi değildiler (еле-еле могли идти). Gene de birbirlerine gülümsediler (и все равно друг другу улыбались). Yalnız güzel kız sarardı (только красавица побледнела; sararmak — становиться желтым; бледнеть). Nasıl sararmasındı (как ей не побледнеть)? Sevgilisi birdenbire değişmişti (ее любимый вдруг изменился). Yeşiltay da işin farkındaydı (Ешилтай тоже это заметил). Çok düşünmüştü (очень много думал), çok işler yapmıştı (много дел сделал), çok acı çekmişti (много боли испытал). Bu kıyıya geçer geçmez (как только он перешел на этот берег) çektiği acıların (испытанная им боль), yaşadığı iyi kötü yılların (прожитые и хорошие, и плохие годы) izleri yüzüne, bedenine işlenivermişti (отпечатки на его лице и теле оставили). Yüzü kırışıklar içindeydi (лицо его все в морщинах), yeşil elma ağacının aldığı yaralar, Yeşiltay'ın ellerinde, ayaklarında belirmişti (зеленой яблоней полученные раны, на руках и ногах Ешилтая появились). Başında da tek saç kalmamıştı (на голове ни одного волоса не осталось; tek — единственный). Ama o, bunlara aldırmadı (но он этому не придал значения). Sevgilisinin sarardığını, üzüldüğünü, belki de pişman olduğunu görmezlikten geldi (то, что его возлюбленная побледнела, погрустнела и, может быть, сожалела о содеянном, словно не видел; pişman — сожалеющий).

Sonra ırmağa attı kendini, güzel kız da arkasından geldi. Yüzerek karşı kıyıya vardılar. Üstleri başları ıpıslaktı, karınları açtı, çok yorulmuşlardı, yürüyecek gibi değildiler. Gene de birbirlerine gülümsediler. Yalnız güzel kız sarardı. Nasıl sararmasındı? Sevgilisi birdenbire değişmişti. Yeşiltay da işin farkındaydı. Çok düşünmüştü, çok işler yapmıştı, çok acı çekmişti. Bu kıyıya geçer geçmez çektiği acıların, yaşadığı iyi kötü yılların izleri yüzüne, bedenine işlenivermişti. Yüzü kırışıklar içindeydi, yeşil elma ağacının aldığı yaralar, Yeşiltay'ın ellerinde, ayaklarında belirmişti. Başında da tek saç kalmamıştı. Ama o, bunlara aldırmadı. Sevgilisinin sarardığını, üzüldüğünü, belki de pişman olduğunu görmezlikten geldi.

"Az sonra kente varacağız (скоро до города доберемся). Orada küçük bir evimiz olacak (там у нас появится маленький дом), sonra çocuklarımız olacak (потом дети появятся), evimizin bacasından duman eksik olmayacak (из трубы нашего дома дым не перестанет подниматься: «недоставать не будет»; eksik — недостаток, нехватка), ben ölürsem ocağımı çocuklarım yakacaklar (если умру, очаг мои дети будут разжигать), ama yaşadıkça çalışacağım (но пока живу, буду работать), senin için, çocuklarımız için elimden geleni yapacağım (для тебя, для детей все от меня зависящее: «из моих рук приходящее» сделаю)!" dedi (сказал).
Yeşiltay sözünün eriydi (Ешилтай был человек слова; er — мужчина), yapardı (так и сделает). Yüzü kırışıklarla dolsa da (хоть и лицо его все в моршинах), başında saç kalmasa da (хоть и на голове не осталось волос), eski hünerlerini gösteremese de (хоть прежние чудеса и не может показывать) ne çıkardı (что с того)? Yüreği hiç değişmemişti (сердце его не изменилось), Yeşiltay gene bizim bildiğimiz Yeşiltay'dı (Ешилтай был все равно тот Ешилтай, которого мы знаем).

"Az sonra kente varacağız. Orada küçük bir evimiz olacak, sonra çocuklarımız olacak, evimizin bacasından duman eksik olmayacak, ben ölürsem ocağımı çocuklarım yakacaklar, ama yaşadıkça çalışacağım, senin için, çocuklarımız için elimden geleni yapacağım!" dedi.
Yeşiltay sözünün eriydi, yapardı. Yüzü kırışıklarla dolsa da, başında saç kalmasa da, eski hünerlerini gösteremese de ne çıkardı? Yüreği hiç değişmemişti, Yeşiltay gene bizim bildiğimiz Yeşiltay'dı.

0



Рейтинг форумов | Создать форум бесплатно © 2007–2017 «QuadroSystems» LLC