ТУРЕЦКИЙ ЯЗЫК. Türkçe oğreniyorum. Русский язык. Rusça oğreniyorum.

Объявление

ТУРЕЦКИЙ ЯЗЫК В СКАЙПЕ с 15 июля. Объявляется набор в группы В1 (только 3 человека), A2 и А1 (4-8 человек) https://www.facebook.com/groups/ogren.turkce/permalink/2119387888072789

Информация о пользователе

Привет, Гость! Войдите или зарегистрируйтесь.



ZAMAN TÜNELİ

Сообщений 1 страница 6 из 6

1

ZAMAN TÜNELİ (Özlem Aytek)
http://s3.uploads.ru/nFu3z.jpg

Bölüm: 1
Büyülü çiçek

   O gece Ay, tüm güzelliğiyle gökyüzünde (gökyüzü - небо, небосвод) parlıyordu. Can, penceresinin kenarında (kenar - край, окраина, борт, грань, кант, каемка, катет, кайма, краешек, кромка, ободок, обрез, сторона) oturmuş, yıldızları izleyordu.
Bu yıldızlardan en küçüğü ve en parlağı olan küçük Pırıltı'nın bulunduğu yeri artık çok iyi biliyordu.

   Küçük yıldız Pırıltı; Bora, Can ve Sinem'le birlikte birçok serüven (serüven - авантюра, похождение, приключение) yaşamıştı.
Bu serüvenler, Beş Kafadar arasında bir giz olarak kalmıştı.
Daha pek arkadaşlar vardı ama bu Beş Kafadar'ın paylaştıkları (paylaşmak - делить, делиться, разделить, разделять) çok farklıydı.

   O cumartesi sabahı Can kahvaltısını ederken kapı çalmaya başladı.
Can kalktı, kapıyı açtı. Gelen Bora'dan başkası değildi.
Bora:
   - Can, hemen bize gelmelisin (должественное наклонение от gelmek), dedi Pırıltı'dan bilgisayarama bir mesaj gelmiş. Hepimizin bizim evde toplanmasını (toplanma - сбор) istiyor.
Can aceleyle (aceleyle - наскоро, наспех, поспешно, спешно, второпях, впопыхах) odasında bir hikaye (hikâye - рассказ, история, побасенка, сказ) kitabını resimleyen annesinin yanına koştu.
   - Anneciğim, kahvaltımı bitirdim. İzin verirsin Boralara gitmek istiyorum. Bora kapıda beni bekliyor, dedi.
Annesi:
   - Elbette yavrum, ancak sakın (sakın - осторожно) yaramazlık (yaramaz - проказник/проказница, баловник/баловница, шалун/шалунья; озорной, шаловливый) yapmayın (желательное наклонение от yapmak).
Bora ve Can, soluk soluğa Boraların evine vardıklarında Sinem ve Doğan'ı Bora'nın odasında oturur halde buldular.
Hepsi de çok heyecanlıydı. (heyecanlı - эмоциональный, патетический, сенсационный, волнительный, волнующий, возбудимый, возбужденный, взволнованный)
Bora onların heyecanını bir an önce gidermek (gidermek - отбивать, покончить, рассеивать, удовлетворять, устранять, утолять) için söze başladı:
   - Size verecek önemli haberlerim var. Bugün Pırıltı'dan bir mesaj aldım. Bu gece önemli bir görev için yeryüzüne (yeryüzü - земная поверхность) inecekmiş.
Sinem, sevinçle (sevinç - радость) atıldı (atılmak - бросаться, стремиться, устремляться, вылетать):
   - Ah, desenize (desen - рисунок, узор) güzel bir serüven yaşayacağız.
Can sordu:
   - Nasıl bir görevmiş (görev - обязанность, дело, долг, должность, функция, миссия, нагрузка, назначение, поручение, пост, служба, задача, задание) bu?
Bora, bildiklerini aktarmaya (aktarmak - передавать, перегружать, перекладывать, переливать, переносить, пересаживать, переваливать, переводить) başladı:
   - Bundan yüzyıllar (yüzyıl - столетие, век) önce, ulu (ulu - величественный) bir dağın derinlerindeki (dağ - гора, derin - глубокий, углубленный) bir mağaraya bir tohum (tohum - семя, зерно) ekilmiş (ekili - засеянный). Bu tohumu eken (ek - добавление, приложение) kötü büyücü Ozmo'ymuş.
Tohum aradan (ara - интервал, пауза, остановка, перерыв, промежуток, разрыв, тайм-аут) geçen yüzyıllar boyunca filizlenerek (filizlenmek - прорастать, процветать) gelişmiş. (geliş - появление, приезд, приход)
Bugünlerde en olgun çağına erişmiş. Bu bitki çiçek açtığında kötülük tozlarını (toz - пыль, порошок, присыпка) dünyaya serpiştirecekmiş. (serpiştirmek - рассеивать, разбрасывать)
Bu tozlar , dünyada yaşayan tüm (tüm - весь, сплошной) canlıları (canlı - живой, бодрый, живо, образный, одушевленный, оживленный, подвижный) yok edecekmiş.
İşte, bitki iki gün sonra çiçek açacakmış. Pırıltı, bu nedenle yeryüzüne geliyor.
Senem şaşkınlıkla konuştu:
   - Demek canlılara zarar veren bitkiler de var!
Bora:
   - Bu bitki gerçekte diğer bitkilerden farksız. (farksız - не отличающийся, одинаковый)
Ancak Ozmo ona sihir (sihir - волшебство)  yaptığı için canlılara zarar verecek.
Doğan:
   - İşin gerçekğini öğrenmek için Pırıltı'yı beklemekten başka çaremiz (çare - исход, лекарство, средство, выход) yok, dedi.

   Dört arkadaş heyecanla akşam olmasını beklemeye başladılar. Pırıltı'nın mesajı sabahleyin (sabahleyin - утром, sabahlamak - не спать до утра) gökyüzünde şimşekler (şimşek - молния) çakarken (çakmak - забивать, подбивать, прибивать, чиркать, подсовывать, срезаться, вбивать, сколачивать, загонять, раскусить) gelmişti.
Şimdiyse Güneş tam tepede (tepe - холм, горка, курган, маковка, макушка, сопка, верхушка, вершина, высота, возвышение, возвышенность) yükselmişti. (yükselmek - нарастать, подниматься, повышаться, продвигаться, вырастать, выситься, возвышаться, вздыматься, взмывать) Gökyüzünde tek bulut bile yoktu.

Мои вопросы к тексту
1. В этой сказке сколько друзей и как их зовут?
2. Зачем в субботу к Джану пришел Бора?
3. Джан ушел из дома без разрешения?
4. В чьем доме собрались ребята?
5. От кого пришло сообщение?
Жду ваших.

0

2

сказка

1.друзей вроде 5 ....     Beş Kafadar'ın paylaştıkları...типа 5 голов-не разлей-вода   ..Pırıltı,Bora,Can,Sinam ve Doğan
2.бора сказал,что от .Pırıltı пришло сообщение и нужно всем собраться.
3.джан из дома не уходил..
4.все собрались в его доме в его комнате ..... Bora'nın odasında oturur halde buldular.
5 от Pırıltı
           

0

3

1. Bu masalda kaç arkadaş var? Onların ismi ne?
2. Neden cumartesi günü Bora Can'a geldi?
3. Can gitmek için izini aldı mı?
4. Kimin evinde toplantı vardı?
5. Kimden mesaj geldi?

0

4

ПРОДОЛЖЕНИЕ
Yalnızca şimşeklere mesaj gönderebilen  Pırıltı'dan yeni bir haber gelmeyeceği kesindi. Onun gelişini (geliş - появление, приезд, приход) beklemekten başka çare (çare - исход, лекарство, средство, выход) yoktu.
   Dört arkadaş isim şehir oynayarak (деепричастие от oynamakсм.здесь) zaman geçirmeye (деепричстие от geçmek См.здесь) çalıştılar. Güneş sonunda (sonunda - наконец) dağların arasında (arasında - между, под, посреди, среди) battığında heyecanları (heyecan - эмоция, пафос, переживание, сенсация, трепет, увлечение, волнение, возбуждение) giderek (деепричастие от gitmekсм.здесь) artıyordu.
Yemek zamanı herkes evine dağıldı (dağılmak - рассасываться, расходиться, распадаться, распыляться, расползаться, рассеиваться, рассыпаться, рассредоточиваться, разъезжаться, разбежаться, разбредаться, разбрестись, размешаться, разойтись, развалить, развалиться, развеяться). Yemekten sonra Canların evinde toplanmak için sözleşmişlerdi (sözleşmek - договариваться, сговариваться, уговариваться, условливаться).
   Yıldızlar birer birer (birer birer - поодиночке) gökyüzünde belirmeye (belirmek - обозначаться, определяться, отражаться, показываться, появляться, вырастать, вырисовываться) başladığında dört arkadaş Canların penceresinin kenarında oturuyorlardı.
Pırıltı'nın her zamanki tanıdık (tanıdık - знакомый) ışığı bir türlü (türlü  - различный, разный, разномастный, разнородный, разновидный) görünmüyordu (görünmek - показываться, появляться, глядеть, казаться, выглядеть, выглядывать, вырастать, вырисовываться, виднеться, являться). Sanki binlerce (binlerce - тысячами) yıldızın arasında kaybolmuş (kaybolmak - теряться, деваться, исчезать, пропадать, проваливаться, растеряться, затеряться) gibiydi.
   Can:
- Bir terslik (terslik - неровность, помеха) olmalı, dedi. Şimdiye kadar çoktan (çoktan - давно) bahçemize inmiş olmalıydı.
   Şınem:
- Gökyüzünde, her zamanki yerinde de değil, diye sızlandı (sızlanmak - жаловаться, ныть, сетовать).
- Bekleyelim, dedi. Az sonra geleceğine eminim.
   Gerçekten de Doğan'ın söylediği gibi oldu. Yarım saat sonra Pırıltı'nın yeryüzüne indiğini belirten ışık görüldü.
Sinem sevinçle ellerini çırptı.
Pırıltı, bahçede her zamanki yerine indi. Arkadaşları da karşılamak için bahçeye koştular.
On dakika sonra birlikte Can'ın odasındaydılar.
   Pırıltı hiç zaman yitirmeden olanları anlatmaya başladı:
- Çok önemli bir görev için yeryüzüne indim (emin - безопасный, надежный, уверенный, верный).
   Can:
- Bora bize Ozmo'nun yüzyıllar önce ektiği büyülü bitkiden söz etti.
   Pırıltı:
- Evet, bu büyülü bitki birkaç gün sonra çiçek açacak ve çiçeklerden uçuşan tozlar dünyadaki tüm canlıları yok edecek.
   Sınem:
- O halde o mağaraya gidip çiçeği kökünden (kök - корень, корешок) keseceğiz, dedi.
   Pırıltı:
- Hayır Sinem, bu işi önerdiğim yöntemle (yöntem - метод, прием, способ) çözümlenemez (özümlemek- ассимилировать, усваивать). Bizim yolumuz çok daha güç ve tehlikeli olacak.
   Can sordu:
- Yolculuğumuzu (yolculuk - дорога, поездка) her zamanki gibi el ele (el ele - рука об руку) tutuşup (tutuşmak - загораться, зажигаться, разгореться, воспламеняться, возгораться, вспыхивать, затевать) gözlerimizi kapatarak yapmayacak mıyız?
   Pırıltı düşünceliydi. Sessizce:
- Hayır, dedi. Bu kez farklı bir yolculuk yapacağız. Zaman tüneline gireceğiz. Çok ama çok eski çağlara gideceğiz. Büyücü Ozmo'nun yaşadığı çağlara.
Can çok heyecanlanmıştı. Eli ayağı titriyordu. Demek zaman tüneline binerek eski çağlara (çağ - эпоха, эра, пора, век, возраст) gideceklerdi!
Ah, bunu düşünmek bile muhteşemdi. Titrek (titrek - дрожащий) bir sesle sordu:
- Neden o eski çağlara geri dönmemiz gerekliyor Pırıltı?
   Pırıltı karşılık verdi: (karşılık vermek - отвечать, возражать, отплачивать, платить, ответить, возразить, отплатить, заплатить)
- Büyülü bitki öylesine (öylesine - настолько, так) büyük ki yanına gitsek bile hiçbir şey yapamayız.
Büyülü olduğu için sihirli güçlerimi de ona karşı kullanamam.
Daha yanına varır varmaz bizi bir lokmada (lokma - кусок) yutuverir.
ПРОДОЛЖЕНИЕ СЛЕДУЕТ

0

5

ПРОДОЛЖЕНИЕ
Dört arkadaş çekingen (çekingen - несмелый, робкий, стеснительный)  ve kararsız (kararsız - изменчивый, капризный, непостоянный, нерешительный, нетвердый, неустойчивый, переменчивый, переменный, шаткий, зыбкий)   bakışlarla (bakış - взгляд) birbirlerine baktılar.
Pırıltı:
-Haydi, dedi. Yitirecek zamanımız yok.
Bora:
Yolculuk (yolculuk - дорога, поездка) için ne gibi hazırlıklar (hazırlık - подготовка, приготовление) yapmamız gerekiyor, deye sordu.
Pırıltı:
-Hiçbir hazırlığa gerek yok. Bana evdeki en büyük aynayı (ayna - зеркало) göstermen yeterli, dedi.
Arkadaşları şaşkınlık (şaşkınlık - недоумение, растерянность, удивление, замешательство) dolu gözlerle Pırıltı'nın ardından (ardından - из-за, вдогонку, за) evin en büyük odasına gittiler.
Bora, odanın bir köşesindeki boy aynasını işaret etti (işaret etmek- указать, указывать).
   Pırıltı aynanın tam karşısında durdu. Arkadaşlarına seslendi (seslenmek - окликать, откликаться, отзываться, взывать, звать):
- Hepiniz yanıma gelin ve el ele (el ele - рука об руку) tutuşun.
Arkadaşları hiç karşılık vermeden (karşılık vermek - отплачивать, отвечать, платить, заплатить) Pırıltı'nın yanına dizildiler. El ele tutuştular.
Pırıltı aynaya bakmak birtakım (birtakım -  некоторое количество, несколько) sihirli (sihirli - волшебный) sözcükler fısıldadı (fısıldamak - подсказывать, пришептывать, шептать).
   Bir, iki, üüüç! Hoooop!
   Beş Kafadar bir anda aynanın öte (öte - пространство) tarafına geçmişlerdi.
   Pırıltı, bu duruma alışkın (alışkın - привычный) görünüyordu. Oysa (oysa-между тем, а) dört arkadaşı aynanın öbür (öbür - тот) tarafına geçmenin şaşkınlığı içindeydiler.
Artık Boraların evinin içinde değillerdi. Sınırsız bir boşluk (boşluk - пустота, пространство, пробел, полость, шахта, вакуум) önlerinde uzanıyordu. Ortalık (ortalık - округа) loştu (loş - сумеречный, сумрачный).
   Pırıltı'nın işareti üzerine (üzerine - на, о, по, после, поверх) dört arkadaşı onu izlemeye başladılar. Yürüdükleri от Yürümek 3 мн.ч. Прошедшее продолжительное время ссылка yol upuzun (upuzun - длиннющий) bir koridor gibiydi.
Ne bir eşya, ne kapı ne pencere vardı. İki yanlarını çevreleyen (çevrelemek - обрисовывать) duvarlarda bir delik bile yoktu.
   Uzun zaman boyunca bu koridorda ilerlediler (ilerlemek - двигаться, идти вперед, подвигаться).
Yürüdükleri yol bitmek tükenmek (tükenmek - иссякать, истощаться, выходить) bilmiyor, her köşe (köşe - угол, уголок) başında yeni bir koridora açılıyordu.
   Bora, nedenini bilmeden alçak (alçak - низкий, гад, негодяй, невысокий, подлец, подлый, свинья, мерзавец) sesle konuştu:
- Evimizdeki aynanın böylesi bir koridora açılacağını söyleseler inanmazdım...
   Pırıltı:
- Fısıldamana gerek yok Bora, rahatlıkta konuşabilirsin, dedi. Bizi kimse işitemez (işitmek - расслышать, слышать)!
   Bu konuşmalar Sinem'i yüreklendirmişti (yüreklenmek -  смелеть). Yine de çekingen bir sesle sordu:
- Burası zaman tüneli mi?
- Hayır, diye yanıt (yanıt - отклик, ответ) verdi Pırıltı. Burası zaman tüneline varmak (varmak - прибывать, добираться, доезжать, доходить, достигать, дотягивать, подъезжать, попадать, приезжать, приходить) için geçmek zorunda olduğumuz koridor...
   Bundan sonra hiç kimse konuşmadı.
Herkes zaman tünelinin nasıl bir şey olduğunu merak ediyor, hayallerinde türlü (türlü - различный, разный, разномастный, разнородный, разновидный) biçimler canlandırıyorlardı.
Böylesine olağan üstü birşeyin ancak uzay (uzay - космос, пространство) dizilerinde olduğunu düşünüyorlardı.
Yeni bir köşebaşına geldiklerinde Pırıltı sessizliği bozdu:
- Zaman tüneli bu koridorun sonunda!
   Dört arkadaş heyecanla (heyecan - эмоция, пафос, переживание, сенсация, трепет, увлечение, волнение, возбуждение) titrediler (titremek - дрожать, трепетать, трясти, задрожать).
Hiç konuşmadan birbirlerine bakarak gözleriyle ne kadar heyecanlı olduklarını ifade ettiler.
   Koridorun sonuna yaklaştıkça heyecanları artıyordu.
Soluklarını tutarak ilerliyor, yolun sonundaki zaman tünelini bir an önce görmek istiyorlardı.
   Birkaç dakika sonra koridor sona erdi (sona ermek - оканчиваться, кончаться, прекращаться, завершаться). Zaman tüneli o muhteşem görüntüsüyle karşılarındaydı artık.
Can'ın heyecandan eli ayağı titriyordu. Nedenini bilmeden gülümsüyor, arkadaşlarına bakıyordu.
Çözlerine inanamıyordu. Arkadaşlarının durumu  da kendisininkinden farklı değildi.
Bu, şimdiye kadar yaşadıkları en heyecan verici serüven (serüven - авантюра, похождение, приключение) olacaktı.
ПРОДОЛЖЕНИЕ СЛЕДУЕТ

0

6

Bölüm: 2
Zaman tünelinde yolculuk.

   Tünel birbiri içinde kıvrılan ve durmaksızın  dönen halkalardan oluşmuştu.  Halkaların başlangıcını ve sonunu  görebilmek olanaksız gibiydi.
Halkalar birbiri ardına sıralanmış, sonsuzluğa doğru uzayıp gidiyordu.
   Can, Pırıltı'ya sordu:
- Zaman tüneli nerede sona eriyor?
   Pırıltı, bu soruya gülerek yanıt verdi:
- Bu tünelin sonu yoktur Can! İçinde yürüdükçe yürür ancak bir türlü sonuna ulaşamazsın.
   Bu yanıt dört arkadaşı çok heyecanlandırmıştı.
Demek karşılarında sonsuzluğa kadar uzanan zaman tünelinin başlangıcı duruyordu.
   Bora:
- Dilediğimiz zaman aynaların öbür tarafına geçerek bu tünele ulaşabilir miyiz? diye sordu.
   Pırıltı kısaca yanıt verdı:
- Hayır, bunun için benim sihirli gücüme gereksiniminiz var.
   Doğan söze karıştı:
- Pırıltı, yani zaman tüneline açılan koridorlar Bora'ların odasındaki aynadan mı başlıyor?
  Pırıltı:
- Hayır, diye yanıt verdi. Bu koridor tüm aynaların öte taraflarında vardır. Hepsi de zaman  tüneline uzanır.
Canların evinde olsaydık bu yolculuğa o evdeki aynalardan birinin içinden geçerek çıkacaktık ve yine buraya varacaktık.
   Sinem:
- Ah, demek tüm aynalar sihirli bir gizi gizliyor, dedi.
  Pırıltı:
- Yanılıyorsun Sinem. Aynalar sihirli bir giz falan taşımıyor.  Onlar yalnızca üçüncü boyuta açılan biber kapı gibidir...
Bu kapılardan hangisinden geçersen geç zaman tüneline ulaşırsın. Ancak ne yazık ki  hiçbir insan kendi başına aynaların içinden geçerek buraya gelmez?
   Bora:
- Kimler geçebilir? diye sordu.
   Pırıltı:
- Yalnızca üçüncü boyuta ait olan varlıklar geçebilir. Cinler, periler, kediler ve gökyüzünde uçuşan öbür varlıklar, yıldızlar...
   Dört arkadaşı zaman tüneline bakarak düşüncelere dalarken Pırıltı onları izliyordu. Hepsi de ne kadar iyi yürekli ve yardım severdi.
Küçük yıldız yüzü pembeleşti, arkadaşlarına tek tek sarıldı. Bı, gerçekten de duygu yüklü bir an oldu.
   Pırıltı:
- Bu kadar sevgi gösterisi yeter. Haydi iş başına diye haykırdı.
  Arkadaşların çekindiğini gören Pırıltı tünele doğru yürüdü.
-   Önden ben gideceğim,
beni izleyin ve yanımdan sakın ayrılmayın. Durmanızı söylediğimde, ne bir adım önde ne de bir adım geride kalın. Hepiniz aynı hizada durun...
Pırıltı önde arkadaşları arkada hiç durmadan dönüp duran tünele  yaklaşmaya başladılar.
Sinem hareket halindeki bu tünelde ayakta durabileceklerine inanmıyordu.
Dayanamadı, düşüncesini belirtti:
- Daha tünele ayak basar basmaz yere yuvarlanacağız. Ya bu sonsuz tünelde ebediyen dönüp durursak?
Ya bir daha ayağa kalkamazsak? Evimize geri dönemezsek?
   Sinem'in ardı arkası kesilmeyen bu sorularına ve kaygılarına Pırıltı şu sözleriyle son verdi:
- Bana güvenmelisin Senim! Şimdiye kadar sizi bir tehlikeyle karşı karşıya bıraktım mı hiç?
   Pıtıltı'nın sesindeki kırgınlık Sinem'i çok üzmüştü.
- Özür dilerim Pırıltı, dedi. Biraz fazla heyecanlanmış olmalıyım...
   Pırıltı daha neşeli bir sesle:
- Hiç önemli değil Sinem. Bu sonsuz tüneli görümce heyecanlanman ve kaygılanman normal.
Ancak sakın korkma beni izleyin ve elele tutuşun. Ellerinizi hiç bırakmayın.
   Pırıltı, tünele ilk adımını atarak sonsuzluğa doğru ilerlemeye başladı. Sanki dümdüz yolda yürüyormuşçasına rahattı.
   Sonunda dört arkadaşı da zaman tüneline ilk adımlarını attılar.
Gerçekten de birbirine eklenen, siyah ve beyaz halkalardan oluşmuş tünelin sürekli dönüyor olmasından hiç etkilenmemişlerdi.
Düz bir yolda ilerliyormuşçasına Pırıltı'yı izlemeye başladılar. Attıkları her adımda ayaklarının altından kayıp giden halkaları izliyorlardı.
Halkalar öylesine hızlı dönüyorlardı ki dikkatli  bakıldığında insanın başını döndürüyordu.
   Burası, halkalardan oluşmuş, sonu görünmeyen bir mağaraya benziyordu.
   Pırıltı uzun süre ilerledikten sonra durdu. Kendisini izleyen arkadaşlarına dönerek:
- Daha fazla ilerlemeyin.
Ayağının altındaki yerin sürekli kayıp gidiyor olmasından hiç etkilenmiyordu.

0



Рейтинг форумов | Создать форум бесплатно © 2007–2017 «QuadroSystems» LLC